IŞİD’den kurtulmuş Ezidi kadınlar gibi şen bir yıl
FERİDUN NADİR FERİDUN NADİR
Lümpen kelimesinde tıkanıyor insan. Çünkü son tahlilde ak sakallı bir dedeye temsili olarak tekme tokat besmele çektiren erkek de, Taksim meydanında kafayı çekip içindeki tacizkar ve ezik canavarı salıveren erkek de lümpen

Bu sayfaları düzenli takip edenler farkındadır. Her türlü ‘felekten gece çalma’ olaylarına, bilumum sarhoşlukla arama mesafe koyarım. Böyle gece hırsızları ve sarhoşlardan uzak durdum hayatım boyunca.

Sarhoş insan kontrolünü yitirmiş, rahatsızlık, zarar veren bir insandır. Kimse sevmez. Eğlencenin parçası değil düşmanıdır.

Lakin sarhoşluğa karşı olmakla eğlenmeye karşı olmak arasında derin farklar var. İnsan eğlenmek için fırsatları kaçırmamalı. Bence de yılbaşı uydurma yahut sembolik bir gün. Yeni yıla yetkili merci muamelesi yapıp ondan bir şeyler istemek, beklemek irrasyonel tabii. Ne olmuş? Hayatımızdaki irrasyonel şeyleri saysak buradan köye yol olur.

isid-den-kurtulmus-ezidi-kadinlar-gibi-sen-bir-yil-101258-1.Yılbaşı kutlamasına karşı olmak diye bir trend var uzun yıllardır. Halbuki yılbaşı kutlaması bu trendden hatta semavi dinlerden çok daha eski. Örneğin yaklaşık 4 bin yıl önce Babilliler dahi kutlarmış. Babilliler, yeni yılı baharın başlangıcıyla kutlarlarmış. Bahar gelince yeni yıl gelmiş olurmuş onlar için. Romalılar da yeni yılın Mart ayı sonu gibi başladığını düşünürlermiş. Ancak takvimleri pek çok imparator tarafından kurcalandığı için değişip dururmuş. Takvimi bir düzene sokmak isteyen Roma senatosu, Milattan Önce 153 yılında kolları sıvamış ve yeni yılın 1 Ocak’ta başladığını ilan etmiş. O gün bu gündür muhtelif şiddette ilgilerle yılbaşı daha çok 1 Ocak’ta kutlanır olmuş.

Noel Baba olayı ise farklı. Père Noël, yani Noel Baba Fransız kültürü etkisindeki bölgelerde, Noel’de yani 25 Aralık’ta evlere hediye taşıyan amcaya denir. Sonradan 6 Aralık’ta kendi adıyla anılan günde hediye dağıtan bizim Demreli Santa Claus yani Aya Nikola ile hikayesi birleşmiştir.

Tabii Türkiye için güncellemeler gerekmiştir. 25 yahut 6 Aralık Türkiye için bir şey ifade etmediği için yıldönümüne tekabül eden 31 Aralık gecesi Noel Baba muhabbeti yapılır. Nedir bu muhabbet? Birileri kızaklı komikli sakallı kostümler giyer gülücükler saçar işte. Bütünüyle zararsız.

Saçma mı? Bana sorarsanız Noel Baba fasiliteleri en fazla yağ satarım bal satarım diye bağırarak dönmek, fal bakmak yahut okey oynamak kadar saçma. Oyun işte.

Noel Baba’yı bir kenara koyalım. Nerede yaşadığımızı hatırlayalım. Hergün erkeklerin kadınları ve LGBTİ bireyleri öldürdüğü, işçi ölümleriyle meşhur topraklarda yaşıyoruz. Çocuklar ölüyor bu topraklarda. Çatışmada, savaşta, kıyıya vurarak ölüyor. Bildiğiniz çocuklar ölüyor bu topraklarda.

2,5 milyon Suriyeli hayatta kalma mücadelesi veriyor bu ülkede. Onlardan soluk alıp vermeye rıza göstermeleri, hallerini kabul etmeleri bekleniyor. Sürekli şovlara konu oluyorlar. Obama bir tanesine yorum yazıyor, öbür başkan havaalanında artistlik yapıyor. Merkel pazarlık konusu ediyor. Bizde onlara düşen dilenmek, hayatını düzene sokmaya çalışmak, “ülkelerini bırakıp kaçan korkaklar” diyen aşşağılık bakışlar arasında sürünmek.

Ve bu ülkede ‘bazıları’ bu kadar acayipliğe, vicdansızlığa takılmıyor, Noel Baba efsanesine takılıyor. Kafayı buna takıyor. “Ren geyiklerinin çektiği uçan kızağını hediyelerle dolduran ve evlere bacalardan girerek herkesin hediyesini dağıtan” bir masal kahramanına kafayı takmış insanlar düşünün. Noel Baba’yı oduncu gömlekli Adidaslı yeniçeriye kovalatıp besmele çektirmeye kadar giden bir pespayelik. Traji-komik.

Dertleri ne peki? Hristiyanlık… Bu Aziz Nikola, aziz ya. Hristiyan. Eee? Ne güzel işte. Kültürlerin, geleneklerin, adetlerin birbirine girmesinden güzeli mi var? Bunu diyene kaç tane şamanik alışkanlığı olduğunu anlatsak şapkası uçar. Halbuki ne güzeldir kültürlerin bu şekil birbirine girmesi. Hindistan’da bir çok Hristiyan geleneği Hinduizmle karışmıştır. Keza Müslümanlıkla.

Güney Hindistan’da komünist Kerala eyaletinin başkenti Thiruvananthapuram’da bir meydanda dört köşede sinegog, hindu tapınağı, cami ve kilise vardı hiç unutmam. Pek çok dini festivali beraber kutlarlardı. Eminim kafayı ak sakallı ihtiyarlara takanları da aşağılarlardı.

Lümpen kelimesinde tıkanıyor insan. Çünkü son tahlilde ak sakallı bir dedeye temsili olarak tekme tokat besmele çektiren erkek de, Taksim meydanında kafayı çekip içindeki tacizkar ve ezik canavarı salıveren erkek de lümpen.

Her yerde bu tip pespayeliklere meyyal insanlar yaşar. Medeni toplumlarda bunlar akacak mecra bulamaz. Bu pespayeliklere kalkıştıklarında komik duruma düşerler, suç işleyenleri yargılanırlar.

Bizde ise böyle yürümüyor işler. Bir kere ilk grubun yani Noel Baba sünnetçilerinin ‘tribünperver kanaat önderleri’ var. Onlar, memleketi Noel Baba “tehlikesine” karşı uyarıyorlar. Yani bir çeşit misyon yüklüyorlar lümpenlere. İkinci grubu fiştekleyen yok. Onlar, salyalarında öz benliklerini bulmuş tacizciler. Ezikliği öyle bir içselleştirmişler ki bir kadınla el ele tutuşup yürümeyi hayal dahi edemezler. Sağlıklı olandan mahrum kaldıkça açıklarını saldırganlıkla kapatan bu zavallıların fişteklenmeye ihtiyacı yok. Ama onlar da ‘mahalleden’ yaptıklarının afacanlık olarak göründüğünü biliyorlar. Hareketleriyle ayıplanmıyorlar. En azından kendi çevrelerinde. Taciz ‘başarılarına’ göre gururlanmaları da muhtemeldir.

Yeni yıl nasıl mı geçsin? O meşhur fotoğraf var ya bir arabanın arkasında bir Ezidi kadın mutluluk içerisinde siyah çarşafını çıkarıyor, içinden rengarenk elbisesi görünüyor. Ahmet Büke Facebook’ta dilemiş, yeni yıl böyle geçsin demiş. Aynı fikirdeyim.