Anasayfa ARŞİV İsterseniz Diyarbakır’ı Paris yapın!

İsterseniz Diyarbakır’ı Paris yapın!

Bu deyim 1960’lar ve 1970’lerde pek modaydı.

Anadolu’nun gözde kentleri için kullanılırdı.

Sosyal yaşamdaki gelişmişliğin kriteri o kente “Anadolu’nun Paris’i”, “Güneydoğu’nun Paris’i…” demekti. Kentsel yaşamdaki güdüklük bir payda olduğu için hiç kimse “yahu Paris’te metro var” diye bile cümleye başlayamazdı.

Anadolu’nun gariban kentleri de modernite ile olan ilişkilerini düğün, dernek üzerinden kurarak vaziyeti idare ederdi.

Kriter neden Paris’ti bilmiyorum. Neden “Anadolu’nun Londra’sı” olmak kimsenin aklına gelmezdi bilmiyorum.

AKP bir süredir bölge kent belediyeleri ile ilgili iddiasını Milli Görüş zihniyetinden miras “fetih” ve “ele geçirmek” kurgusu ile izah ediyor. Diyarbakır’ı ele geçirecekler! Tunceli’yi fethedecekler.”

AKP’nin bu cüreti 22 Temmuz seçimlerinde elde ettiği başarıdan kaynaklanıyor. Bu iddialaşmanın diğer yakasında olan DTP de Diyarbakır’ı “kale” olarak tanımlayınca, “fetih kültürü” tam da karşılığını bulmuş oldu. Her ne kadar Büyükşehir Belediye Başkanı Osman Baydemir tepkiler sonrasında “kale” deyimini futbol terimi olarak kullandığını söylediyse de pek inandırıcı olamadı.. Mesele gol yememekten ibaretmiş!

AKP din, iman, kömür, gıda paketi ile bölge halkının maddi ve manevi dünyasında kendine yer arıyor. Başbakan Erdoğan’ın kimlik değil de iş ve üretim üzerinden siyaset yapılması çağrısının Kürt halkının sinirini bozmak dışında pek de işe yaramadığı anlaşılıyor.

Yani Son Ağa filmindeki gibi halk gıda paketini alır ama bildiğini okur.

AKP’nin sadaka siyasetinin geri tepeceği yer Kürt seçmenin vicdanı ve tercihidir. Zira halkın temel beklentisi tam da Erdoğan’ın “yapmayın” dediği şeydir. Yani kimlik siyasetidir. “Kürt Sorunu” siyasetçilerin “realite” olarak ancak seçim dönemlerinde teşhis ettiği bir olgudur.

Bölgede yoksulluk vardır. Bölgede işsizlik vardır. Bölgede açlık vardır. Bölgede okulsuz köy vardır. Bölgede sağlıksız bir yaşam vardır. Ama bölgede asıl eksikliği duyulan şey demokrasidir.

Olağanüstü hallerle büyüyen, sıkıyönetimlerle terbiye edilmek istenen ve köylerinden edilen bir halkın beş yılda dershane, üç yılda televizyon programı ve geriye kalan iki yılda da Kürtçe TV kurulacak vaatleri dışında başka dertleri var.

Kimliklerinin tanınmasını 12 saatlik Kürtçe TV’nin ötesinde bir beklenti ile vurguluyorlar. Karnı aç olanların sadece doymak istediği yalanını bölge halkı, “Hayır asıl doymak istediğimiz kimliğimizdir” diye izah ediyor.

Bu anlayıştan azade kılınmak istenen “ekonomist” bir bölge/Kürt Sorunu çözümünün dökülen kana yararı olmayacak. Süreç giderez daha güçleşiyor. Seçim dönemine doğru bu çelişkinin daha da antagonist bir hal alması, hiç kuşkusuz sadece bölge halkı açısından değil, ülkenin bütün büyük Kürt nüfusunu barındıran şehirler açısından da kaotik bir dönemin habercisidir.

Bu iş fabrika ve barajla çözülmeyecek. Bu iş televizyon programıyla da halledilmeyecek. Öncelikle siyasetçilerin diline pelesenk olan eşit, özgür ve adil bir yurttaşlık tanımı gerekiyor.

Böylesi bir dönemde eleştiri denilen bizleri arındıracak olan güç, sadece devleti değil, o sürecin bütün aktörlerini de kapsamalıdır.

Asıl tehlike her geçen gün bölge kentlerinin dağlaşmasıdır.

Nasıl ki her şehit cenazesi ülkenin batısında halklar arasındaki düşmanlığı körüklüyorsa, bölgede her kentte yaşanan çatışmalar da karşı dili güçlendirmektedir.

‘Halkların kardeşliği’ denilen şey, geçmişte bölücü bir temenni olarak algılanırdı.

Şimdi bütün dinamiklerden bağımsız en çok seslendirilmesi gereken şey odur.

Yani iktidar olsanız ve Diyarbakır’ı Paris gibi donatsanız da nasıl ki Parizien varsa, Diyarbakırlı da oradadır.

Soyu ve sopu ile orada kalacaktır.

 

- Reklam -

SON HABERLER

Aman dikkat!

Parti başkanlarının 19 Mayıs günü, Atatürk’ün Samsun’a ilk adımını attığı iskelede çektirdikleri...

Halkın parasıyla yandaş kayırması

CHP İstanbul Milletvekili Avukat Mahmut Tanal, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu'nun grup...

İBB’nin ihale cinliği

İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin yönetim anlayışının yol açtığı ve ihaleler yoluyla bazı şirketlere...

İktidara güveniyoruz!

Türkiye hakkında içte ve dışta yapılan araştırmaların vardığı ortak nokta “güvenilmez” durağında...

Zayıf gerekçe Sağlam şerh

Yüksek Seçim Kurulu (YSK) İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı seçimlerini iptal etmesine ilişkin...

Buldan’dan YSK’nin gerekçeli kararına ilişkin açıklama

HDP Eş Genel Başkanı Pervin Buldan, YSK’nin gerekçeli kararına, “Gerekçesiz bir gerekçe...

Binali Yıldırım: Gerekçeli kararda bir tarafın söylemini yazacak halleri yok

AKP'nin İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı adayı Binali Yıldırım, YSK'nin seçimlerin iptali ve yenilenmesine...

İmamoğlu: Bu gerekçeli karar dediğimiz şey tam bir gerekçesiz karar

YSK'nin 31 Mart yerel seçimleri ile ilgili verdiği iptal ve yenileme kararının...

CHP’li Öztrak: Sadi Güven’in açıklamasının son kısmını okumak yeterli

CHP Sözcüsü Faik Öztrak, Yüksek Seçim Kurulu'nun gerekçeli kararına ilişkin basın açıklaması...

Torba yasa teklifi meclis komisyonundan geçti

Boğaziçi Köprüsü'nden kaçak geçişlere kesilen para cezalarının tahsilinden vazgeçilmesi ve ÖTV indiriminin...

Sonraki haber