İslamcıların itikat - iktisat açmazı
ÜNAL ÖZMEN ÜNAL ÖZMEN

Geçenlerde İslamcılardan biri (biri dediğim, yeni yetme İslamcıların her birinde büyük emeği bulunan memleketin yaşayan en eski İslamcısı Mehmet Şevki Eygi), “Bugünkü çağ dışı, ideolojik, çürük, miadını doldurmuş, işe yaramaz” bulduğu Türkiye eğitim sisteminin düzlüğe çıkabilmesi için önerilerini madde madde sıraladı. Bunlardan biri şöyle: “İslam mekteplerinde beş vakit namazın cemaatle, okul camiinde, okul imamının ardında kılınması mecburî olmalıdır.” Artık diğerlerini tahmin edersiniz! Sağlıklı birinden söz etmediğimi düşünüp okumayı burada kesmeyin lütfen! Ciddiye alın; bunları ciddiye almadığımız için bu noktaya geldiğimizi unutmayın.

Bu zat, 41 maddelik tavsiyesinin dördünde Fransa ve İngiltere’nin model alınmasını öneriyor: “İngiltere’deki din-devlet birliği ve işbirliği örnek alınmalıdır”, “Süper çocuklar için İngiltere’deki Grammar Schools ayarında özel okullar açılmalıdır”, “Fransa’da olduğu gibi, bizde eskiden olduğu gibi çok ciddî ve çetin lise bitirme ve bakalorya (olgunluk) imtihanları yapılmalıdır”, “Psikoloji, mantık, ahlak, metafizik ve estetik dersleri, en az Fransa liselerindeki kadar öğretilmelidir.” Ha, bir maddesinde de “Eğitim konusunda Singapur’dan ders, ibret alınmalıdır” diyor. Dinle ilgili olan diğer maddeler için Suudi Arabistan, İran, Pakistan, Sudan veya başka bir Müslüman ülkeyi referans gösteremiyor!

İngiltere, Evrim Kuramını 2014’te ilkokul birinci sınıf programlarına ekledi. Fransa eğitim bakanlığı “Okulda Laiklik Şartı”nı aynı yıl yürürlüğe koydu. İslamcılar, din-devlet ilişkisinde İngiltere’ye, mantıklı düşünme konusunda Fransa’ya benzemenin itikadı sarsan sonuçlarını tahmin edemiyor değiller; fakat ticari düşündükleri için başka şansları yok.

Eğitim konusunda genel olarak sağcılarla İslamcılar aynı şekilde düşünüyorlar; onlara göre eğitim, iktisadi yönüyle Batı’ya, itikadi (inanç) yönüyle İslama dayanmalı. Bu mümkün mü? Değil tabi…

İtikadı etkilemeyen bilimin ekonomik başarı vaat edemeyeceğinin olanaksızlığını İslamcılara anlatmak mümkün değil. Bırakalım onlar bu gerçeği yaşayarak öğrensinler; hatta dileyelim bu açmazdan kurtulamasınlar! Fakat bilimi kalkınmanın temeli sayan, katma değeri yüksek mal üretmek için inovasyona önem verelim diyen liberal iktisatçılara seçimlerini yapma zamanının gelip geçtiğini anımsatmak zorundayız.

Liberaller, PISA sonuçlarını tartışırken de iktidarın eğitim uygulamalarına eleştiri getirmekten kaçındılar. Sonuçlara bakarak eğitim seviyemizin rekabet gücünün olmadığını söylemek yeterli değil. Bu noktaya durduk yerde gelmediğimize göre seviyeyi yükseltmek bir yana düşüren eğitim politikalarına itiraz etmek gerek. AKP öğrenciler ilahiyat okullarına yönlendirilirken, öğretim programları dinselleştirirken, eğitimin planlamasını dini vakıflara devrederken susup raporlara hayıflanmak olmaz!

Sözümün kimlere olduğunu daha somut bir örnekle anlatayım: Öğretim programlarındaki değişikliğin açıklandığının ertesi günü Hakan Çelik, Cem Seymen, Vahap Munyar oturmuş Türkiye’nin ekonomik krizini konuşuyorlar. Ana sorun eğitim; eğitime, inavasyona önem veren ülkeler marka yaratıyormuş! Akıla, bilime, teknolojiye önem vermeliymişiz. Gençlere yatırım yapmalıymışız. Cem Seymen, gen bilimini kendimiz yaratmalıyız diyor. Vahap Munyar, Malatya’da katıldığı Eğitimde Yıldızlar Yaratabilir miyiz toplantısından yeni gelmiş. Eğitimin nasıl olması gerektiği konusunda herkes hemfikir, ama olmaması gereken konuda fikri olan yok! Bundan dolayı bir türlü konuyu öğretim programlarına getiremiyorlar. Biri çıkıp da evrim okumadan gen bilimi yapılır mı diye soramıyor.

Programlar konusunda hükümeti uyarmak mümkün olmasa da toplumsal duyarlılığın tutulması açısından şu birkaç gün çok önemli. Eğitim gündemden düşmemeli. Hürriyet’in eğitim yazarı Selçuk Şirin de takip edildiği bilinciyle yazmalı; kodlama dersi önerisini başka zamana saklayıp varsa itirazlarını sıralamalı.

Açıklama

Geçen haftaki yazımda, Kültür Bakanlığının abone olduğu katalog dergilerin yayıncısı Turkuvaz Medya’nın, Çalık grubuna ait olduğunu yazmıştım. Meğer Turkuaz 2014’te Kalyonculara devredilmiş. Benim bundan haberim yok tabi. Çalık Grubundan, Turkuaz Medyayı 2014’te devrettiklerine ilişkin bir açıklama aldım. Fakat belirtmem gerekir ki o yazı için kullandığım 6 yıllık verilerin 5 yılı Turkuaz Medya’nın Çalık Grubundaki dönemine aitti. Açıklamada güncellenmiş bilgiyi kullanmam isteniyordu. Tümceyi güncelliyorum: “Bu dergilerin yayımcısı, Sabah gazetesinin de sahibi olan Zirve Holdinge (Kalyonculara) ait Turkuvaz Gazete Dergi Basım A.Ş.dir.”