İttifak yasası ne getiriyor?
18.03.2018 09:36 BİRGÜN PAZAR
İttifak yasasında Siyasi Partiler Kanunu ve Milletvekili Seçimi Kanunu’nda da değişiklikler yapılarak bir siyasi partinin seçimlerde başka bir siyasi partiyi destekleme yasağı kaldırılmış, ittifak haricinde de bir siyasi parti üyesinin başka bir siyasi partiden aday gösterilmesinin yolu açılarak siyasetin kişiliksizleştirilmesi hususunda önemli bir adım atılmıştır

Mustafa Karadağ - Hukukçu

Yasada yazılı olan ittifak ve biz de hukuken buna göre bir değerlendirme yapmak zorundayız. Aslında yapılan yasa değişiklikleri bir ittifaka değil iltihaka yöneliktir. Tek farkında olmayanı ise iltihak edilendir.

28 Ocak 2018 tarihli BirGün Pazar’da, ülke içindeki hassasiyetlerin artırıldığı bir dönemde, üstüne bir de hamaset eklenerek milliyetçilik ve din gibi olguların istismar edildiği ortamlarda yapılacak seçimlerde objektif akıl ve serbest irade ile oy kullanılamayacağı gerçekliğine değinerek, seçimler dingin zamanların işidir demiş idik. Kaldığımız yerden devam ediyoruz.

Ancak aynı BirGün Pazar’da Aydın Tonga’nın yazısının başlığına da atıf yapmak gerekiyor, çünkü geçtiğimiz pazartesi gününü salı gününe bağlayan gecede 26 maddelik ittifak yasasını TBMM’den yangından mal kaçırma usulüyle alelacele geçirme eylemini en iyi bu söz ifade ediyor: Vicdan rahat ettirilmeden günah işlenmez.

Muhtemeldir ki 13 Mart sabahı görüşmeleri tamamlanan ve 16 Mart 2018 tarih 30362 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren yasaya göre yapılacak ilk seçim sonunda usulsüzlük iddialarına karşı verilecek tek cevap “her şey yasalara uygun” olacaktır. Yani, günah işlenmiştir ama vicdanlar rahattır.

Bu iktidar için söylenecek yeni bir şey yok aslında, ama biz yeniden söyleyelim en azından mevzuat bakımından Türkiye hâlâ bir hukuk devletidir ve hiçbir sebep iktidarın hukuka bağlı olma yükümlülüğünü ortadan kaldırmaz, kaldırmamalıdır.
Yine tekrarlamakta fayda var, zira yazının temel dayanağı bu kabul olacaktır. Türkiye, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ile seçimlerin güven içinde yapılmasını, yurttaşlarının oylarını serbest iradeleri ile kullanabilme haklarını teminini yükümlenmiştir. Yurttaşın oyunu bilinçli bir şekilde, serbest iradesiyle ve güven içinde kullanma hakkı doğru bilgilenme hakkını da kapsar. Burada bahsedilen “güven” yasa teklifiyle getirilmeye çalışılan güvenlik güçlerinin sandığa vaziyet etmeleri değil, oylarının istismar edilmeyeceğine dair güvendir.

Halkın denetim hakkı elinden alınıyor
İttifak yasası, seçmenin, seçimi en yakın ve olanaklı denetim hakkını ve seçim güvenliğini alarak başlıyor işe ve aynı binada oturanları başka sandıklara göndererek sahte seçmen yazımının önünü açıyor. Sandık bölgelerinin ancak ulaşım zorluğu gibi sebeplerle bölünebileceği kuralı ile sandık bölgesi belirleme koşulu olan seçmen sayısı ilkesini de ortadan kaldırıyor. Böylece sandık bölgeleri ile istenildiği gibi oynanabilme olanağını getiriyor. Bu vesileyle en baştan söylemek gerekir Türkiye’nin seçimlerle ilgili asıl sorunu seçimin kurallarının konulması ve programlanması ile ilgilidir. Son yapılan seçimlerin handikabı sandıklara, o sandığın mührünü taşımayan ve fakat başka gerçek ama mühürsüz oy pusulalarının ve zarflarının atılmasıdır. Başka bir söyleyişle aslında seçim üst yönetiminin ihmaline bağlı olarak sandık kurulunun kandırılmasıdır.

16 Nisan Referandumu'nda çok istenilmesine rağmen muhalefetin ve sivil toplumun baskısı nedeniyle yapılamayan seçim bölgesinin taşınması ve sandık bölgelerinin birleştirilmesine imkan veren değişiklik ise ittifak yasasının ikinci bombası. Seyyar sandık kurulu değişikliği ise tam bir “vicdan rahatlatması” ve hizmet hamaseti. Madem ki mesele hastalık veya engeli nedeniyle yatağa bağımlı olmak, muhtarlık seçimleri neden ayrık tutulmuş, bu da senaristin bize küçük bir oyunu olsa gerek.

Sandık kurulu başkanının önceden olduğu gibi kurul üyeleri içinden ad çekmeyle belirlenmesi yerine kamu görevlilerinin içinden atanmasına, sandık kurulu üyelerinin belirlenmesinde ihtiyar heyeti ve ihtiyar meclisi üyelerinden vazgeçilerek yerlerine kamu görevlilerinin konulmasına ilişkin değişiklik ise bizde devletin zor kullanma tekelinin sandıklarda tezahür edeceği endişesini doğurmaktadır. Diğer bir endişe kaynağı ise iki ayrı seçim olması nedeniyle hiçbir gerekliliği bulunmadığı, aksine sayımı gereksiz yere zorlaştıracağı halde, Cumhurbaşkanı ve milletvekili seçimi oy pusulalarının aynı zarfa konulması düzenlemesidir. Bu düzenleme bize seçmeni baskı altına alacak, serbest iradeyi ortadan kaldırıcı her türlü tedbirin alındığını göstermektedir. Ayrıca ittifak yasasıyla kolluğun sandık başkanı veya sandık kurulu talebi dışında da sandık çevresine, dolayısıyla seçime müdahalesine olanak tanınmaktadır.


Başkentinde insan hakları anıtının gözaltında tutulduğu, yanına karakol kurulduğu bir ülkede mi yaşamak istiyoruz; yoksa çağdaş, hukukun üstün olduğu, demokratik bir ülkede barış içinde, eşit ve onurlu yurttaşlar olarak özgürce bir yaşam mı sürmek istiyoruz? Buna karar vermeli ve kendi diktatörümüzü seçme dayatmasına karşı çıkmalıyız.
ittifak-yasasi-ne-getiriyor-440236-1.
Başkentinde insan hakları anıtının gözaltında tutulduğu, yanına karakol kurulduğu bir ülkede mi yaşamak istiyoruz; yoksa çağdaş, hukukun üstün olduğu, demokratik bir ülkede barış içinde, eşit ve onurlu yurttaşlar olarak özgürce bir yaşam mı sürmek istiyoruz? Buna karar vermeli ve kendi diktatörümüzü seçme dayatmasına karşı çıkmalıyız.


Tıpkı bizleri ve demokrasiyi seçime, sandığa sıkıştırmaya çalıştıkları gibi sandıkların bir odaya sıkıştırılacağı seçimlerde filigranlı kağıttan oy pusulası ve zarf kullanılmasına ilişkin yasa değişikliği ise sandık kurulu mührü bulunmayan zarfların YSK’nin bastırdığı filigranlı ve amblemli, ilçe seçim kurulu mührü taşıyan zarfların üzerinde leke ve çizik bulunsa dahi bunun özel olarak işaret koymak maksadıyla yapıldığı kesin olarak anlaşılmayan zarflar ile sandık kurulu mührü olmayan oy pusulalarının geçerli sayılacağı düzenlemesi karşısında ortalama akıl ile dalga geçmekten başka bir şey değildir. Örgütlü cehalet bilimsel ve sorgulayıcı düşünce ile alay etmektedir.

Mahalli İdareler ile Mahalle Muhtarlıkları ve İhtiyar Heyetleri Seçimi Hakkında Kanunun 8/2. maddesinde yer alan milletvekili genel veya ara seçiminden önceki veya sonraki bir yıl içinde yapılması gereken mahalli idareler organlarına veya bu organların üyeliklerine ilişkin genel veya ara seçimlerin milletvekili genel veya ara seçimleri ile birleştirileceğine dair hükmün yürürlükten kaldırılması bir erken seçim sinyali olarak değerlendirilmelidir. İktidar, varlığını sürdürmek için bir ittifak arayışına düşmüş ve bunu şimdilik gerçekleştirmiştir, uygun zamanı yakaladığında da seçimi yaptıracaktır.
İttifak yasasında Siyasi Partiler Kanunu ve Milletvekili Seçimi Kanununda da değişiklikler yapılarak bir siyasi partinin seçimlerde başka bir siyasi partiyi destekleme yasağı kaldırılmış, ittifak haricinde de bir siyasi parti üyesinin başka bir siyasi partiden aday gösterilmesinin yolu açılarak siyasetin kişiliksizleştirilmesi hususunda önemli bir adım atılmıştır.
Aslında bu düzenlemeler siyasi iktidarın Türkiye’nin Cumhuriyet ile var olan demokratik geleneklerinin değersizleştirilmesi projesinin başka bir adımıdır. Siyaseten bir duruş olarak var olma hali, çoğulculuk, katılımcılık, kurumsal yapılar ortadan kaldırılarak bir şeyhin etrafında bir çeşit cemaat örgütlenmesi önerilmektedir. Siyaset yoksunlaştırılmaktadır. Böylece politik farklılıklar yok edilecek, yoksulluk, yolsuzluk gibi günahlar sorgulanamaz, konuşulamaz hale getirilecektir.

Diğer yandan bu düzenleme ile reel olarak çok partili döneme son verilmekte iki partili döneme geçilmektedir. İttifak yasasının çıkarılmasına sebep olan AKP-MHP ittifakı başka bir açıdan da diğer partilere ittifakı dayatmaktadır. Mevcut siyasi iktidar halihazır muhalefet partilerinin ittifak maksadıyla bir araya gelemeyeceklerine ilişkin inancıyla bu düzenlemeleri yapmaktadır, fakat bu durum aynı zamanda her şerde bir hayır vardır hali olarak da değerlendirilebilir, iktidar için ittifak siyaseten intihara dönüşebilir. Yani iktidarı sürdürme amaçlı bu düzenleme aslında iktidarın sonunu hazırlayan bir son çırpınışa dönüşebilir.

Karar vermeliyiz!
Hak, emek, eşitlik, özgürlük, barış, bağımsızlık, bilim, hukuk, demokrasi, laiklik, Cumhuriyet gibi bize dair olan değerlerden yana olanların, eğitimsizleştirmeye, değersizleştirmeye, tecavüzlere, şiddete, doğanın katline, millilik adı altında milli değerlerin talanına kısaca, yoksulluğa, yoksunluğa, yolsuzluklara, yasaklara karşı çıkanların, yani bu memlekete sözü olanların, memleket için söyleyecek sözü olanların yapması gereken ise bu baskıcı tek adam rejiminin sürdürülmesine yönelik girişimleri fırsata dönüştürmesidir. Bu tavrı almak artık bir zorunluluktur.

Hukuksuz, adaletsiz, insanların bir gecede işten atıldığı ve medeni ölüme terkedildiği, delilsiz tutuklandığı, eşitlik ve özgürlükten uzak baskıcı bir rejimde, demokratik rejimlerde gösteri hakkının kullanılmasını temin etmekle görevli polisin göstericilere, sadece işimi istiyorum diyenlere şiddet uyguladığı, başkentinde insan hakları anıtının gözaltında tutulduğu, yanına karakol kurulduğu bir ülkede mi yaşamak istiyoruz, yoksa çağdaş, hukukun üstün olduğu, demokratik bir ülkede barış içinde, eşit ve onurlu yurttaşlar olarak özgürce bir yaşam mı sürmek istiyoruz?


Buna karar vermeli ve kendi diktatörümüzü seçme dayatmasına karşı çıkmalıyız. Bu nedenledir ki 16 Nisan Referandumu sırasında oluşturulan “Hayır” cephesinin daha güçlü bir biçimde ve bugünden canlandırılması gerekmektedir. Ve bu insanların elindedir. Son söz: Hak, eşitlik ve özgürlük mücadelesinin önündeki en büyük engel ve siyasi iktidarın bir baskı aracı olarak kullandığı OHAL derhal kaldırılmalıdır.