IŞİD’i temizlemek mi?
NİHAL KEMALOĞLU NİHAL KEMALOĞLU

‘Büyük Musul Savaşı’nın’ başladığı haberi, Irak Başbakanı İbadi’nin arkasına üst düzey askerleri aldığı canlı yayın görüntüleriyle duyuruldu.

Böylece ABD ve koalisyon güçleri güdümünde planlanan Musul harekâtına bu ‘Iraklıların savaşı’ imajı kazandırılmış oldu.

Irak egemen devlet görüntüsü eşliğinde İbadi, “Zafer vakti geldi ve Musul’un özgürleştirilmesi için operasyon başladı” diye konuştu.

En son ‘Libya’nın topyekûn özgürleştirilmesine’ aylarca tanıklık eden dünya kamuoyunun aklına, Musul’u IŞİD’den kurtarma savaşını duyunca bugün devlet yapısı çökertilmiş ‘istikrarsız’ ülke Libya’nın Sirte kentinin IŞİD’in yeni küresel yerleşim alanı olduğu gerçeği gelmiş midir bilemeyiz...

Ama ABD ve Batılı güçlerin 2003’te 1.5 milyon Iraklının ölümünden sorumlu olduğu Irak’ın işgali ve Kuzey Irak’ın neoliberalizasyon coğrafyasına katılımından tam 13 yıl sonra, Irak’a yerleştirdiği elverişli yönetim pratiği Sünni/Şii çatışmasından semiren, taban bulup devletleşen ‘IŞİD karanlığını’ Musul’dan çıkarmak için değil asıl temizlik akabinde yeni paylaşım haritasına hız katmak üzere harekat başlatılmıştı.

Kasımdaki başkanlık seçimleri öncesi Afganistan ve Irak ‘haklı’ savaşlarının Nobel Barış Ödüllü başkomutanı, Bin Ladin’e operasyonun şahini Obama’nın siciline Musul zaferini katmak Demokratların oylarına da katkı demekti.

Obama’nın IŞİD’le mücadele özel temsilcisi Gurk’un, ülkelerini müzelerine varıncaya dek dümdüz ettiği, Ebu Gureyb başta olma üzere işkence merkezlerinde ağırladığı ‘kahraman Iraklıları’ sözde kutlayan mesajı oldukça rahatsız ediciydi.

Pek tabii ki o mesajda ‘Kürt Peşmergeler ve TSK’nin Başika’da yetiştirdiği Ninovalı muhafızlar da’ unutulmamıştı.

‘Küresel aktör’ olma hırs ve çırpınışlarıyla tarihi sonları yaklaşan Suudi Arabistan ve Körfez Monarşi bloku ile ABD’nin IŞİD’e verdikleri finansal destek gün gibi ortadayken, Suriye ve Irak kapsamlı yeni ‘paylaşım savaşının’ küresel kamuoyuna takdiminde böyle ‘yüreklendirici’ mesajlar önemliydi.

Bu arada bıyık altı Türkiye’ye verilen alt selam da dikkat çekiciydi.

15 Temmuz’u uzun süre ‘internet oyunu’ sanan sonra olanca ‘mahcubiyetiyle’ Türkiye’ye Fırat Kalkanı’nın yolunu açan ABD, Irak’taki stratejik hedefine başta Fransa ve İngiltere olmak üzere Batı ittifakıyla birlikte IŞİD mevzilerini bombalarken, eğitim ve lojistik sağladığı Irak Ordusu ve Peşmerge güçleriyle ilerliyordu.

Yani Ortadoğu coğrafyasında 21. yüzyılın büyük savaşın kapıları ‘karşı karşıya gelecek bölgesel ‘fiili’ sürpriz katılımcılara’ ardına kadar açılıyordu.

Emperyal sistemin yaşamsal ihtiyacı ‘büyük savaş’ işgal edilirken mezhebi/etnik hatları derince belirlenen ülkelerin milis güçleri ve toplama paralı askerleriyle küresel askeri-sınai kompleksi doyuracak biçimde planlanmıştı.

Böylece ‘Irak’ı/Suriye’yi özgürleştirme’ veya ‘IŞİD’le mücadele’ jeneriği altında kapitalizminin yapısal krizinin biricik ‘mağduru’ egemen güçler bu yeni savaş paradigmasını düzenli ordularının burnu kanamadan 21. yüzyıl tarihinde sıçratıyorlardı.

Ve Musul’daki gelişmeleri sakin sakin izleyen Rusya ve Ortadoğu’da kesinlikle Irak’tan Yemen’e uzanan Şii hattının tek hamisi, diplomasi ve strateji aklı İran, kendi zamanlarını bekliyorlardı.

Musul Harekâtı “başladı, yok başlamadı, öyle değil böyle olacak, bizsiz katiyen olamaz” tartışmalarıyla aşırı meşgul, ‘Osmanlı-emperyal’ fantezisi ve ‘eski’ rejimi yıkma takıntısı dışında tezi olmayan, gerçek zamanlı dünya ve ‘kendilik’ algısı şiddetli sorunlu, Musul halkına değil yalnızca Musul’daki ‘Sünni varlığına’ kilitlenmiş Türkiye’nin ABD tarafından bu askeri harekâttan soğukkanlılıkla dışlandığı...

Ve bu müdanasız ‘dışlanmanın’ Irak Devlet Başkanı İbadi tarafından ‘işgalci ülke’ diye tanımlanarak, Türkiye’nin Musul harekâtında açıkça ‘istenmediğinin’ iletildiğini eklemeliydik.

Türkiye’nin uzatmalı partneri Barzani bile harekâtın ilk gününde, Türkiye’ye eğer Musul harekâtı veya masasında yer almak istiyorsa Bağdat merkez yönetiminin adresini göstererek Türkiye’nin B planını çökertmişti.

Ayrıca Yemen ve Bahreyn’de her gün acımasız Şii muhalif katliamı yapan, en son Yemen’de cenaze törenini koalisyon uçaklarıyla bombalayarak 140 kişiyi ‘yanlışlıkla’ öldüren Sünni blok müttefikimiz, IŞİD finansörü Suudi Arabistan gibi ‘Musul’da insani duyarlılık’ çağrısı yapmaya kalkışmanın lüzumu yoktu..

İki yıl önce IŞİD sistematik kıyımına uğrayan Musul ve Telafer’den kaçan Şii Türkmenlere ‘mezhebi ayrımcılık’ yapıp kapı açmayan, IŞİD vahşetinden kaçan Ezidi bebeklere pasaport soran Türkiye’nin Sünniler için çağrısı da, göz korkutması da, yakında IŞİD cihatçı akınına uğrayacak sınırlarımızı geçmezdi..