İran Türkiye'nin neresinde?
MUSTAFA SÖNMEZ MUSTAFA SÖNMEZ
İşte madde madde İran anlaşmasının sonuçları

>>İran’ın ABD ve AB ile yakınlaşması, onların koruyucu şemsiyesi altındaki Suudi Arabistan’ı ve Sünni Körfez ülkelerini şimdiden endişelendirdi. En fazla endişe duyan, bölgenin tek nükleer ülkesi İsrail oldu.

>>Türkiye Başbakanı Davutoğlu ise Türkiye’nin İran’a yönelik ambargoların kalkmasını memnuniyetle karşıladığını ifade etti, o kadar… Ama içten içe kuşkular, korkular, endişeler büyüyor.

>> İran’ın küresel sisteme katılma ihtimali, Türkiye burjuvazisini sevindirmiş görünmekle beraber durum öyle olmayabilir. İran, bu haliyle bile, göstergeler kıyaslandığında, Türkiye’yi sollayacak birçok potansiyele sahip.

>> Büyük bir iç pazar ve kentlileşmiş nüfusunun yanında İran, dünyanın dördüncü büyük petrol, 2’nci büyük doğalgaz varlığına sahip. Bütçe açığı, cari açık gibi dertleri yok. Küresel şirketler, bankalar İran’da yatırım için sırada.

>> Ak faşizm kof bir “Yeni Osmanlıcılık” yaftası ile bölgesel güç olmanın ancak karikatürü haline gelirken, İran, sahip olduğu enerji varlığı ve her tür birikimi ile gerçek bir “bölgesel güç” olabildiğini kanıtladı.

>> IŞİD belasının defedilmesinde, Irak ve Suriye karmaşasının çözüm bulmasında İran, Ak faşizmin sonuçları iyi düşünülmemiş politikalarını boşa düşürecektir. Ak faşizm sonrasının Türkiyesi bu yeni döneme hazırlıklı olmalı.

***

İran’ı nükleer programından vazgeçirmek için “P5+1” diye bilinen BM Güvenlik Konseyi’nin beş daimi üyesi, ABD, Çin, Rusya, İngiltere, Fransa ve Almanya ile İran arasında uzlaşma için, Dışişleri Bakanı Cevad Zarif, “Anlaşma kimse için mükemmel değil, ama varılabilecek en iyi sonuç” derken bir gerçeğin altını çiziyordu.

Uzlaşma, “Duvarın yıkılışı”ndan bu yana yaşanan en önemli “Kırılma”lardan biri olarak adlandırılıyor.

Konulan ambargo sürecinde İran yoksullaştı, petrol ihracatı yarı yarıya düştü, ekonomisi beşte bir oranında küçüldü, uluslararası camiadan dışlandı. Şimdi bu kayıplarını telafi etmeyi umuyor.

Neler olacak?
İran, 1979’da gerçekleştirdiği “Devrim”inin ardından yeni bir rejim inşasına geçerken kendisini dünya kapitalizminden de büyük ölçüde yalıtıyordu. Ama bugün nüfusu 80 milyonu bulan dev bir ülke, dünyadan ne kadar yalıtılmış kalabilirki? Birçok iç ve dış basınç altında kaldı ülke. Sonunda birçok yalpalamadan ve halkına ağır zulümler yaşattıktan sonra adım adım dış dünya ile ilişki kurmak zorunda kaldı.

Savunma adına başvurduğu nükleer silahlanma ile önemli bir tehdit haline gelmişken bunun da çıkar yol olmadığı anlaşılmış olmalı ki, tüm dünyayı rahatlatacak bir uzlaşmaya varıldı.

Şimdi merak edilen, nasıl bir İran katılacak dünya küresel kapitalizmine… Siyasi olarak kimsenin hemen, en kısa sürede bir “demokratikleşme” beklediği yok. En az Putin Rusya’sı kadar otoriter bir rejimin varlığını korumak isteyeceği açık. Toplam nüfusunda yüzde 10 olduğu tahmin edilen İran Kürtlerine uyguladığı baskı, Türkiye’ninkinden farklı değil.

İran’da yakın vadede yaşanması beklenen değişimler, daha çok ekonomik. Batı’nın merkez ülkeleri ile Merkez’e bağımlı çevre ile ilişkileri ambargo altında olduğu için bu dünyadan yalıtılmış İran, BAE üstünden dolaylı ilişkilerle yetiniyor, dolambaçlı yollarla iş yürütüyor ve Türkiye’deki Sarraf olayı gibi rüşvet bulaşıklı ilişkilerden de zarar görüyordu.

İran’ın içeride ve dışarıda niceliksel sıçrama göstermesi beklenen “sermaye” ilişkisinin, iç dinamiklerde yaratacağı değişimler daha çok merak konusu. Marx, “sermaye”nin sadece “sermaye” olmadığını, onun esasında bir “ilişki” olduğunu anımsatır Kapital’in birçok yerinde. İran da dış sermaye girişi ve içeride hızlanacak sermaye birikimi ile önemli sınıfsal ve sosyal değişimler yaşanacaktır elbette.

Türkiye-İran…
Diplomasi alanında İran’ın ABD ve AB ile yakınlaşması, onların koruyucu şemsiyesi altındaki Suudi Arabistan’ı ve Sünni Körfez ülkelerini şimdiden endişelendirdi. Ama en fazla endişe duyan, bölgenin tek nükleer ülkesi İsrail oldu. Başbakan Netanyahu, uzlaşmayı “Tarihsel boyutları olan kötü bir hata” olarak niteleyerek tepkisini dışa vurdu.

Türkiye başbakanı Davutoğlu ise Türkiye’nin İran’a yönelik ambargoların kalkmasını memnuniyetle karşıladığını ifade etti, o kadar…Ama içten içe kuşkular, korkular, endişeler büyüyor…

İran’ın küresel kapitalizme katılma ihtimali, Türkiye burjuvazisini sevindirmiş görünmekle beraber kazın ayağı hem ekonomide hem diplomasi de pek öyle olmayabilir. İran, bu haliyle, ambargolarla kuşatılmışken bile, göstergeleri kıyaslandığında, birçok bakımdan Türkiye’yi bölgede sollayacak birçok potansiyele sahip. Büyük bir iç pazar ve kentlileşmiş nüfusunun yanında İran, dünyanın dördüncü büyük petrol, 2’nci büyük doğal gaz varlığına sahip. Bütçe açığı, cari açık gibi dertleri yok. Dünya kapitalizminden “borç yaratan” kredi değil, risk üstlenecek doğrudan yabancı yatırım kabul edecek keyfiyete sahip ve küresel şirketler, bankalar İran’da yatırım için sırada.

Türkiye’yi başta Irak olmak üzere Ortadoğu pazarlarında birçok ürün temelinde geriye itebilir İran.

Bölgesel güç…
Ak faşizm kof bir “Yeni Osmanlıcılık” yaftası ile bölgesel güç olmanın ancak karikatürü haline gelirken, İran, sahip olduğu enerji varlığı ve her tür birikimi ile gerçek bir “bölgesel güç” olabildiğini kanıtladı. Bundan sonra da Kafkaslar’da, Orta Asya’da ve Ortadoğu’da İran’ın süreçlere damgasını vurduğunu göreceğiz.

İran, bu uzlaşmadan sonra da uluslararası arenada daha aktif ve kabul gören bir aktör olacaktır. Özellikle IŞİD belasının defedilmesinde, Irak ve Suriye karmaşasının çözüm bulmasında İran, Ak faşizmin sonuçları iyi düşünülmemiş politikalarını boşa düşürecektir.

İran’ın masaya oturuşuyla, kağıtlar yeniden karılıyor ve yeni bir oyun kuruluyor, roller yeniden dağılıyor.

Ak faşizm sonrasının Türkiyesi bu yeni döneme hazırlıklı olmalı.