İran’ın seçimi; “kontrollü” değişim
İBRAHİM VARLI İBRAHİM VARLI

• İran’da Cuma günü ilk kez aynı gün yapılan iki önemli seçim ülkenin ne yöne doğru gitmek istediğini açıkça göstermiş oldu. Yeni parlamento ve dini lideri belirleyecek olan Uzmanlar Meclisi’ndeki dağılım halkın reform arzusunu bir kez daha tescilledi!

• Üç yıl önce Hasan Ruhani’yi işbaşına getiren “değişim” iradesi, sekiz yıllık Ahmedinecad döneminin içe kapanık, kriz üreten şahin politikalarını geride bırakmak istercesine “kontrollü değişim”in devam etmesi için “evet” dedi.

• Muhafazakârlarla ve reformcular arasındaki mücadelede, Ruhani ve Rafsancani liderliğindeki reformist kanadın üstünlüğünün perçinlenmesi sıradan bir tercihin ürünü değil. İranlılar Temmuz ayında Batı ile nükleer anlaşmaya varılmasının ardından iki kanat arasında derinleşen kavgada reformistlerden yana tavır aldı.

• Alman Stuttgarter Nachrichten gazetesinin de vurguladığı gibi İran’daki ılımlı kanat seçimlerinden güçlenerek çıktı. Ruhani ve çevresindekiler rejimi “modernleştirme” iddiasıyla yol çıkmıştı, yoksa rejimi kökten değiştirmek ya da ortadan kaldırmak için değil. Muhafazakarların kazanması ultra şahin Ahmedinecad dönemine dönülmesi anlamına gelecekti.

• Seçimler İran’ın nükleer programıyla ilgili Birleşmiş Milletler’in beş daimi üyesi ve Almanya (P5+1) arasında yapılan anlaşmanın da referandumuydu bir anlamda. Batı ile yapılan nükleer anlaşmanın sonuçları bu seçimlere açık bir şekilde damgasını vurdu. Sandık sonuçları İranlıların anlaşmadan memnun olduğunu gösterdi.

• Ruhani döneminden itibaren İran’ın uluslararası etkinliğinin artması ve ülkenin uluslararası sistemin işleyişine yeniden eklemlenerek, kendisine karşı uygulanan izolasyonu ortadan kaldırması da İran halkını pragmatist/ılımlı kanada destek vermeye yöneltti.

• Frankfurter Allgemeine Zeitung’un da belirttiği üzere seçimin sonucu ve katılma oranının yüksekliği Ruhani’ye verilmiş ‘daha fazla dışarıya açılma’ direktifi sayılmalıdır. Reformcu kanat on iki yıldır ilk kez meclis çoğunluğunu kazandı. Yaptırımların kaldırılması herkes gibi, ekonomik imparatorluk kurmuş olan devrim muhafızlarına da yarıyor.

• Anlaşma sonrasında yaptırımların kaldırılması ve Batılı yatırımcıların İran’a dönmesiyle günlük hayatta da değişim yaşanacağına dair umutlar karşılık buldu. Batı ile ilişkileri düzeltmeyi savunan reformcuların yanı sıra, hatta onlardan daha çok, dünyaya açılmak isteyen Tahran’daki ticaret burjuvazisinin ağırlığı sandığa damga vurdu.

• Ruhani - Rafsancani ikilisine destek vermeleri, halkın büyük bir bölümünün özellikle Ahmedinecad döneminden itibaren ülkenin içerisine sürüklendiği ekonomik sorunları değişime tamamen kapalı olan aşırı muhafazakarların hatası olarak görmeleri gibi nedenler bundan böyle Hamaney ve yakınındaki aşırı muhafazakarların işini zorlaştıracaktır.

• Seçimin iç siyasette olduğu kadar bölgesel yansımaları da olacaktır. Suriye, Irak, Yemen, Bahreyn, Lübnan gibi ülkelerin siyasal istikrarı ve Ortadoğu’da düzenin sağlanabilmesi anlamında çok önemli bir aktör olan İran’da, sandıktan istediği sonucu alan reformistlerin bölgesel sorunlarda ellerini daha da rahatlamış oldu.

• Ortadoğu’nun en önemli aktörleri arasında yer alan İran bugün Suriye’den Yemen’e, Irak’tan Lübnan’a kadar birçok ülkede doğrudan ya da dolaylı dâhil olduğu mücadelelerde etkili olabilmek için bütün gücünü kullanacaktır. Özellikle bölgede fay hatlarının iyice kırılganlaştığı dikkate alındığında, söz konusu müdahilliğin önemi daha da artıyor.

• İran’ın coğrafi konumu, stratejik noktalara hâkimiyeti, enerji kaynakları ve yolları konusundaki avantajları, askeri gücü, benimsediği savunma konsepti ve vekâlet savaşlarındaki rolü, seçim sonuçlarıyla birlikte daha bir dikkatle incelenmeye değer artık.

• Ruhani’nin ambargonun kaldırılmasından hemen sonra vakit kaybetmeden Çin’den Avrupa ülkelerine kadar geniş bir yelpazede yatırım ve ticaret turuna çıkması, tüm tarafların İran’ın küresel ekonomiye entegre olmasını istediğini gösteriyor.

• Yürüttüğü nükleer program sebep gösterilerek ekonomik ambargo altında tutulan İran’da, yıllardır süren uluslararası ambargoların kaldırılmasıyla yeni bir dönem başladı. Bu süreç sadece İran ve Batı ülkelerini ilgilendirmiyor; Türkiye, Suriye, Rusya, hatta Irak dâhil olmak üzere tüm ülkeleri kapsayan bölgesel dinamikler yeniden şekillenecek.