IŞİD’den sonra…
L. DOĞAN TILIÇ L. DOĞAN TILIÇ

Ben kendisini tanımam, ekonomi medyasının dediğine göre “küresel piyasaların en ünlü yatırımcılarından.” Adı Jim Rogers. Onun da dediğine göre, bu yılın sonunda veya önümüzdeki yıl tüm zamanların en büyük kriziyle karşılaşabilirmişiz. Dahası, önümüzdeki birkaç yıl içinde “sistem”, yani “Batı medeniyeti” çökecekmiş!

“Sistem” ve “Batı medeniyeti” dediği şey kapitalizm. Kehaneti gerçekleşir gerçekleşmez o ayrı konu, ama “sistem” ne zaman bu denli büyük bir krizle karşılaşsa savaşı çare olarak görür.

O yüzden, Rogers’ın sözlerini bölgemizdeki gelişmelerin yanına not ettim!

Burada adalet için İstanbul’a doğru yürünürken Suriye’de de gün be gün harita değişiyor. Esad güçleri çok net ilerlemeler kaydediyor ve IŞİD’in sonunun gelmekte olduğu ve IŞİD’den sonrasına ilişkin değerlendirmeler yapılıyor.

Tam da IŞİD’le savaşın ateşi sönerken, o ateşin çok daha büyütülmesine dönük çabalar öne çıkmaya başladı.

Emperyalizm ve savaş, hiç gizleme gereği duymadan halkların akıllarıyla alay edercesine çirkin yüzünü gösteriyor.

Trump, Suudi Arabistan ziyareti ve Suudilerle 100 milyar dolarlık silah anlaşması imzalamasının ardından, Katar’ı terörist ilan eden tweetler attı. Ardından Katar’a da 10 milyar dolarlık savaş uçağı satıp, terörist ilan ettiği ile ortak tatbikatlar başlattı! Şimdi Beyaz Saray’dan, “Katar gerçekten teröre destek oluyor mu, bakmak lazım” sesleri yükseliyor.

Putin de, Suriye’deki askeri operasyonların yeni silahlarını denemelerine olanak verdiğini belirterek; “Oraya en gelişmiş silahlarımızı yerleştirdik ve performanslarını seyrettik. Ordumuz için bu paha biçilemez bir denetimdi. Ordumuzun savaşa hazırlık durumu yeni bir seviyeye ulaştı” dedi.

İran ise, orta menzilli füzelerini devreye sokarak, ülkenin batısından fırlatıp Irak’ı aşırarak 600 km uzaktaki IŞİD hedeflerini vurdu; parlamentosuna ve Humeyni türbesine yönelik saldırıya misilleme olarak.

ABD geçen pazar düşürdüğü Suriye uçağı ile, IŞİD’den çok Esad ve onun yanındaki İran destekli Şii milislerle savaşmaya başladı. Son bir ay içerisinde tam üç kez İran destekli gruplara saldırdı.

Düşürülen Suriye uçağından sonra Rusya’nın ABD’ye ültimatomu da, IŞİD sonrasına dönük bölgedeki dış güçlerin her birinin farklı hesaplarının ve daha büyük çatışmaların son işareti.

Türkiye’nin PYD için kırmızı çizgi ilan ettiği “Fırat’ın batısı” şimdi Rusya’nın ABD öncülüğündeki koalisyona dayattığı kırmızı çizgi oldu: “Uluslararası koalisyonun uçakları ve insansız hava araçları da dahil olmak üzere, Fırat Nehri’nin batısında uçan her cisim, Rusya’nın yerdeki ve havadaki savunma güçlerince hedef olarak izlenecek.”

Obama döneminde İran’la kurulmaya başlanan diplomatik ilişkiler bir kenara atıldı ve Trump’a göre İran “küresel tehdit.” ABD-İran ilişkileri konusunda uzmanlar, Trump’ın İran’la diplomasi penceresini kapatmakla kalmayıp bir savaş penceresi açtığı kanısındalar.

İran’la nükleer görüşmelerini yürütmüş Obama dönemi bürokratlarından Robert Malley’e göre; bugün dünyanın en tehlikeli üç yeri Yemen, Suriye’nin doğusu ile Irak’ın batısı arasındaki bölge ve ABD Kongresi salonları! “Ne yapacağı öngörülemez” denilen Trump’ın, İran konusundaki niyetini görmeyen yok! Dışişleri Bakanı Tillerson, “İran’da barışçıl bir değişim için içerdeki grupları desteklemekten” söz etse de, bunun Tahran’daki tercümesi “CIA destekli darbe” oluyor.

Kısacası, tam da IŞİD bitti bitiyor denilirken etrafımızdan bizi de içine çekmeye gebe daha büyük bir savaşın mide bulandırıcı kokuları yükseliyor.

Bütün enerjilerini adalet için yürüyenleri ve o yürüyüşü itibarsızlaştırmaya harcayanlar, yanı başımızdaki tehlikeli gelişmeleri göz ardı etmemeli. Mülkün (devletin) temeli olan adalet, bu koşullar karşısında sağlam durabilmek için de gerekli.

Bir ülkeyi böylesine tehlikeli sulardan salimen çıkaracak olan ancak onun ortak akla dayanan, adaletinden kuşku duyulmayan, bütün vatandaşların sıkı sıkıya sarıldığı güçlü demokratik yönetimleri olabilir, “güçlü tek adam” yönetimleri değil!