İstanbul’da 24 Nisan...
DEFNE GÜRSOY DEFNE GÜRSOY
Bu kez İstanbul’da olmak istiyordum...
Bu kez İstanbul’da olmak istiyordum... Geçen yıl 24 Nisan’da Taksim meydanında ilk kez toplanan bine yakın kişinin Ermeni dostlarımızın matemini tutacağını öğrenip, ardından Avrupa televizyonlarından ve Internet sitelerinden bu tarihi buluşmayı izlediğimde kararımı vermiştim: bir sonraki 24 Nisan’da Paris yerine İstanbul’da, Taksim meydanında olacaktım.

Irkçılığa ve Milliyetçiliğe Dur De! girişimiyle 24 Nisan 1915’den beri yok edilen Ermeni halkının matemini tutmak için vicdanının sesini dinleyen Türkiyeliler, Taksim meydanında ve aynı saatlerde Ankara, Diyarbakır ve Bodrum’da buluştular. Sessiz ve mağrur kalabalığı kışkırtıcı ‘havlama’ sesleri bastırmaya çalışsa da, yere oturmuş yüzlerce insanın arasında olabilmek bir ayrıcalıktı. Bir yandan yüreğimi sıkıştıran ortak acının yoğunluğu, bir yandan da yalnız olmadığımı bilmenin hazzı arasında bocalarken, içimi okumuşcasına bir el uzandı, kafamda ve yüreğimde hissettiğim karmaşadan kurtardı. İstanbullu Ermeni dostlarımdan birinin sıcacık avucu elimdeyken, Fransız Ermeni arkadaşlarımdan biri diğer yanımda belirdi! Sözleşmiş gibi, bu kez İstanbul’da yine beraberdik...

Bu yıl 24 Nisan’la Paskalya yortusu birbiriyle örtüştü. Özellikle Ortodoks dostlarımızın bu en anlamlı bayramı, İsa Peygamberin dirilişini simgeliyor. Soykırım kurbanlarını İstanbul’da, üstelik Diriliş yortusunda anmak, Taksim’de bulunmayı daha da anlamlı kılıyordu. Diyaspora Ermenilerini temsil eden dostlardan biri anma töreni biterken boynuma sarılıp : “Teşekkür ederim!” dediğinde ne diyeceğimi bilemedim. “Asıl ben özür dilerim!” demekten başka söz çıkmadı, çıkamadı ağzımdan.

Sessiz sakin dağılırken, birçoğuyla 26 Nisan Salı akşamı buluşmak üzere sözleştik. Fransız fotoğraf sanatçısı Antoine Agoudjian’ın Tütün Deposu’nda açılacak Yanan Gözler (Les Yeux Brulants) adlı sergisi, 24 Nisan’ın kardeşlik ve dayanışma havasını devan ettirmek için bulunmaz fırsattı. Tekstil işçisi bir anne-babadan 1961 yılında Fransa’nın güneyinde doğan Agoudjian, ülkeyi yerle bir eden 1988 depreminin hemen akabinde Ermenistan’a gitmeye karar vermiş. İki yıl boyunca insani yardım amaçlı sivil toplum kuruluşlarında çalışmış ve Ermeniler üzerine çalışmalarını başlatmış. 1990 yılında İtalyan yazar Alberto Moravia’nın önsözünü yazdığı “Buzun Altındaki Ateş” adlı ilk kitabı yayınlanmış. Bir yandan da kendi bireysel tarihine paralel olarak, Ermeni halkının tarihini keşif yolunu seçmiş. Her yılın Nisan ayını bu projeye vakfederek Gürcistan, Karabağ, Lübnan, Suriye, Irak, İran, İsrail, Türkiye’yi gezmiş, görsel bellek ve sanat defteri oluşturmuş. Sergideki fotoğrafların bir kısmı, Birzamanlar Yayıncılık tarafından Türkçe/Ermenice Yanan Gözler/ Այրող Աչքեր başlığıyla yayınlandı. Bu değerli kitabın Fransa'da 2006’da Actes Sud tarafından çıkarılmış ilk baskısında (Les yeux brulants) önsözü bu kez Ermeni kökenli Kanadalı yönetmen Atom Egoyan yazmış. Sergiyi algılamak, sindirmek için Agoudjian’a kulak vermek yeterli:

"Aydınlığa doğru ilerleyen bu seyahate yirmi yıl önce, karanlığın içinde başladım; Ermeni sürgünlerinden bana miras kalan düşsel anlatıları resmetmeye çalıştım. Bu kutsal topraklarda, yabancı ama tuhaf bir biçimde tanıdık gelen yüzlerin belirdiği bilinçaltımın derinliklerinde gizli şeyler keşfettim.  Bazıları bana gizli olan kitabın kapağını açtı, bazıları ise sıkı sıkı kapalı tuttu. Gene de hepsi, bana, neden burada olduğum sorusunun cevabını bildiğim hissini verdiler..."

24 Nisan’ı Taksim meydanında geçirmenin, ortak acımızı paylaşmanın en güzel uzantısını bize sunan Antoine Agoudjian’a binlerce teşekkürler. 5 Haziran’a dek sürecek sergiye koşarak ve kalabalık gidin!