İstihdam seferberliği ve işsizlik gerçeği
SERKAN ÖNGEL SERKAN ÖNGEL
TÜİK İşgücü İstatistikleri Şubat-Nisan 2017 dönemi istihdam verilerini karşılaştırdığımızda, istihdam seferberliğinin büyük başarıya imza atıp 1 milyon 200 bin kişiye iş olanağı sağladığını, işsizlik verilerinde 676 bin kişilik bir azalmanın yaşandığını söylemek mümkün. Ancak bu veri son derece aldatıcı

Nisan 2017 dönemi işgücü istatistikleri pazartesi günü açıklandı. Söz konusu istatistikler Mart-Nisan ve Mayıs aylarını kapsayan bir dönem için işgücündeki gelişmeleri takip etmemizi olanaklı kılıyor. Bu veriler “istihdam seferberliği” adı altında sermaye kesimlerine vaat edilen büyük teşviklerin etkilerini gözlemlemek açısından da önemli.

7 Şubat 2017 tarihinde iş dünyasına seslenen Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Hep beraber gecikmeden süratle adımı atıp, eleman alımlarını başlatarak mart sonuna kadar ciddi bir dönüşümü yakalamalıyız. Yeni bir istihdam seferberliği başlatıyoruz. Bizim ne yapıp edip, Mart dönemi içerisinde oranı gümbür gümbür aşağı çekmemiz lazım» diyordu.

Teşvikler sermaye açısından son derece cazipti. 2017 yılında verilecek teşvik, mevcut çalışana ilave alınacak her bir sigortalı için asgari ücret üzerinden prim ve vergi yükümlülükleri (773 TL) kadar olarak belirlenmişti. Buna göre asgari ücretten kayıt dışı işçi çalıştırmanın maliyeti ile kayıtlı işçi çalıştırmanın maliyeti hemen hemen eşitlenmişti. Yeni işyeri açanlar için tüm işçileri yıl sonuna kadar bu koşullar altında çalıştırmak mümkündür. Söz konusu aylık 773 TL’lik teşvikin maliyetlerinin ise toplumun üzerine vergi vb. ile yıkıldığını söylemeye gerek yok sanırım.

Bunun yanında işbaşı eğitimi ile en az iki işçi çalıştıran işverenlere herhangi bir ücret ödemeden, eğitim adı altında işçi çalıştırma hakkı zaten verilmişti. Bu yolla örneğin on dört işçi çalıştıran bir işveren bedel ödemen üç ay boyunca dört “işçiyi” daha çalıştırabilmektedir. Bu süre bittikten sonra bu dört işçiden ikisi ile yoluna devam etmek zorundadır. Bu yeni ilave iki kişi için işveren sigorta primi ödenmemektedir. Bu prim işsizlik fonundan karşılanmaktadır. İşbaşı eğitim işçilerine ücret değil, harçlık verilmekte, bu harçlık da işsizlik fonundan karşılanmaktadır.

Mevsimsel etki
TÜİK İşgücü İstatistikleri Şubat-Nisan 2017 dönemi istihdam verilerini karşılaştırdığımızda, istihdam seferberliğinin büyük başarıya imza atıp 1 milyon 200 bin kişiye iş olanağı sağladığını, işsizlik verilerinde 676 bin kişilik bir azalmanın yaşandığını söylemek mümkün. Ancak bu veri son derece aldatıcı. 2010-2016 yılları Şubat-Nisan dönemleri için de istihdam artışının hemen hemen aynı olduğunu (Grafik 1) bilirseniz, bir anda kapıldığınız coşku dalgasında, gerçeklerle boğuşmaya başlayabilirsiniz. Havuz medyasında oluşan heyecan dalgasının ise böyle bir yüzleşmeye yanaşmayıp, coşkun bir sel gibi akmaya devam edeceğini, başarı öyküleri ile kitleleri uyutmaya devam edeceğini tahmin etmek zor olmasa gerek.

istihdam-seferberligi-ve-issizlik-gercegi-324497-1.

İşgücü istatistikleri dönemsel olarak önemli farklılıklar gösterir. Aylık verileri ham hali ile karşılaştırıp, bu veriler üzerinden değerlendirmeler yapmak son derece yanlıştır ve yanıltıcıdır. Bu nedenle yıllık karşılaştırmalar ile mevsimsel etkilerden arındırılmış dönemsel karşılaştırmalar, işgücü alanında yaşanan dönüşümü anlamak açısından kritik bir öneme sahiptir.
Şimdi ardında büyük bir sevinç dalgası ve başarı öyküsü yaratarak kitleleri peşinden sürükleyen verileri, mevsimsel etkilerden arındırarak yeniden ele alalım. Bunun için yine TÜİK verilerine başvuruyoruz. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın 7 Şubat 2017 tarihinde yaptığı istihdamdaki büyük seferberlik konuşmasının ardından, mevsimsel etkilerden arındırılmış işsiz sayısındaki düşüş sadece 98 bin, istihdamdaki artış ise 196 bindir.

Yani büyük seferberlik çağrısı, zaten mevsimsel nedenlerle ilave işçi alacak olan işverenlere önemli miktarlarda teşvik alma şansı sağlarken, gerçek anlamda ciddi bir ilave istihdam yaratamamış durumdadır.

“Siyasilere düşen işadamlarının önünü açmak, bir yerde tıkanma varsa bunu gidermektir” diyen bir iktidarın, en azından istihdam seferberliği adı altında sermayeye yeni kolaylıklar sağladığı, bu anlamda başarılı olduğu açıktır.

İşin aslı, geçtiğimiz yılın aynı dönemine göre işgücüne son bir yılda katılan iki kişiden sadece biri iş bulabilmiş durumda. Yani son bir yılda yeni işgücüne katılanların yüzde 47’si iş bulamamış. İş bulabilenlerin de üçte biri işinden memnun değil ve yeni iş arıyor. Yani gizli işsizler.

İşsizlik gerçeği bu anlamda tüm yakıcılığı ile toplumun kanayan yaralarından biri olmaya devam ediyor. Dünya Bankası verilerine göre dünya genelinde işsizlik oranı 2016 yılı için yüzde 5,7. Türkiye ise işsizlikle mücadeleyi çift haneli rakamlarla mücadeleye indirgemiş durumda.

İşsiz misiniz?
Oysa resmi işsizlik verileri de bize gerçek sonuçları vermiyor. İşgücü istatistikleri tesadüfi olarak belirlenmiş hanelerde yapılan anketlere dayandırılıyor. Bu anketlerde “işsiz misiniz?” diye bir soru yok. Sizin kendinizi işsiz olarak görüp görmediğiniz önemli değil. Sizin işsiz olup olmadığınıza size sorulan sorulara verdiğiniz cevaplara göre karar veriliyor.

Son dört hafta içinde iş arama kanallarından en az birini kullanmış ve 2 hafta içinde işbaşı yapabilecek durumdaysanız işsizsiniz. Ancak yevmiyeli, ücretli, maaşlı, kendi hesabına, işveren ya da ücretsiz aile işçisi olarak referans dönemi içinde bir saat çalıştıysanız bile işsiz değilsiniz. Örneğin kapı kapı dolaşıp iş arıyorsunuz. Ancak tüm kapılar yüzünüze kapanıyor. Açsınız. Arada köşedeki bakkala gidip yardımcı oluyorsunuz. Size bunun karşılığında ekmek arası kavurma veriyor. Karnınızı doyuruyorsunuz. İşte o zaman işsiz sayılmıyorsunuz.

2 ay önce iş baktınız ve haber bekliyorsunuz. Bunalım içindesiniz. Bak o zaman işsiz de değilsiniz, istihdamda da.
Bunun yanında “bir iş ya da meslekte bilgi veya beceri kazanmak amacıyla belirli bir menfaat (ayni yada nakdi gelir, sosyal güvence, yol parası, cep harçlığı vb.) karşılığında çalışan çıraklar ve stajyer öğrenciler de istihdam halinde olanlar” kapsamına dahil ediliyor.
istihdam-seferberligi-ve-issizlik-gercegi-324498-1.
O yüzden İşbaşı Eğitimi, Toplum Yararına Çalıştırma gibi, işsizlere işsizlik maaşı vermek yerine, onları maliyetsiz işçi olarak emek piyasalarına sunan aktif işgücü politikaları, “işsizlikle mücadelede” önemli bir enstrüman olarak kullanılıyor. Bu süreçte bu işçilere çalıştırılmaları karşılığında “harçlık” adı altında ödeme yapıldığını söylemiştik. İşçi, işçi olmaktan doğan hiçbir hakkı kullanamıyor. Aldığı harçlık da işsizlik fonundan karşılanıyor. Kanımca bir insanı, işsiz ve gelirsiz olmasından istifade ederek çalıştırırken, emeğini yok sayan bir biçimde “harçlık” adı altında ödeme yapmak onur kırıcı bir uygulamadır. Kaldı ki, kadrolu bir işçi almak yerine, bu biçimde geçici olarak işçi istihdam etmek sermaye açısından, özellikle hizmet sektöründe daha fazla tercih edilecektir. Bu da nitelikli işlerin sayısını sınırlandıracaktır.

Bir de işgücü piyasalarına Suriyeli mültecilerin etkileri var. Türkiye’de 3 milyon civarında kayıtlı Suriyeli mülteci var. Bunların çok büyük bir kısmı kampların dışında yaşıyor. Ancak Suriyeli mültecileri ADKS (Adrese Dayalı Kayıt Sistemi) verilerine baktığımızda göremiyoruz. Bildiğim kadarı ile Suriyelilerin sisteme girmesine engel bir durum yok. Yani Suriyeliler de bu hesaplara dahil olmalı. Oysa ADKS’de son 5 yılda olağan nüfus artışı haricinde bir artış yok. İşgücü istatistiklerinde görüşülen haneler içinde Suriyeliler ne oranda varlar onu da bilmiyorum. Ayrıca işsizlik verileri nüfus verilerine oranlanarak hesaplanıyor. ADKS verilerinde Suriyeliler yoksa, o zaman nüfus olduğundan düşük demektir. Nüfus olduğundan düşükse buna bağlı olarak hesaplanan işsizlik, işgücü, istihdam verileri de olduğundan düşüktür.

Sonuç
Sonuç olarak, Türkiye açısından istihdam alanında ciddi bir kriz var. Bu krize karşı alınan önlemler sermayenin önünü açan, yeni teşviklerle hem bütçe, hem Sosyal Güvenlik Kurumu hem de işsizlik fonunu tüketerek, bu teşviklerin bedelini toplumun üzerine yıkan, emekçilerin sorunlarını çözmekten uzak uygulamalar.

15 Temmuz darbe girişimi sonrasında gündeme gelen OHAL’in (Olağan Üstü Hal), maksadını aşarak, sermaye kesimlerinin işçiler üzerindeki tahakkümünü güçlendiren, kamu kaynaklarını denetimsiz bir biçimde sermayenin hizmetine sunan, kamu emekçilerinin iş güvencelerini ortadan kaldıran, işçilerin hak arama süreçlerini arabuluculuk sistemi ile feragat sistemine çeviren, sendikal örgütlenmeyi işlevsizleştiren bir biçimde uygulanması, bunun en yetkili ağızdan itiraf edilmesi, Türkiye açısından zaten bir kabus haline gelen çalışma hayatını iyice cehenneme cevirmiş durumda.

İşverenler her geçen gün daha keyfi bir biçimde yasal olmayan uygulamaları hayata geçirirken, uzun çalışma sürelerinin, yetersiz ücretli izin hakkının, geçici çalışmanın, zorunlu fazla mesailerin etkisi, bilince çıkartılamayan ama sokağa yansıyan bir gerilimi üretmeye devam ediyor. İş cinayetleri hız kesmeksizin sürüyor. Çocuk işçiliği ise artış kaydediyor.

Siyasal iktidar, uluslararası alan da sürdürdüğü gerilim politikası ve zaman zaman mülkiyet hakkını tehdit eden söylemleri ile küresel sermaye açısından risk algısını artıyor. Güvenli bir yatırım ortamı arayan küresel sermaye, nereye gittiği belli olmayan bir gemide olmayı pek fazla tercih etmeyecektir. Bu nedenle her ne kadar iktidar, küresel sermayeyi cezbetmek için (grev yasakları dahil) her türlü elverişli koşulu yaratma gayretiyle hareket etse de küresel sermaye ile ilişkisinde gerilimler kendini yenilemektedir.

Sermayenin hiçbir dönem otoriter rejimlerle bir sorunu olmamıştır. Hatta kendi karını garanti altına alan bir “istikrar” ortamını tercih eder. Ancak görünen o ki, Türkiye açısından istikrarsızlık ve risk algısı giderek artmaktadır. Bu nedenle iktidar canhıraş bir biçimde küresel sermayeye güven vermeye çalışmakta ve “beni risklerimle sev seveceksen” demektedir.

Almanya ve bu dolayımla AB (Avrupa Birliği) ile yaşanan son kriz bu risk algısını daha da artıracaktır. Bu süreçte mevsimsel nedenlerle yükselme eğilimine girecek olan işsizlik verileri, artan risk algısının etkisi ile hem yabancı yatırımları hem de turizmi vuran yeni bir tehditle karşı karşıyadır. Ekonomik modelini, küresel sermayenin çıkarlarına göre şekillendiren Türkiye gerçeğinde emekçileri daha zor günlerin beklediği açıktır.