İstismarlar ülkesi Türkiye
İBRAHİM Ö. KABOĞLU İBRAHİM Ö. KABOĞLU

“Dini, din istismarcılarından kurtarmak”, iktidar çevrelerinin nakaratı haline geldi son bir hafta içinde.

Bunun anlamı şu: Din istismar ediliyor; bu, dine zarar veriyor. Bu nedenle, “din, din adamlarına sorulmalı.”

Önce, istismar nedir?
Sonra, dini acaba belli ilahiyatçılar mı istismar ediyor?

Nihayet, eğer istismar varsa, bu din ve inanç alanıyla mı sınırlı?

İstismar nedir?
Sözlük anlamı; işletme, faydalanma/yararlanma, sömürme; birinin iyi niyetini kötüye kullanmak.

Dini kim istismar ediyor?
İlahiyatçı olarak nitelenen bazı kişilerin, cinsellik temelinde açıklamaları, istismar olarak niteleniyor. Bu konuda, göreve çağrılan din adamları, ilahiyatçıların sözlerinin istismar mı olduğu, yoksa dinin gerçeği mi olduğu tartışmasına başladı bile.

Ama şu sorulmuyor: 15 Temmuz’a giden yolda din istismarının payı yok mu? Dinin siyasete alet edilerek Anayasa md.24/sonun ihlali, din istismarı değil mi?

Afrin harekâtının sürekli dinsel söyleme dayandırılması, inanç sömürüsü değil mi?

Yürütme gücünü elinde tutanların kurdukları her cümleyi dinsel sözcüklerle bezemesi, dinsel inancı kötüye kullanmak değil mi?

Bu örnekler çoğaltılabilir; ancak istismarın ülke yönetiminin bütün alanlarına ve özellikle Anayasa’ya yayılmış olması, göz ardı edilemez.

Anayasa istismarı
Bir kez, ülke yönetiminde anayasa yerine cemaat-mezhep ve dini esas almak, anayasa istismarıdır.

Anayasa’ya aykırı ve Anayasa ihlaline varan söylem, işlem ve eylemler, istismardır.

Anayasa değişikliği, istismarcı anayasacılık uygulamasının tipik bir örneği: ortam ve koşullar, usul sorunları ve içerik…

OHAL ortam ve koşullarında devlet güçleri eşliğinde “evet” lehine yürütülen kampanya sonrasında yapılan halkoylaması, kötüye kullanımdır.

‘Anayasa, laik değil dinsel olmalı’ söylemi ise, çifte istismar: ‘anayasa’ ve ‘din’ sömürüsü. Çünkü anayasa, doğası gereği dünyevi metin; ilahi kitap ise, inanç alanı.

Seçim istismarı
“Mühürsüz oyu geçerli” sayan YSK, açık yasal düzenlemeye karşın seçim güvenliğini ihlal etti.

“Mühürsüz zarf ve oy pusulası”, 298 sayılı yasada yapılan değişiklik ile geçerli sayıldı:

-Bu düzenleme ile sandık görevlileri, mühürleme görevini ihmale mi yönlendiriliyor?

-”Hayır, seçmen oyuna saygı öncelikli” diyenlere; seçmenin oyu o denli değerli ise, neden seçim barajı kaldırılmıyor; seçim engeli nedeniyle milyonlarca oy çöpe gittiği halde?

Bu vb. çelişkili düzenleme ve uygulamalar, “serbest, eşit, gizli oy” ilkelerini ihlal ettiğine göre, “seçim ittifakı” da, kötüye kullanım değil mi?

Demokrasi istismarı
Evet-hayır şeklinde tercihin ortaya konacağı oylama için hayırcıları terörize eden resmi kampanya, “hayır cephesi millet düşmanı” sözüne kadar, iktidar çoğunluğuna seçenek arayışını bastırmak, demokrasinin istismarı değil mi?

Çocuk istismarı
Çocukları cinsel istismardan korumak amacıyla bakanlardan oluşan bir komisyon kuruldu. Çocukları cinsel sömürüye karşı önlem almak ve yasal düzenleme hazırlığı için kurulan komisyon üyelerinin kaçı, çocuk istismarcısı değil?
Adları OHAL KHK ek listelerinde yer alan kişilerin yakını çocuklar istismar edilmedi mi? Hiçbir gerekçe gösterilmeden yargısız infaza tabi tuttukları kamu görevlilerinin çocukları, kardeşleri, yeğenleri, yakınları ve onları seven çocuklar, istismar edildi ve edilmeye de devam ediliyor.

Pişkin bir şekilde, “listedeki adlardan basın yoluyla haberdar oluyoruz; listedeki adları MİT görevlileri hazırlıyor” diyen KHK imzacıları, görev ve yetkilerini istismar etmiyor mu?

OHAL istismarı
Bu tür düzenleme ve uygulamalar, OHAL istismarı, OHAL KHK istismarı değil sadece, hukukun kötüye kullanımı. Anayasa’da çerçevesi çizilen ve bir hukuk rejimi olan OHAL, muhalifleri imha aracına dönüştürülmekle, iktidar keyfi bir biçimde kullanılarak istismar edildi.

İstismar çizelgesi uzatılabilir; ama din ile başlayan yazı bilim ile devam ettirilebilir.

Bilim, bilim insanlarına…
“Din, din adamlarına sorulsun; Diyanet İşleri Başkanlığı nerede?” şeklindeki eleştiri ve önerilere karşı; “Bilim de bilim insanlarına sorulsun; üniversiteler nerede?” soruları, daha meşru değil mi?

Hukukla sınırlı kalacak olursak; Anayasa, bilgilenme hakkı temelinde ve bilimsel açıdan konunun uzmanlarının işi. Ne var ki, “Anayasa suçu işleniyor” doğru saptamasından (16.10.16) hareketle, Cumhurbaşkanlığı Hükümet sistemi yanlış nitelemesi yoluyla yapılan oylama (16.04.17) sürecinde, “anayasacılar konuşturulmadı”ğı için, çok katmanlı bilgi kirliliği yaratılarak Türkiye’nin geleceği karartıldı.

Bilim istismarı
“Eğer hukuk toplumsal yapının omurgası ise, anayasa, hukukun omuriliğidir.” Anayasa’ya saygısızlık, hukuku ihlal, bu ise, topluma ihanet ile eşdeğer.

16 Ekim’de, “Anayasa suçu işleniyor, ya Cumhurbaşkanı Anayasal çizgiye çekilsin ya da Anayasa CB’ye uydurulsun” dendi; 16 Nisan’da ise, ikincisi yapıldı. Aynı gün YSK, “mühürsüz zarf ve oy, 298 sayılı Kanuna aykırı, ama geçerli sayıyorum” dedi; 12 Mart gecesi ise AKP-MHP ittifakı, mühürsüz zarf ve oyu yasal hale getirdi.

Özetle; fiili durumu hukuki duruma getirme yerine, hukuki düzenlemeyi fiili duruma uydurma gayreti bakımından anayasa ve yasa arasında paralellik oluşturuldu.

Hukuk güvenliğinin olmadığı bir siyasal ve toplumsal ortamda ne ölçüde özgür bilimsel araştırma ve yayın yapılabilir?

Çifte inanç istismarı
Hukuka inanmayanlar, ilahi inançta içten olabilir mi? “Din, din adamlarına sorulsun” diyenler, inançlarında samimi iseler, öncelikle, “hukuk, hukuk insanlarına ve bilim, bilim insanlarına sorulsun” demeli.

Bunu diyemeyenler, dünyevi iktidarlarını ebedi kılmak için “halk istismarcılığı” yapıyorlar demektir.