Irkçı film, İslamcı tehdit ve şaşkınlık
İBRAHİM SİRKECİ İBRAHİM SİRKECİ
Abramoviç’in Chelsea teknik direktörü Scolari’yi aforoz etmesini saymazsak bu haftanın üç önemli olayı Gordon Brown’ın mali danışmanının istifası, Hollandalı ırkçı politikacı Geert...

Abramoviç’in Chelsea teknik direktörü Scolari’yi aforoz etmesini saymazsak bu haftanın üç önemli olayı Gordon Brown’ın mali danışmanının istifası, Hollandalı ırkçı politikacı Geert Wilders’in Heathrow’da tutuklanıp sınır dışı edilmesi ve İngiltere Kilisesi’nin, bahçıvanlar dahil kilise mensuplarının ırkçı Britanya Ulusal Partisi’ne (BNP) üye olmalarını resmen yasaklamasıydı.

Britanya Mali Hizmetler Başkanlığı diyebileceğimiz denetleme düzenleme kurulunun başkanı James Crosby istifa etmek zorunda kaldı. Çünkü Kurulun başına geçmeden önce yönetim kurulu başkanı olduğu HBOS banka grubunu bilerek kötü yönettiğine dair iddialar ortaya saçıldı. Crosby’nin HBOS’ta göreve geldikten sonra işten çıkardığı Paul Moore, politikaların yanlış olduğu ve bankanın hızla uçuruma sürüklendiği manasında eleştiriler yöneltmiş. Moore’a göre bu eleştirileri yüzünden işten atılmış. Crosby daha sonra 2006 yılında HBOS’tan istifa edip Gordon Brown’a mali danışman olarak atanmış. İstifaya karşın Brown’ın başı bu danışmanlık atamasından dolayı çok ağrıyacak. Sonuçta HBOS, bu krizin tam göbeğinde yer alan ‘sorumsuz kredi dağıtma’ faillerinin en önemlilerinden birisi.

Geçen hafta meclis soruşturma komisyonunda, gazetecilerin haber sunumlarında felaket tellallığı yaparak krize katkıda bulunmakla suçlanmasından sonra, bu istifa biraz olsun yüreğimize biraz su serpti.

BNP’nin ırkçılığı ve yabancı düşmanlığı herkesçe bilinen bir durum. Irkçılığa karşı en sert tepkinin Kilise’den gelmesi biraz iç burkucu olsa da tebrik edilesi bir durum. Kilise hafta içindeki toplantısında aşırı sağ partilerin Hıristiyanlıkla bağdaşmadını ilan etmiş ve üyelik yasağını oybirliğiyle kabul etmişti. Kilisenin hareketinde ‘içimizdeki ırkçılığa geç olmadan dur dememiz lazım’ tonu ve ‘azınlıklardan da kiliseye üye kazandırmamız lazım’ art niyeti olduğu seziliyor. Ama gerekçeleriyle anlaşamasak da bir vaka-i hayriye. Tabii bu karar, her şeye karşın yasal bir parti olan BNP’in kiliseyi ayrımcılık yapmakla ve örgütlenme özgürlüğünü kısıtlamakla suçlamasına yol açar mı bekleyip göreceğiz.

Bir başka ırkçılık ve özgürlük meselesinin kahramanı da Geert Wilders, Hollanda’da Özgürlük Partisi’nin başkanı. Bu ırkçılar da neredeyse kendilerine komünist diyecekler. Hepsinin partisi ya özgürlük ya da haklar partisi! Neyse müstahaklarını bulurlar umarım. Wilders, Britanya Bağımsızlık Partisi’nden Lord Pearson tarafından provokatif kısa filmi ‘Fitne’yi parlamentoda göstermek üzere davet etti. Hükümetin ülkeye girişinize izin verilmeyecek uyarısına karşın Wilders geldi ve Heathrow’da tutuklanıp geri gönderildi. Kuran’ın yasaklanması gereken ‘faşist’ bir metin olduğunu ve İslam’a karşı olduğunu sürekli ifade eden Wilders, tanınmışlığını da buna borçlu. Belli ki bu saldırgan tavırla bir kazanç umuyor ve elde ettiği de vaki. Partisi Hollanda’da yüzde 15 oy desteği sınırına dayanmış. Tabii ki ırkçılığın ve faşistlerin engellenmesi önemli ve gerekli. Ancak işin bir de düşünce özgürlüğü kısmı var düşünmemiz gereken. Yani bu özgürlük çizgisi nereden ve kim tarafından çizilecek sorusu. Ya da yasaklamaya nerede dur demek gerek?

İngiliz hükümeti şiddete yol açabileceği ve huzursuzluk yaratacağı kaygısıyla girişini yasakladı. Ancak Guardian’ın cuma günkü başyazısında belirttiği gibi şiddet kaygısının her zaman huzuru sağlayacağını söyleyemeyiz. Hatta bu huzursuzluğu ve şiddeti daha da körükleyebilir. Sonuçta bu tarz provokatif politikalar, ırkçı partilere destek kazandırıyor. Aynı zamanda giriş yasağını da kapsayan sansür politikaları Wilders gibi ırkçıların normal şartlarda kimsenin umursamayacağı saçmalıklarının da popüler olmasına yol açıyor. Düşünce özgürlüğünün bir darbe daha aldığı ise kesin. Bir avuç aşırı İslamcı tehdidine mi teslim olacağız? Sınır tanımaz sansüre mi?

Bu ciddiyet içindeki haftanın iki dumur olayı; 13 yaşında, İngiltere’nin en genç babası oluveren şaşkın Alfie Patten ve 2 çocuk annesi Zekiye Osmankan’ın Kıbrıslı kocası Cinsan’ı öldürtmek için 800 Sterlin’e katil kiralamasıydı. Zekiye parayı ödedikten bir gün sonra vicdan azabı duyarak planı iptal etmek istemiş ancak parası olmadığı için iptal ücreti 50 Sterlin’i de öldürtmek istediği kocasından istemiş.

Koca duruma içerlemiş olsa gerek ki dava açmış kadıncağıza! Hâkim, güler misin ağlar mısın vakası karşısında nutku tutulmuş olmalı; Zekiye’yi cinayete azmettirmeden ömür boyu hapis yerine 20 saat ‘yaşama becerileri’ kursuna gitmeye mahkûm etti. Minik Alfie de ne yaptığının farkında değilmiş baba olurken. Memleketin güneydoğusunda bir akıl tutulması var herhalde; kimse ne olduğunun farkında değil.