İradenin iyimserliği, aklın kötümserliği
TARIK ŞENGÜL TARIK ŞENGÜL

Solcudan seçim tahmincisi olmaz! Hani Gramsci’nin şu ünlü “aklın kötümserliği, iradenin iyimserliği” kelamı var ya, işte o bizim memleketin solcusuna seçim zamanı söylenecek laf değil. Bizler için seçim öncesi, neredeyse “aptallık” mertebesine varan bir iyimserliğin zamanıdır. Aklın kötümserliği ancak seçimden sonra sahne alır; yenilgi, acımasız bir çözümleme ve eleştiri sürecini başlatır. Şimdi yenilgiyle yüzleşme zamanı; lakin iradenin iyimserliğini kaybetmeden.

Bu yüzleşmeden önce seçim sürecine yönelik bir durumun altını mutlaka çizmek gerekiyor. Sol açısından hiçbir seçim adil koşullarda gerçekleşmez; ne var ki seçim sürecine bu sınırların çok ötesinde ve seçimin meşruluğuna gölge düşüren bir AKP senaryosu damgasını vurdu. Bu unutulmaması ve unutturulmaması gereken bir durum. Eğer seçim yenilgisi kabullenilecekse, başarısızlığın sandıkta alınan sonuç kadar, AKP stratejisinin engellenememesinden kaynaklandığını görmek ve göstermek zorundayız. Bu değerlendirmenin ardından, seçim başarısızlığının solun kendisinden kaynaklanan nedenleri üzerinde durabiliriz.
Bu seçimin MHP açısından bir değerlendirmesi biz solcular açısından yapılacaksa, söylenmesi gereken; MHP’nin ne yapacağı üzerinden siyaset yapmanın, strateji geliştirmenin ne geçmişte, ne bugün, ne de gelecekte akıllıca bir iş olmadığı ve olamayacağıdır.

HDP konusunda ihtiyaç duyulan çok boyutlu ve kapsamlı değerlendirmeler HDP’yi yakından izleyenler tarafından mutlaka yapılacaktır. Ancak bir ilk tepki olarak şunu söylemekte yarar var; 7 Haziran seçimlerine göre HDP’nin çok zorlu koşullarda seçim mücadelesi verdiği dikkate alınırsa, yüzde 10’un üzerinde oy almış olması hangi açıdan bakarsanız bakın, seçimin olumlu sonuçlarından biridir. Ancak 5 ay içinde tekrarlanan seçimde HDP’nin yaşadığı oy kaybının kendi cephelerinden kaynaklanan nedenleri konusunda başta HDP olmak üzere, ilgili kesimlerin kafa yorması gerekiyor.
Bu değerlendirmede daha yakından izlediğim CHP açısından seçim sonuçlarına bakmak istiyorum. CHP konusunda herkesin kafasındaki temel soru(n) koşullar nasıl değişirse değişsin, yüzde 25 mertebesinin ana muhalefet partisi CHP için bir kader ve psikolojik sınır haline gelmesi! AKP, MHP ve hatta HDP seçmenindeki dalgalanmalar CHP’ye herhangi bir biçimde yansımıyor.
Bu durum karşısında, oy oranı sabit kalsa da, CHP seçmeninin konsolide olduğu, geçmişe göre CHP’ye daha bir gönül rahatlığıyla oy verdiği söylenebilir. Dahası CHP’nin önceki seçimlerle karşılaştırıldığında, daha iyi hazırlandığı, daha kapsamlı ve inandırıcı bir seçim bildirgesi ile seçmenin karşısına çıktığı, derin bir kriz halini alan siyasal alanın sağ duyusu haline geldiği belli bir haklılık payıyla söylenebilir. Lakin sorun tam da burada; CHP daha iyi performans göstermesine karşın, oylarını artıramıyor.
Ama seçim sonuçları alındıktan sonra Genel Başkan Kılıçdaroğlu’nun yaptığı değerlendirmede altını çizdiği gibi, alınan sonucu bir başarı olarak görmek siyaseten kabul edilebilir değil. Hele ki AKP’nin tek başına iktidara geldiği bir seçimin sonucunda, CHP’yi başarılı bulmak her şeyden önce CHP ve seçmenine haksızlık. O yüzden iradenin iyimserliğini aklın kötümserliğiyle dengeleyen yapıcı bir eleştiriye ihtiyaç var.

CHP açısından temel ve giderek kronik hale gelen sorun muhafazakâr seçmene ulaşamaması. Geçtiğimiz dönemde sağdan aday ve kadro devşirme, muhafazakârlık karşısında söylemi yumuşatma türünden yöntemler işlemedi. Görünen o ki, bu kesimlere de seslenen sosyal politikalar da söz konusu kesimlerin CHP’ye bakışını en azından şimdilik değiştirmedi.
Oysa son iki seçimde, gerek AKP gerekse MHP’nin muhafazakâr seçmenlerinin partilerinin gidişatından hoşnutsuzluk duyduğunu biliyoruz. Bu hoşnutsuzluk sonucu CHP’yi dikkate alan değerlendirmeler bu kesimde yapıldı mı bilmiyoruz. Ancak yaptılarsa da, bu değerlendirmelerin sonucunda CHP’ye yönelmedikleri açık. Oy kaymaları bu iki muhafazakâr parti arasında oldu.
Tam da bu noktada, HDP’nin 7 Haziran seçimlerinde en azından Güneydoğu’da AKP seçmeninden oy almayı başardığını hatırlamakta yarar var. 1 Kasım seçimlerinde söz konusu seçmenin tekrar AKP’ye dönmüş olması bu kaymanın mümkün olduğunu göstermesi açısından önemli. HDP’nin Kürt muhafazakâr seçmenine yönelik başardığını CHP’nin niçin batıda başaramadığını açıklamak gerekiyor.
Bu sorunun anlamlı biçimde yanıtlanması önemli. Çünkü eğer bu sorun aşılamayacaksa CHP açısından yüzde 25 oy oranı aşılması imkânsız bir çıta demektir. Aşılabilir mi? Ben aşılabileceğini düşünenlerdenim. Nasıl sorusunu yanıtlamayı bir sonraki yazıya bırakıyorum.