İslamcı yazara koşanlar kendi askerini unuttu
Bülent Mumay Bülent Mumay

Askeri kışlalarda bir aydan kısa bir süre içinde 5 zehirlenme vakası yaşandı. 4’ü aynı kentte. Binlerce asker hastanelere taşındı, biri yaşamını yitirdi. Manisa’da kışlaya yemek sağlayan şirketin sözleşmesi, 4. zehirlenme vakasından sonra iptal edildi. Üst üste gelen bu facialara önlem almak için askerlerin daha kaç kez zehirlenmesi gerekiyordu? Başbakan’ın “Gıda rejimi değişecek” demesi için kaç facia daha yaşanmalıydı?

Benzer bir şey, helikopterlere kazalara karşı alınacak uyarı sistemi (HETS) için oldu. Savunma Bakanı Işık, dünkü gazetelerde müjdeyi vermiş: “Helikopterler için HETS 3 ayda hazır.”

Kato Dağı’nda 13 askerin şehit olmasından önce alınamaz mıydı o HETS’ler? “3 ay önce alsaydık, ölmezlerdi” itirafı değil mi bakanın “müjde”si…

Hani gecikmeden hâlâ yapılabilecek bir şeyler var, anımsatmış olalım. O zehirlenen askerleri ziyaret etmek için ne bekliyorsunuz? Ya da zehirlenme vakaları defalarca yaşandığı için soralım, neyi beklediniz?

Mesela Genelkurmay Başkanı… Atatürk’e “firavun” diyen İslamcı yazarın evine, Akit yazarının tedavi gördüğü hastaneye kadar gidip geçmiş olsun ziyareti yapmıştı.

Zehirlenen kendi askerlerine bir geçmiş olsun demek için ne bekliyor?

***

islamci-yazara-kosanlar-kendi-askerini-unuttu-307366-1.Terör bitiyordu, şehit camisi niye?

Türkiye’de yakın zamanda neredeyse bütün seçimlerde iktidar partisinin yinelediği sözler var. Tutmadığı, tutamadığı… Her seçimde taşeronlara kadro sözü veriliyor mesela. Ya da daha demokratik bir ülke vaat ediliyor.

En sık tekrarlanan sözlerden biri de terörün bitirilmesi. Hatta bazı seçimler öncesinde, terörün bitirilmesi, sandıktan çıkacak sonuca endekslendi. En keskin şartlı vaat ise iki ay önce yapılan Anayasa referandumundan önce verildi. İktidar partisi adına miting yapan, ekrana çıkan herkes, “Evet çıkarsa terör bitecek” dedi. Başbakan Binali Yıldırım’ın her mitinginde tekrarladığı da buydu. Vatandaşlar, verdikleri oyla terörü bitirebileceklerdi. Kan dökülmesinin önlemek, bu kadar kolaydı yani.

islamci-yazara-kosanlar-kendi-askerini-unuttu-307367-1.

Referandum günü geldi çattı, mühürlü-mühürsüz tartışmalarının gölgesinde, yüzde 51 evet sonucu açıklandı. Lakin, şehit haberleri gelmeye devam ediyor. Bir de, bu sözü verenler de “evet”in kazanmasına rağmen terörün biteceğinden umudu erkenden kestiler sanki. Dün Hürriyet’te yer alan “Kışla içinde şehit cenazeleri için özel cami” haberinin başka açıklaması olabilir mi?

***

Muhafazakârlar, neyi muhafaza ediyor?

Ülkeyi korumak için zorunlu askerlik yapan gençler patır patır hastanelere kaldırılıyor. Ailelerinin devlete emanet ettiği gençlerin, bozuk, kokmuş yemeklerle zehirlenmesine tanık oluyoruz. Hani “askerini, ordusunu” kutsayan kesimlerden, cılız birkaç kalem dışında tık yok. Öyle ki askerler zehirlendiğinde hastaneye sadece muhalefet milletvekili CHP’li Tur Yıldız Biçer koşuyor…

islamci-yazara-kosanlar-kendi-askerini-unuttu-307368-1.

Mimar Sinan’ın inşa ettiği, Boğaz’ın ve Üsküdar’ın siluetinin en önemli parçası olan Şemsi Paşa Camii büyük bir tarihi cinayete kurban gidiyor. Deniz doldurularak Boğaz’la bağlantısı kesiliyor. Daha beteri, denize kazık çakılırken duvarları çatlıyor. 24 saat din-iman-diyanet diyen kesimlerin sesi soluğu duyulmuyor. Zeytinlikler sanayiye kurban verilmekten, vicdan sahibi bir avuç insanın ve Tarkan gibi birkaç sanatçının çığlığıyla kurtuldu.

Bütün bunlar olurken insan şu soruyu sormaktan kendisini alamıyor: Kendilerine muhafazakâr diyen kesimler, bu meselelerde konuşmayacaksa ne zaman konuşacak? Yoksa muhafazakârlığı, muhafız olmak mı sayıyorlar?

***

Liderden rol çalmakislamci-yazara-kosanlar-kendi-askerini-unuttu-307369-1.

CHP Lideri Kılıçdaroğlu, gazeteci kökenli milletvekili Enis Berberoğlu tutuklanınca, “Bıçak kemiğe dayandı” diyerek yollara düştü. Sanatçılar, sivil toplum örgütü temsilcilerinin yanı sıra CHP’li milletvekilleri de belli etaplarda Kılıçdaroğlu’na destek veriyor.

Yalnız, sosyal medyada epey aktif olan bazı CHP’li vekiller, resmen Kılıçdaroğlu’ndan rol çalıyor. Ertesi gün gazetelerde haber olabilmek için, Kemal Bey’i de gölgede bırakacak şovlar yapıyorlar. Sosyal medyanın neredeyse tüm mecralarından özel “içerik”ler yayıyorlar. Beyler, ayıp oluyor. Mesele “üç beş koltuk” değil, hâlâ anlamadınız mı?

***

Soner Yalçın’ın da bilgisi yanlış

Sözcü yazarı Soner Yalçın, dünkü köşesinde Erdoğan’ın, “Hapiste kendisine gazeteci diyen 177 kişiden sadece 2’si basın kartı” sahibidir açıklamasını yorumlamış. Yalçın, Cumhurbaşkanı’na yanlış bilgi verildiğini söyleyerek şu satırlara yer vermiş köşesinde:

“Sadece benim bildiğim sarı basın kartı sahibi sekiz gazeteci var. Erdoğan’a yanlış bilgiyi kimler veriyor?”

islamci-yazara-kosanlar-kendi-askerini-unuttu-307373-1.Ne yazık ki Soner Yalçın’ın bilgisi de yanlış. Basın kartı sahibi bir gazeteciyseniz, artık gözaltına alındığınızda, bırakın sanık olmayı, şüpheli sıfatı taşıdığınız andan itibaren Basın Yayın Enformasyon Genel Müdürlüğü’ne bilgi veriliyor. Tutuklanmamış serbest bırakılmış, hakkınızda iddianame hazırlanmamış olması bile işe yaramıyor. Sarı basın kartınız anında iptal ediliyor. Yani Erdoğan’ın dediği gibi basın kartınız olmuyor.

İETT bile harekete geçiyor. İndirimli kartınızı iptal ediyorlar. O yüzden Cumhurbaşkanı, medya patronlarına verdiği iftarda yanlış bilgi falan vermedi. Emin olun. Meselenin yabancısı değiliz.