Irkçılık öldürür
AYÇA SÖYLEMEZ AYÇA SÖYLEMEZ
Paris’te 27 Ekim 2005′de iki Mağripli göçmen, polisten kaçarken sığındıkları elektrik trafosunda çarpılarak öldü. “Solgun bir halk çocukları ayaklanması”* çıktı.

Paris’te 27 Ekim 2005′de iki Mağripli göçmen, polisten kaçarken sığındıkları elektrik trafosunda çarpılarak öldü.
“Solgun bir halk çocukları ayaklanması”* çıktı.

Tüm Avrupa’da biriken ezilmişlik Paris’ten patladı, ülkenin 300 kadar kent ve semtine yayıldı, haftalarca sürdü. Ayaklanma, Avrupa’nın ikinci kölelik dönemindeki mülteci/göçmen ayaklanmalarında milat oldu. Her Avrupa ülkesinde kendi sömürgesinden göç etmek zorunda bırakılmışların, devlet ve ırkçılarca “tehdit” algılanması da bu isyanla pekişti.

İsrail’in ikinci İntifada’nın ardından, 2004’te yapımına başladığı Batı Şeria duvarının benzeri, Yunanistan sınırına örüldü.

Göçmenlerin girişini önlemek üzere Türkiye sınırına örülen 10 kilometrelik duvar Aralık 2011’de tamamlandı. (Meksika’da da ABD’ye geçişleri engellemek için sınırda 1123 kilometrelik bir duvar var.) Frontex de Avrupa’nın deniz sınırını göçmenlerden “korumak” için canla başla çalışıyor. Tekneler batırılıyor, yakalananlar karaya ayak basar basmaz geri gönderiliyor. Bir de yaşayacak kadar şanslı olmayanlar var.

Eylül 2012’de İzmir’in Menderes İlçesi’ne bağlı Ahmetbeyli beldesinde, Avrupa’ya gitmek isteyen ve içinde çoğu çocuk ve kadın 120 mültecinin bulunduğu balıkçı teknesi kayalıklara çarparak battı. Teknenin güvertesindeki 45 kişi yüzerek kurtuldu, teknenin kilitli olan alt bölmesindekilerin ise cesedi çıkarıldı. Son iki yılda, teknelerin sayısı da boğularak ölenlerin sayısı da arttı.

Göçmenliğin Avrupa’da yarattığı “sorun” Türkiye gündemine Almanya’daki ırkçılık ile girdi. Mart 2011’de Berlin’de Türklerin de oturduğu bir bina yakıldı, üç kişi hayatını kaybetti, 18 kişi yaralandı. Bir yıl sonra bu kez Almanya’nın Dortmund kentinde bir Türkiyeli ailenin evinde yangın çıktı, üç çocuk hayatını kaybetti. Polis sözcüsü, yangının sabotaj sonucu gerçekleştiğini açıkladı.

Son birkaç yıla dek uzaktan izleyip “kınadığımız” ırkçılık şimdi kapımızda. Türkiye halkları Avrupa’da maruz kaldıkları ırkçılığı, Ortadoğululara uyguluyor. Hükümetin Ortadoğu’da savaş çıkarma hevesi nedeniyle yerinden yurdundan edilenleri, burada linç tehlikesi bekliyor.

Artık “utanç duvarı” da kapımızda: Hatay’ın Reyhanlı ilçesine bağlı Kuşaklı köyünde, Suriye sınırına beton duvar örülüyor. “Sınır ihlalleri ve kaçakçılığın önüne geçmek için” yapılan duvarın, 30 santimetre kalınlığında ve üç metre yüksekliğinde, 1200 metre uzunluğunda olması planlanıyor. Şimdiye kadar bildiğimiz bir tekne batırma vakası yok ama kara sınırını geçmek isteyen kadın ve çocuklar vurularak öldürülüyor. Maraşlılar Temmuz ayında “Suriyelileri istemiyoruz” sloganıyla sığınmacıların kaldığı çadırkente yürümek istedi. Suriyelilerin işyerlerine zarar verdiler. Ardından Antep’te bir evsahibinin Suriyeli kiracısı tarafından bıçaklanarak öldürülmesi sonrasında sığınmacılar linç girişimine maruz kaldı, bazıları bıçaklı saldırıda yaralandı. Korkan aileler kenti terk etti. Ankara’da Suriyelilerin kaldığı evlerde çıkan yangında, kundaklama şüphesi üzerinde duruluyor.

Ve sokakta kiminle konuşsanız, evlerinden edilmiş, savaştan kaçmış, yakınlarını kaybetmiş, tüm hayatını geride bırakıp neredeyse haymatlos olmuş, evsiz ve aç kalmış Suriyelilerden nefret ediyor. (Sanki birkaç yıla aynı duruma düşmemiz mümkün değilmiş gibi.)

Avrupa’daki nefretin sebebi, göçmenlerin/mültecilerin “ucuz işçi” adı altında kölelik şartlarında çalıştırılması, artan işsizlik, düşen ücretler... Türkiye’de yükselen ırkçılığın sebeplerinden biri de bu kuşkusuz.

Ve görünen o ki bu sadece başlangıç.

Paris isyanı, “Avrupa’daki yeni hayalet mi?” sorusuyla tartışılmıştı. Bu sorunun sorulması, cevabından daha önemliydi: Neoliberal dünyanın derdi sadece ülkelerinde köle şartlarında çalışmaya mecbur bırakılmışlar değil, ülkesi yaşanmaz hale getirilenlerin yurtsuzlaşması ve köleleştirilmesiyken, sömürgelikten sürekli iç savaş haline geçen Asya, Ortadoğu, Güney Amerika ve Afrika’dan birçok ülkenin gençleri de “bu dünyayı yakacak garipler” olacak.

* Ece Ayhan, Meçhul Öğrenci Anıtı.