IQ, duygusal zekâ ve pratik zekâ
MÜSLÜM GÜLHAN MÜSLÜM GÜLHAN
Matematik kelimesini duyduğumuzda sanırım nüfusun % 80’i yüzünü buruşturur

Matematik kelimesini duyduğumuzda sanırım nüfusun % 80’i yüzünü buruşturur.
Pek hakları olmamakla beraber, tek haklı oldukları nokta eğitim sistemi matematiği bertaraf etmek üzere kurgulanmış bir müfredata sahip olmasıdır.

Sanki matematiğin sorunu; 3 musluk ile havuzun kaç saatte dolması ya da iki trenin bir türlü B noktasında buluşamamaları değil tabii ki.
Doğadaki dengelerin analitik izahı ile yaşamımızın dengesini sağlayan değerlerin sayısal izahı olarak da açıklayabiliriz.
Sistem matematikten korkuyor, ne yapalım!

Bugün sevgili dostum, spor psikoloğu Ömer Ateş ile IQ, duygusal zekâ ve pratik zekâ ile ilgili görüşme yaptık.
Futbol altyapılarında bunların birer parametre olarak kabul edilip herhangi bir çalışma yapılıp yapılmadığını sordum. Kendisi henüz böyle çalışmaların yapılmadığını söyledi.

İkimizin de ortak fikri; kesinlikle bu değerlendirmelerin yapılması üzerineydi.
Üstyapılara dokunmuyorum (!) ki; eğitimi düşük, egosu yüksek hocaların daha spor psikologlarını kabulü ile ilgili sorunları varken, buralara konunun gelmesi imkânsız!
IQ bilindiği üzere birtakım geçerli testler vasıtasıyla zekânın sayısal değerinin ortaya konulmasıdır. Tabii ki burada bir skala var. Önemli olan sayısal alt değerin seviyesidir.
Başarıda ise birtakım farklılıklar söz konusu, bir sporcunun 130 IQ’ya sahip olması yeterli olabilir, artık bunun üstü ile farklı bir şey yakalamayabilir. Ama 70 ile 100 IQ arası ise birtakım farklılıklara sahiptir ve 130 IQ ile aynı skala içinde kabul edilemez. Burada önemli olan geçerli alt değerin kıyas olarak kabul edilmesidir.

Çünkü saha içindeki temel prensipler ile özellikle saha dışı sosyal öğretilerdeki anlama farklılıkları için bir değer tespiti yapılmalıdır. Programlar buna göre dizayn edilmelidir.
Bundan sonra devreye branş ile ilgili motorik özellikler, yetenek ile duygusal ve pratik zekâ girmektedir.
Yüksek performans gösteren kişilerde, duygusal zekânın etkisinin önemli ölçüde yüksek olduğu bilinmektedir.
Sporcularda özellikle içten çabaları ve sistem uyumu çok önemli; çünkü sürekli baskı altında olmanın vermiş olduğu psikolojik etki, sporcularda birtakım performans değişikliklerine neden olmaktadır.

Özellikle;
Kendi farkındalıklarını bilmesi, kendini her koşul için ayarlaması, motivasyon, empati kurma ve sosyal bakımdan becerili olma özellikleri duygusal zekânın önemli bileşenleridir.
Peki duygusal zekâ geliştirilebilinir mi? Uzmanlar evet diyor.

Sporcular en önemli açmazları; anlık pozisyonlar içinde karar verme ve karar değiştirme sürecinde yaşıyorlardır.
Değişkenlerin doğrusunu bulmak için çok çabuk ve hemen karar verilmeli. İşte burada “pratik zeka” devreye giriyor.
Ama bilinen gerçekte sistematik kurgu içinde oynanan oyunun temel öğelerinin öğrenilmesi ve bunun yeteneklerle bütünleştirilmesinden sonra çözüm için değişkenlikleri kullanılmasının esas olmasıdır. Sistematik oyun kurgusu bir süreçtir, tüm zekâ değerlerinin kullanıldığı ve birbirini tetikleyen unsurlar içerdiğini bilmek gerekir.
Çünkü futbol komplike bir oyundur.

Psikolog Robert Sternberg’e göre pratik zekâ “Kime ne söyleyeceğini bilmek, bunu ne zaman söyleyeceğini bilmek ve maksimum etki için bunu nasıl söyleyeceğini bilmek.”
Aslında bir yönetimsellik içinde bakarsak; bir şeyi, neden bildiğinizi bilmeden de, onu açıklayamadan da, nasıl yapacağınızı bilmekle ilgilidir.
Sanırım uzmanlar bu konuları inceledikten sonra birtakım metotların kullanılmasına karar vereceklerdir.
Sektör içindeki farklılıkları bulmak ve bunları kullanmak artık bir zorunluluk olmuştur. Bir lüks değildir.
Sorun bizim için geçerli olan bu “rant” oyunundan ve bundan nemalananlardan kurtularak bu sürece geçebilmektir.
Türkiye futbolunda da “eğitim” düşük, “ego” yüksektir.
Gel de yurdumun futbol direktörüne anlat bunları.