İrini Teyze: Orada doğdum nasıl özlemez ki insan?
MUSTAFA DERMANLI MUSTAFA DERMANLI

Yaz sonunda karavanımızla Yunanistan’a yaptığımız gezi aynı zamanda uzun yıllar evvel Bozcaada’dan ayrılan iki aileyi ziyaretimizi de kapsıyordu. Yolculuk demek, hikâyeler biriktirmek demekse eğer, bu iki aileye gerçekleştirdiğimiz yolculuk da bizim için çok anlamlıydı. Bu hafta uzun yıllardır Nea Tenedos’ta yaşayan İrini Teyze ve Mihail Amca’nın hikâyesi sizlerle!

Yıllardır Bozcaada’ya gelip gideriz. Bu sene başında Bozcaada hayalini gerçeğe dönüştürüp, İstanbul’a elveda edip adaya taşındık. Fakat adadaki maceramız başlamadan önce, geçen sene el emeği göz nuru iç dizaynını yaptığımız karavanımızla birkaç ay gezmek istiyorduk. Bunun için de temmuz ayının ilk haftası adadan ayrıldık. Ta ki eylül sonuna dek gerek Türkiye’de, gerekse yurtdışında 12 bin kilometreye yakın mesafe kat ettik. Bozcaada hikâyemizin sonbaharda başlayacağını planlamıştık. Evet, planladığımız gibi adadaki hayatımız fiilen başlarken, beraberinde de yolculuk hikâyelerimiz BirGün sayfalarında sizlerle buluşuyor.

Karavanımızla temmuz ortasında gerçekleştirdiğimiz ve 8 ülkeyi kapsayan 20 günlük Balkan Turu’nun ardından yaz sonuna dek Türkiye’deydik. Ardından da eylül ayında yine komşu kapısına, yani Yunanistan’a doğru direksiyonu kırdık ve üç hafta plajları, koyları, şehirleri gezdik.

NEA TENEDOS'TA BİR ADRES
Yunanistan’a çıkarken elimizde iki adres vardı. Geçmiş yıllarda adadan göçmüş Rumlar’ı ziyaret edeceğimiz günleri iple çekiyorduk. Heyecanlıydık... Adalı Muharrem Yıldız’ın ve Haşim Yunatçı’nın verdiği adreslere gitmek birinci hedefimizdi. Elbette bir yandan da tatil yapmak, Yunan Adaları ile Bozcaada’yı kıyaslamak, zeytinin izini sürmek ve ufaktan bildiğimiz Yunanca kelimelerle insanlarla konuşmaya çalışmak çok keyifliydi. Bunlar da başka yazıların konusu olacak.

Yunanistan’a giriş yaptıktan sonra aheste aheste Aleksandroupoli’yi, Komotini’yi ve Xanthi’yi gezdik. Bu yerlere Dedeağaç, Gümülcine, İskeçe diyor Türk vatandaşlar. O isimleri de anmış olalım. Ardından Thassos Adası’nda geçen unutulmaz 4 gün ve nihayetinde elimizdeki ilk adres olan Nea Tenedos’a (Yeni Bozcaada) doğru yola koyulmamız.

Nea Tenedos, Khalkidiki Yarımadası’nın kuzeyinde kalan, Bozcaada’dan geçmiş yıllarda çeşitli sebeplerle göçmüş insanların kurduğu yaklaşık 100 hanenin olduğu bir kasaba. Bölgenin en büyük geçim kaynağı zeytincilik. Yol boyunca, sağlı sollu yüzlerce zeytin ağacını izleyerek kasabaya varmamız zihnimizde yer etti diyebiliriz.

‘ÖZLEMEZ Mİ İNSAN?’
Karavanımızı park ettiğimiz koca bir çınar ağacı altının hemen karşısında bir ev, diğer yanında da bir bakkal vadı. “Ya sas” deyip selam ettikten sonra İrini Teyze’nin evini sorduk kapıda oturan kadına. Eliyle neredeyse önüne park ettiğimizi işaret etti. İstemeden de olsa evin kapısına kadar gelmiştik. Kapıyı çaldık ve bahçeye girdik. İrini Teyze geldi, kendimizi tanıttık. Şaşırdı, hiç beklemiyordu. Hemen buyur etti evin avlusuna, eşi Mihail Amca da geldi ve oturduk öylece.

Yola çıkarken yanımıza, ada şarabı, ada fotoğraflarının yer aldığı takvim, Bozcaada kartpostalları ve adada yayımlanan Mendirek dergisinden almıştım. Ha bir de yanımızda nazar boncuklarımız da vardı. Bunlardan yolda karşılaştığımız insanlara hediye ettik. Elbette İrini Teyze ve Mihail Amca’ya da... İrini Teyze’nin ayak ağrıları çok oluyormuş. Bu ağrılara en iyi gelen şeyse Yunanistan’da arayıp da bulamadığı Gripin’miş. Biz de bu bilgiyi Muharrem Hoca sayesinde öğrenmiştik ve kendisine uzun süre yetecek kadar Gripin’i yola çıkmadan evvel bir kutuya doldurup, hediye ettik.

80’li yılların ortasında adadan ayrılan İrini Teyze, eşi Mihail ve oğulları Yorgo 11 yıldır Bozcaada’ya gitmiyorlarmış. “Neden” diye sorduğumda oldukça kilolu olan, bacaklarında problem olduğundan ötürü bastonla yürüyebilen ve yaşlı olan İrini Teyze, “Bu halde, bu yaşta çok zor. Özel araba lazım oğlum, yoksa çok özledik adayı” diyor. Bozcaada’dan ayrıldıktan sonra bir süre Atina’da yaşamışlar, sonra da Nea Tenedos’a yerleşmişler. Adadan haberler kendilerine ulaşıyormuş, “Gidenler, gelenler oluyor, her daim haber alıyoruz, Stella’nın da vefatını öğrendik geçenlerde” diyor. Bir ara bir sessizlik oluyor ve İrini Teyze, “Orada doğdum, büyüdüm, özlemez mi insan” diyor. Gözleri doluyor bahçede oturan herkesin... Bir süre herkes yere bakıyor. “Neden böyle oldu” diye sormaya cesaret edemiyorum. İnsanların yaralarını deşmeyi, acılarını tazelemeye değil onlara Bozcaada kokusu götürmeye gittim çünkü ben.

İrini Teyze ve Mihail Amca bizi yolcu ederlerken Bozcaada’daki arkadaşlarına tek tek selam yolluyorlar. Tam evden ayrılırken de hâlâ unutmadığı o güzel Türkçesiyle, “Bir dak’ka durun hele” diyor ve kendi elleriyle yaptıkları zeytinlerden veriyorlar bize: “Yedikçe bizi hatırlayın” diye eklemeyi de unutmuyorlar. Biz de yükleniyoruz selamları, alıyoruz zeytinleri ve düşüyoruz yeniden yola.
Bu ülkenin insanları geçmişte de, günümüz de çok acılar çekti, çekmeye de devam ediyor. Sınırların olmadığı dünya özlemimiz ne olur devam etsin, umudumuzu yitirmeyelim. Hangi topraklarda olursa olsun, vahşi ülkelerin zalim hesaplarının, insanları doğdukları yerlerden eden devlet politikalarının ve vatan hasreti burnunda tüten insanların çektiği acıların son bulması ümidiyle...

Haftaya: Volos kentinde misafiri olduğumuz Dimitri Amca’nın hikâyesi.

Yazarın Diğer Yazıları
Yorumlarınız