İsmail Saymaz’ın suçu gazetecilik mi?
ÜMİT ALAN ÜMİT ALAN

İsmail Saymaz’ın pazartesi günkü Hürriyet’teki manşet haberinden sonra iktidar cenahında bir yaygara koptu. Haberi kısaca hatırlayacak olursak, Saymaz FETÖ üyelerinin kendi aralarında kullandığı şifreli mesajlaşma programı ByLock’un patentini elinde bulunduran David Keynes adlı Türk asıllı kişiyle (adını değiştirmiş) ABD’de görüşmüştü. Bu görüşmede Keynes, yazılımla ilgili bazı detayları kendi açısından yorumlamış, Hürriyet de bunu “İŞTE HERKESİN ARADIĞI BYLOCK” şeklinde manşete taşımıştı. Haber bir çeşit itiraf niteliği de taşıyordu. Açıkçası haberi pazartesi günkü Hürriyet’te okurken iktidar medyasından böylesi tepkiler gelebileceğini hiç ihtimal vermemiştim. Zira, birinci ağızdan ByLock programıyla FETÖ’cüler arasındaki bağ itiraf ediliyordu. Ne olduysa oldu, çarşı karıştı. İktidar medyası cephe halinde Hürriyet’e ve İsmail Saymaz’a yönelik saldırı yarışına girdi. Ardından haberle ilgili “delil karartma” suçundan soruşturma açıldı. Bu haftaki Köşe Vuruşu’nda bu olaya biraz daha yakından bakmak isterim.

Örgüt üyelerine savunma öğretiyor inanışı

David Keynes’in açıklamalarında “programın tüm kullanıcılarının FETÖ’cü olmayabileceği iddiası vardır. Kaldı ki %90 gibi yüksek oranda cemaatçiler tarafından kullanıldığı bilgisini de eklenmiş. Doğrudur, yanlıştır, bir iddiadır. Lâkin programın patent sahibi tarafından söyleniyorsa bir haber değeri vardır. Ancak bunu kabul etmiyorlar. Bu adamı konuşturuyor olmak doğrudan “suç” gibi algılanıyor. Sabah gazetesinin haberine göre bu manşetle FETÖ’cülere savunma öğretiliyormuş ve hepsi Hürriyet’in bu haberini referans gösterecekmiş. Peki ne zamandan beri Hürriyet tartışmasız referans, içtihat mercii oldu? Eğer öyleyse iktidar medyası neden referans alınmıyor da Hürriyet hemen tartışmasızca alınıyor? Dert bu değil. Üzerinde uzlaşılan bir doğru var. O doğrunun, “iddia düzeyinde” bile olsa sorgulanmasına tahammül yok.

“Darbenin arkasında Gülen yok” çıkarsaması

Hürriyet’in manşet haberinden yapılan başka bir çıkarsamayı da Takvim gazetesindeki Ergün Diler yazısından aynen aktaralım, “Ne oldu da şimdi “15 TEMMUZ’UN ARKASINDA GÜLEN YOK” NOKTASINA GELDİNİZ!” diye soruyor Diler. Bu soruyu ByLock manşetiyle ilgili haber bağlamında soruyor. Muhtemelen Keynes’in “Tabanın masum ama üst tabakanın darbe örgütü olduğuna inanıyorum” sözlerinden böyle bir çıkarım yapılıyor. Türkçe’nin sınırları içerisinde bu cümleden nasıl böyle bir çıkarım yapılıyor anlaşılır gibi değil. Velev ki cümlenin içinde taban için de olsa “masum” sözcüğü kullanılıyor diye böyle bir hassasiyet gösterildi diyelim. Öyle bir olsa bu söz konusu kişinin bir iddiasıdır. Söz konusu kişi de bir noter ya da bilirkişi değil bilakis üzerinde güçlü şüpheler olan yazılımın patent sahibi. Bir gazetede yayınlanıyor olması, böyle bir kişinin iddiasına nasıl doğrudan gerçeklik kazandırır ki?

Yapılması gereken

Eğer böyle bir haber söz konusu olduysa, bu haberle ilgili yapılacak en doğru şey, haberi derinleştirmek, buradaki iddiaların doğruluğunu, yanlışlığını sorgulamaktır. Kaldı ki, David Keynes darbe girişiminden 20 gün sonra Türkiye’den çıktığını iddia ediyorsa, bu gerçekten olmuş mu, olmuşsa nasıl olmuş gibi gerçekleri sorgulamaktır.

İtirafçılardan farkı ne?

Hatırlayacaksınız 15 Temmuz’dan sonra medyada bir itirafçı furyası başlamıştı. Eskiden cemaate yani örgüte mensup olduğunu iddia eden bir sürü insan, bir sürü iddiayı kontrolsüzce üzerimize boca etmişti. O zaman hiç yaygara olmamıştı da şimdi niye oluyor? O zaman konuşan insanların anlattıkları ne kadar doğrulanmaya açıksa, David Keynes isimli kişinin iddiaları da o kadar incelenmeye, doğrulanmaya (belki de yalanlanmaya) açık. Görüldüğü kadarıyla İsmail Saymaz da gösterilen tepkinin, açılan soruşturmanın şaşkınlığını yaşıyor. Haklı olarak sorup, cevaplıyor Twitter’dan: “Suçumuz nedir? Devletin bulup sorgulaması gereken kişiyi bulup görüşmek. Savcılığa ByLock-FETÖ bağına ilişkin en ciddi kanıtı sunmak.” Buna karşılık bu kadar gürültü koparıldığına göre, sahiden hesap başkaymış gibi geliyor. Buradan çıkarılacak asıl sonuçsa şu: Üzerinde uzlaşılan doğruyla, paradigmayla aranızda nüans düzeyinde bile fark, milim sapma olmayacak. Eğer olursa, yeni tekzip biçimi bu.