İran’da umutlar, gerçekler
HAYRİ KOZANOĞLU HAYRİ KOZANOĞLU
Sokağa taşan gösterilere emperyalizm, ağırlığını koymak; provokatif davranışları, şiddeti körüklemek isteyebilir. Ama karşımızda halisane duygularla yükselen sahici bir halk hareketi olduğu ortadadır

İran’da iki haftadır Molla rejimine karşı yükselen protesto hareketleri, doğal olarak sempatimizi kazanıyor, dayanışma duygularımızı güçlendiriyor. Konuya duygusallığın ötesinde, nesnel bir yaklaşım ise, ister istemez, “çelişkileri, eksiklikleri, sınırları” görmemize fırsat veriyor. Bu çerçevede, 10 maddede süreci özetlemeye ne dersiniz?

1 Türkiye ve İran’da siyasi süreçler ibret alınacak benzerlik taşıyor. Her iki ülkede de, CIA ve emperyalizm destekli sermaye çevreleri, sol ve sosyalist güçler, emek hareketi ile uğraşırken, İslamcılar aradan sıyrılmayı başardı. İran özelinde, solun büyük kısmı, “Ulusal Burjuva” Humeyni rejimine destek verirken; ülkemizde liberal ve sol liberal kesimler “demokrasi, çözüm süreci, AB” benzeri yanılsamalarla AKP iktidarına kol kanat gererek benzer yanlışa düştü.

2 İran, Türkiye’ye kıyasla doğal kaynaklar açısından daha zengin bir ülke. Petrol, doğal gaz, kömür, bakır gibi emtialar, potansiyelin çarçur edilmemesi halinde bugün pekala İran’ı, Avustralya, Kanada’nın ekonomik gelişmişlik düzeyine çıkarabilirdi.

3 Gerek Türkiye’de, gerekse İran’da kültürel kamplaşma, ağır sömürüyü, gelir ve servet uçurumlarını perdelemek için İslami güçler tarafından beceriyle manipüle ediliyor. İran’da 2009’daki Yeşil Hareket, seçim sonuçlarına tepki üzerinden yükselse de, Ahmedinejad’ın yoksul kitleleri mobilize etmek için yaptığı sosyal harcamalar, şehirli orta sınıfların reaksiyoner tavrını da açığa çıkarmıştı. Bizdeki Gezi ayaklanmasına, yine eğitimli orta sınıflar aktif biçimde katılsalar da, Türkiye’de sol hareketin zayıf örgütsel gücüne karşın, ideolojik ve kültürel ağırlığı sürece damga vurmayı başardı, laiklik talepleri ile kapitalizme-piyasa toplumuna tepkiler bir potaya akıtılabildi.

4 İran’da bugünkü gösterilere yoksulluğa, yaygınlaşan yolsuzluğa, kötü çalışma koşullarına muhalefet kimlik kazandırıyor. İşsiz gençler, işçi sınıfından kadınlar, erkekler, taşra kentleri dahil sokaklara çıkıyor. Tesettüre karşı sembolik eylemler de direniş dinamiğinin önemli bir parçasını oluşturuyor. Gelecek, gündelik emek taleplerini, özgürlük mücadelesiyle birleştirebilecek bir hattın inşasında gibi görünüyor.

5 IMF’nin de teşvikiyle Cumhurbaşkanı Ruhani’nin, “bütçe disiplini” uygulaması iki farklı sınıfsal tepkinin doğmasına neden oldu. Bir yandan, %12.5 resmi işsizlik, %10’u aşan enflasyon ortamında sosyal programlardaki kısıntılar en yoksul kesimlerin tepkisini çekti. Öte yandan İran’da sermayenin yaklaşık %60’ını oluşturan İslami yapıların vergi ayrıcalıklarını törpüleme hamlesi “muhafazakar” bir reaksiyonu tetikledi. Bunların kolay uzlaşabilir, birbiriyle dayanışmaya yatkın dinamikler olmadığı ihmal edilmemeli.

6 Aslında nükleer anlaşma, halkın bozuk düzene karşı tepkilerine hükümetin bahane bulmasını zorlaştırdı. Ambargonun gevşemesiyle birlikte artan döviz gelirleri, özellikle Avrupalı emperyalistlerin gözüne girmek için yapılan silah alım anlaşmaları, mega ihaleler ile çarçur edildi. Sade yurttaşın yaşamına değmedi. Bu da halkın öfkesini kabarttı.

7 Sokağa taşan gösterilere emperyalizm, ağırlığını koymak, provokatif davranışları, şiddeti körüklemek isteyebilir. Ama karşımızda halisane duygularla yükselen sahici bir halk hareketi olduğu ortadadır. Ne var ki, Ruhani’nin ılımlı politikalarıyla sorunu bulunan katı İslamcılar, Pehlevi rejiminin özlemi içerisindeki monarşi yanlıları, tam bir neoliberal kapitalizm arzulayanlar da fırsattan istifade etmeye, kendi gündemlerini dayatmaya çalışıyorlar. Bu parçalı, çelişkili, sorunlu bir muhalefet kompozisyonu ortaya çıkarıyor.

8 Birbirinin zıddı gibi görünen iki güç, İran’dakinden bin beter bir rejime sahip olan Suudi Arabistan, cihatçıları Ortadoğu’nun başına bela eden ABD ve İsrail ekseniyle, Ruhani’ye muhalif sertlik yanlıları işlerin çığırından çıkmasını, kan dökülmesini istemek ortak paydasında buluşuyorlar. Trump da, bugünden yarına rejimin yıkılmayacağını biliyor. Gelgelelim iç savaşı kışkırtabilirse, daha katı ve baskıcı bir ortam yaratabilirse, Güvenlik Strateji Raporu’nda İran’a yönelik “baş düşman” nitelemesinin anlam kazanacağını düşünüyor. Nükleer anlaşmanın iptali için gerekçelerinin güçleneceğini var sayıyor.

9 Ekonomik durgunluk ortamında, İran’ı “kapitalist küreselleşme” sürecine dahil etmekten medet uman, alınacak ihalelere ve yapılacak ihracata bel bağlayan AB ile İran’la ekonomik bağları sınırlı ABD arasında önümüzdeki dönemde çelişkiler artmaya aday görünüyor. Bir tarafta emperyalizmin ekonomik mekanizmalarını tercih eden Avrupa, öte tarafta savaş ve güç politikalarına meyleden Amerika’nın İran üzerinden de ayrışmaları bekleniyor.

10 İran’daki tablo bir kez daha, halkın, sol güçlerin yeterince örgütlü olmadığı, programatik seçeneğini ortaya koyamadığı bir konjonktürde emekçilerin teokrasi ile emperyalizm arasında sıkışabildiğini gösteriyor. Sonuç ancak, uzun vadede alınabilecek de olsa, çözüm “emek ve özgürlük” talepleri sentezinde halkın kendi bağımsız seçeneğini yaratabilmesinden geçiyor.

Yazarın Diğer Yazıları
Yorumlarınız