İslam’cının postmodernisti
ÜNAL ÖZMEN ÜNAL ÖZMEN

Mizah ihtiyacımı, seçtiğim birkaç yandaş gazete yazarı ve televizyon yorumcusuyla gideriyorum. Tercihim de yazdığını düşünerek üretilmiş fikir sanıp sonra o şeye başkalarını da inandırmaya çalışanlar oluyor. Bunları oldukça eğlenceli buluyor ve takip etmeye çalışıyorum. Sanatta gerçekçilik akımının yeni temsilcileri gibiler. Fakat  bazılarından bir süre sonra sıkılıyorum. Aynı teraneleri benzer tarzda tekrar edenleri aptallar arasına alıyorum. Sanırım bu mizah unsurlarından yararlanan sadece ben değilim; çok kişi benimle aynı yolu izliyor olmalı ki mizah dergileri traj  kaybetti.

Beni güldürmeyi başaran çok az tiplemeden en hoşuma giden sarhoş taklidi yapılmasıdır. Bundan olsa gerek sık sık RTE’nin baş danışmanına  takılıyorum. Sanırsın adam zilzurna sarhoş. Levent Kırca hariç bir insan içmeden bu kadar gerçekçi sarhoş taklidi nasıl yapabilir hayret ediyorum.

Gazetede yazanları daha az yetenekli değil; annesinin dikkatini çekmek için rol icabı altına yapan çocuk gibiler. Hani, annesi kardeşini okula hazırlarken ihmal edilen bebek kakasını yapar, bir de aha sana ilgilenmen gereken  bir iş çıkardım diye annesinin gözüne bakar ya; aynen öyle. Yazıcılar arasında da o kadar çok var ki üstüne başına işeyen, saymakla bitmez. Fakat yazıcılardan favorim Yeni Şafak’ta yazan Yusuf Kaplan.

Yusuf Kaplan şu sıra oldukça eğlenceli şeyler yazıyor. Bu kişi aslında benim yıllardır yapmak isteyip de yapamadığım şeyi yapıyor; dini mizah unsuru olarak kullanıyor. Çok değil birkaç on yıl sonra Türkiye’de de din mizahın kaynağı, özellikle  bu çağın din adamları gülmece kahramanı olacak. Yusuf Kaplan, dinci bir gazetede dinci gibi görünerek avantajını kullanıp benden çıksa hakaret sayılacak dini eğlenceler sunuyor.

Favorim, “Eğitim sisteminin merkezinde Kur’ân olmadığı sürece...” (13.3.15) başlıklı yazı dizisinde “Bu seküler eğitim sistemi, topluma tepeden pozitivist, Batı’yı, Batı’lı değerleri kutsayan, bizim değerlerimizi aşağılayan ve yok sayan bir insan tipi yetiştirdi.”, “Müslüman bir ülkede eğitim sisteminin, düşünce, sanat ve kültür hayatının dün olduğu gibi bugün de Kur’ân ekseninde yeniden yapılandırılması...”ndan söz ediyor. Mizah bunun neresinde diyeceksiniz; mizah, bu hamasetin, Batı icadı olan kravatla çekilmiş fotoğrafın altında yapılıyor olmasında. Batı kültürünün bu yüzyılın önemli isimlerinden Michel Foucault, Milan Kundera, Umberto Eco ve John Berger’i okuyup adam olsunlar diye Türkçeye çevirip sonra “Türk aydını, bu toprakların, bu topraklarda yeşertilen muazzez medeniyet çınarı’nın çocuğu değildir. Batı uygarlığının zihnen ve de gönüllü kölesidir: Celladına âşık bedenen burada zihnen Batı’da yaşayan şizofrenik bir serseri!” diyebilmede...

GÜVENLİĞİMİZ İÇİN KÜRTÇE
Yalçın Doğan’ın aktardığına göre THY, yurtdışı uçuşlarında “sefer duası” hizmeti sunmaya başlamış. Kayıttan dua, bilmeyenler için olsa gerek. THY’ye benim de bir önerim olacak; Türkçe bilmeyen, Türkçesi güvenlik talimatlarını anlamak için yeterli olmayan Kürtler için pilot ve kabin görevlilerine Kürtçe  zorunluluğu getirilsin. Makul gerekçem var; geçen haftasonu, Eğitim Sen’in anadili temelli çokdilli eğitim atölye toplantısı için Diyarbakır’daydık. Dönüş biletimiz gece uçuşu içindi ve hava yağışlıydı. Yani uçak yolcusunda güvenlik kaygısı yaratan her olumsuzluk mevcuttu. Standart talimat İngilizce ve Türkçe olarak yapıldı. THY, bu iki dilden birini bilmeyen yüzde seksenlik Kürt yolcuya ne halin varsa gör dedi.

İnince öğrendim ki asıl tehlike, acil çıkış kapısı önündeki koltuklarda yaşanmış. Yaşına, boyuna bakılarak acil çıkıştaki koltukların verildiği iki yolcunun sadece Kürtçe ve Almanca bildiği, bu iki dili bilmeyen kabin görevlisinin muhataplarından teyit alamadığı ve yolcuları yerinden kaldıramadığını diyaloğa tanık olan arkadaşımdan öğrendim. İşin garibi yolcuların kullandığı iki dilden birinin Kürtçe olduğunu anlayıp kabin memurunun diğer yolculardan yardım isteyememesi. Bizim Nisan talep gelmeden uluslararası ilişkilere burun sokulmaz diyerek müdahil olmamış. Diyeceğim, acil bir durumda yolcuların bir kısmının ve uçuş ekibinin canı dilsizlikten tehlikeye atılmış. Gördüğünüz gibi anadilinde eğitim kadar, Türklerin Kürtçe öğrenmesi sorunumuz da var.