IŞİD yenildi, Selman öfke nöbeti geçiriyor
19.11.2017 09:08 BİRGÜN PAZAR
Veliaht Prens'in vizyonunda bir tutarsızlık var. Bir taraftan gerici din adamlarının hükmünü zayıflatmak istiyor, diğer taraftan İran’a sert davranıyor. Bu, krallıktaki gericiliği körükleyen bir tutum

VIJAY PRASHAD

Suudi Prensi Muhammed bin Selman (MBS) 11 zengin ve güçlü prensle 200 kadar iş adamını tutuklattı. Bu kişilerin varlıklarına kademeli olarak el konuldu. Bu adamlar arasında gezegenin en zenginlerinden biri olan El Velid Bin Talal, Suudi Ulusal Muhafızları Bakanı Prens Miteb bin Abdullah, Ekonomi ve Planlama Bakanı Adil Fakih, Suudi Binladin Grubu’nun başındaki Bekir bin Ladin ve Etiyopya’da yatırımları bulunan işadamı Muhammed el Amudi. Durum yüzlerce prensi korkuttu. Sıradaki kim?

Prens MBS bu büyük varlık ve güç sahibi prensleri neden tutuklattı? Kendisine ve babası Kral Selman’a karşı bir saray darbesinden mi korkuyordu? Veliaht Prens'in güç kaynaklarını elinde bulunduran ve kendisine yakın görülmeyen kişileri tutuklattığı ortada. Bu güçlerin kontrolünü ele geçiren veliaht prens şu anda kendisine ve babasına karşı bir darbe yapabilecek bir silahlı kuvvetin olmadığından emin. Ordu gücü şu anda MBS etrafında konsolide edildi. El Velid bin Talal’in ve El Amudi’nin tutuklanması krallıkta yolsuzluğa karşı da bir baskı olduğu görünümünü veriyor. Bin Talal milyarlarıyla övünüyor, fakat ticarette hazırlıksız yakalandığında likitide için Suudi bankalarına dönüyor. Bu sırada El Amudi, gırtlağına kadar Etiyopya’daki yatırımlarıyla (geniş tarlalar ve altın madeni) ilgili yolsuzluğa batmış durumda. Ritz Carlton’da 33 milyar dolar civarı kişisel servet bulunuyor. Suudi Prensi bu paranın bir kısmını Suudi Vizyonu 2030 projesine aktarabilecek mi? Başsavcı Said Suud El Mucip ‘yolsuzluk ve zimmete geçirme yoluyla 100 milyar doların suistimal edildiğini’ açıkladı. El Mucip, tutuklamalar ve soruşturmalar sonunda bu paranın bir kısmının hazineye dönmesini umuyor.

Tutuklamalardan bir hafta önce, Suudi Arabistan IMF Başkanı Christine Lagarde ve çeşitli bankacıların (HSBC’nin başındaki Stuart Gulliver ve SoftBank’ın Başkanı Masayoshi Son dahil) katıldığı bir yatırım konferansı düzenledi. Bu konferansta Suudiler; yardımları kesmek, vergileri yükseltmek ve petrol şirketi ARAMCO’yu önümüzdeki yıl halka arz planlarını içeren 2030 vizyonlarını tanıttılar. Suudiler bu halka arzdan 2 trilyon dolar kazanmayı umuyor. Bu Alibaba’nın 2014’teki rekor arzının dört katı büyüklüğünde. Düşen petrol fiyatları, büyük ölçüde Suudi Arabistan’ın agresif petrol satışıyla, bu petrole bağımlı monarşinin ödeme dengesine zarar verdi. Krallık şu anda yılda 100 milyar dolar açık veriyor.

IMF Suudi büyümesinin ‘sıfıra yakın’ olduğunu, bu konuda gelecekte ilerleme görülmesi olasılığının da sınırlı olduğunu tahmin ediyor. Vizyon 2030 belgesi danışmanlık şirketi McKinsey tarafından oluşturulmuştu. Belge Suudi ekonomisinin çeşitlendirilmesi, kamu istihdamında kesinti ve düşük gelirli misafir işçilerde azalma çağrısı yapıyordu. Suudi kraliyet mensupları bu planın uygulamasını çok zor buldular. Hükümet, bakanların ve kamu çalışanlarının maaşını ve sosyal yardımları kesmeye çalıştı. Memnuniyetsizlik hükümeti nisanda bu kesintileri geri çekmeye zorladı. Misafir işçilerin gelmesini engellemeleri imkânsız; çünkü Suudi işgücü ne düşük kalitedeki işleri yapmak istiyor ne de yüksek kalitedekileri yapabilecek yeteneğe sahip.

2030 vizyonunun kolayca uygulanmasının önünde yapısal engeller var. Prensin planlarını yeni şehir NEOM’un inşası için yapılan yatırım konferansında açıklamasının nedeni belki de bu. Mısır ve Ürdün sınırında kurulacak bu şehrin güç kaynağı rüzgâr ve güneş enerjisi olacak. Niyet burayı küresel inovasyon merkezi haline getirmek. Suudiler bu şehrin inşasına 500 milyar dolar yatırmayı planlıyor ve dış yatırımcılardan destek arıyor. Fakat bu plan başka yerlerden gelecek iş gücüne dayanıyor. Bu teknoloji merkezinde çalışacak yerel bir yüksek teknoloji işgücünün yaratılması için bir plan yok. Bu demek oluyor ki Suudi ekonomisinin temelleri aynı kalacak ve yapısal krizi engellenemeyecek. Veliaht Prens'in din adamlarına ve krallıktaki gericiliğe saldırmasının nedeni bu olabilir. Elbette bu gericilik tesadüf değil. İslam dünyasına ithal edilen Suudi ideolojisinin kilit parçası. Büyük bir çalkantı olmaksızın din adamlarının gücünün tersine döndürülme olasılığı düşük.

Veliaht Prens'in vizyonunda bir tutarsızlık var. Bir taraftan gerici din adamlarının hükmünü zayıflatmak istiyor, diğer taraftan İran’a sert davranıyor. Bu, krallıktaki gericiliği körükleyen bir tutum. Suudi Arabistan’ın Irak, Katar, Suriye ve Yemen’de başarısız olan politikalarını yönlendiren mezhepçilik din adamları için ateşleyici. Veliaht Prens'in mezhepçi savaşları başarılı olmadı. Suriye’de Beşar Esad’ı deviremedi, Yemen halkını pasifize edemedi. Katar’ı dize getiremedi ve İran’ın Irak’taki etkisini azaltmak konusunda başarısız oldu.

Lübnan’a ilişkin öfke nöbeti ülkede ciddi siyasi krizlerle sonuçlandı, fakat bu durum Hizbullah’ı zayıflatamayacak. Bütün bunlar Suudi Arabistan içindeki gericileri besliyor. Kadınların araba kullanmasına izin vermek elbette önemli bir adım, fakat bu adım gericilerin Suudi toplumu üzerindeki gücünü kıramaz.

IŞİD Suriye ve Irak’ta yenildi. İran kesinlikle bölgede daha önce hiç olmadığı kadar güçlü. Suudi Arabistan jeo-politikanın ortaya koyduğu yolu beğenmiyor.

Katar ve Lübnan’a olan öfkesi, hiçbir koşulda, zayıf konumunu değiştirmeyecek. Bu tutuklamalar ve Lübnan’a saldırı kraliyet ailesinin büyük zafiyetinin işaretleri. Monarşinin çökmesi ya da krala karşı bir darbe ise olası değil. Olası olan Suudi Arabistan’ın 2030 vizyonuna doğru hareket edememesi. Bu durum bölgede daha fazla kargaşa ve kendi toplumu içinde daha fazla kaos yaratacak. 33 milyonluk bir ülkenin nasıl bu kadar kolay şeklinde Veliaht Prens'in ve onun hayali planlarının esiri haline gelmiş olması dikkate değer.

Çeviri: Ömür Şahin Keyif