alpertasbeyoglu

İsveçli yazardan İskandinav ülkelerine eleştiri: Sahibinin sesine dönüştüler

İsveç’in Lund Kentinde bulunan Uluslararası Barış ve Gelecek Araştırmaları Vakfı TFF’nin kurucularından Jan Oberg, NATO’nun etki alanı ve saldırılarını yakından takip eden bir araştırmacı. Oberg’le, ABD’nin askerlerini Suriye’den ‘çekme’ kararını ve Avrupa’nın ABD politikaları karşısındaki konumunu konuştuk.

► ABD’nin Suriye’den çekilme kararını nasıl değerlendiriyorsunuz?

ABD’nin çekileceğine dair açıklamaya, sunuluş şekli nedeniyle şüpheli yaklaşıyorum. (ABD Başkanı) Donald Trump, sadece “bizim çocuklar”dan (our boys) bahsediyor. Özel kuvvetlerden, askeri üslerden, CIA’den, Suriye’de “biz” dedikleri başka her ne varsa, ondan bahsetmiyor. Öte yandan açıklamadan sadece birkaç gün sonra Trump Irak’a gitti ve “Irak’taki bu üsten Suriye’de bir şeyler yapabiliriz” dedi. 2 ya da 4 bin askeri çekmek, hiç çekmemekten iyidir; ancak ABD’nin Suriye’de kalacağını, orayla alakadar olmaya devam edeceğini düşünüyorum. 

İsrail’in yaptığı gibi İran’ın nüfuzunu engellemek için Suriye toprağında olanları kontrol etmeye çalışacaklar. Ayrıca, sadece ekonomik, politik, psikolojik olarak değil aynı zamanda askeri olarak ihlal edilecekler sırasında İran bulunuyor. 

► Avrupa ne istiyor?

Mülteciler ve sığınmacıların yükünü taşıdıkları için, savaşın durmasını isterler, ancak aynı zamanda, Avrupa, özellikle Fransa, İngiltere, Danimarka yoğun şekilde Suriye’de savaşa katıldılar. İsveç, savaşı politik olarak destekledi. 

Jan Oberg

Avrupa, mültecilerle, İran’a yaptırımlarla ilgili ortak hareket edemedi, Trump’a alternatif üretemedi. İran’a ABD karşısında alternatif bir diyalog partneri olamadı. Bence kötü bir fikir ama, Avrupa’nın Lizbon Anlaşması gereği tek sesle konuşmaları gerekiyor, fakat kendi anayasalarının gereğini bile yerine getiremiyorlar. Tamamen kaos içindeler. 

► İsveç’in dış politika analizleri ABD’den bağımsızlaşabiliyor mu? 

Bunu özellikle Danimarka için söylüyorum, bağımsız düşünme yok. Yazılan raporlar, oluşturulan komisyonlar; Amerikalıların isteklerini destekleyecek argümanlar bulma işlevi gördü. Neredeyse 50, 60 senedir var olan bu gelenek, şimdi İsveç için de geçerli. İsveç bugün hiçbir şeyi Amerika’nın isteklerini değerlendirmeksizin, NATO politikalarına adapte etmeksizin yapamıyor. 

Oysa, ABD imparatorluğu çöktüğünde kendi ayaklarımız üzerinde durmamız gerekecek, kendi zihinlerimizle düşünmemiz gerekecek, bunun için hiçbir hazırlık yok. Karar vericilerimizin beyni sahibinin sesine dönüşmüş durumda. Ne yapacakları onlara söyleniyor.  

Size İsveç’ten bir örnek vereyim. Tek kişilik bir komisyon, İsveç’in nükleer silahları yok etme anlaşmasına imza atmaması gerektiğini ileri sürüyor. Burası, 60’larda 70’lerde, nükleer silahsızlanma hareketinin başını çeken, asla nükleer silah sahibi olmamaya karar veren bir ülke… Şimdi bu ülke, net şekilde hayır dememek için, tek adamdan oluşan bir komisyon kuruyor, çünkü o adamın “İsveç’in belki de bu anlaşmayı imzalaması gerektiği, ancak bugünün doğru zaman olmadığı” iddiasıyla biten uzun bir rapor yazabileceğini biliniyor… Bu, Amerikan tarzı düşünme biçimi. Ve bu bir zamanlar bağımsız politikalara sahip olabilen İsveç’e yabancı bir düşünme biçimi. 

Bir barış araştırmacısı olarak, Dışişleri Bakanlığı’na tonlarca rapor yazdım, meslektaşlarım da öyle. Düzenli olarak bizden araştırmalar istenirdi. Ben son 30 yıldır bakanlığın kapısından girmedim. Artık kimsenin entelektüel kapasiteye ihtiyacı yok. Çünkü artık İsveç de Amerikalıları ve Amerikan düşünce sistemini takip ediyor. Amerikanlaşmış bir dış politika topluluğumuz var. Tamamen sahibinin sesine dönüşmüş durumdayız. Washington’dan bir istek gelir ve biz onu halkımıza nasıl satacağımızı buluruz. İskandinavya’daki bu karar alıcılar, kendi halklarından daha çok Amerikan dış politikasına bağlılar. Bu çok güçlü bir ifade fakat Danimarka hükümetinin Washington’a ya da Pentagon’a dost görünmeyi kendi halklarının güvenliğinden daha çok önemsediğini kanıtlamaya çalışabilirim. Çünkü eğer öyle olmasaydı, “Rusfobik” olmazlardı, gerginlik çıkarıcı politikalara ve NATO’nun genişlemesini desteklemezlerdi. Danimarka, bundan başka bir şey yapmıyor. 

► Batı medyasının bu politikaların anlatılması konusunda nasıl bir görev görüyor?

Medya, Amerikalılar için mevcut durum neyse onu pazarlamada büyük rol oynuyor. 2003’teki Irak savaşı öncesi Saddam’ın elinde nükleer silah olduğunu söyleyen ne kadar çok medya organı olduğuna bakın. Bu yayınları için özür dileyen bildiğim kadarıyla New York Times’dan başkası yok. Şimdi, “Suriye’yle ilgili yanlış haberler yaptık, kaynaklarımızı kontrol etmedik” diyen makaleler yazmalarını bekliyorum. Suriye’ye gidin, göreceksiniz, size anlatılan hiçbir şey doğru değil. 

Gerçekleri dert etmeyi bıraktık. Bugün yalan haberlerle ilgili pek çok tartışma yapılmasının sebebi bu. Fakat yalan haber her zaman var oldu. Politikada her zaman yalan vardı. Şu anda ise daha fazla var, yalanlar daha sofistike ve tespit etmeleri daha zor. Fakat asıl aldatıcı olan size asla söylenmeyenler, hiç görmediğiniz haberler, asla yer verilmeyen bakış açıları, stüdyoya asla davet edilmeyen uzmanlar; yani neyin dışarıda bırakılacağına dair seçim.

BİZİ TAKİP EDİN

359,880BeğenilerBeğen
55,851TakipçiTakip Et
1,086,621TakipçiTakip Et
7,812AbonelerAbone

BİRGÜN ÖZEL