İYİ Parti, AKP’nin alternatifi mi muadili mi?
05.11.2017 09:29 BİRGÜN PAZAR
Eğer hafızasız davranılmayacaksa, bugün İYİ Parti ile çizilmeye çalışılan, ideolojik katılıktan uzak geniş zemine basan parti imajının, daha önce ANAP ve AKP tarafından da çizildiği, bunun “bir burjuva partinin başarısının kendi programını bütün bir halkın programıymış gibi gösterme başarısından geçtiği” genel doğrusu ile de örtüştüğü anımsanmalıdır

Mehmet Yeşiltepe - Yazar

İYİ Parti, isminden veya logosundan çok, sahip olduğu ideolojik politik hatla, programı ve sağcı niteliği ile değerlendirilmelidir.

Yani bu oluşumu, ne hafife alıp dalga geçmek ne de biçimsel kimi niteliklere/sözlere bakarak umut damıtmak doğru görünüyor.

AKP’ye karşı alternatif olarak görülmesi, “sağa karşı sağ alternatif” anlamına gelir ki bu başlı başına bir ölçü/duruş meselesidir.

İYİ Parti’nin umut/çare olarak görülmemesini gerektiren neden, Akşener’in geçmiş icraatlarından çok bugün bu parti ile amaçlananların toplamıdır. Dikkat edilirse amaç, AKP ile yıprandığına, özünden uzaklaştığına inanılan sağ değerlerin onarılması ve tahkimatıdır. Söz konusu partinin ufkunda, neoliberalizmin iki ayağı olan dinselleştirme ve ticarileştirme konusunda atılmış adımları geri çekme, milliyetçilik-muhafazakârlık frenine basma, emeğin gasp edilmiş haklarını geri verme vb. amaçlar yok. Aksine aynı neoliberal politikaların, milliyetçilik ve muhafazakârlığın farklı mecralarda yeniden üretilmesi çabasıdır söz konusu olan.

AKP’nin alternatifi değil muadili bir parti
Mevcut düzen partilerine bakıldığında, “Partilerin programı yok, ideolojisi yok, bir toplum projesi yok, sadece adları var” demek doğru değildir. Akşener’in “siyasi yelpazenin hiçbir yerinde olmadığını, herkese hitap ettiğini” söylemesi bir şeyi değiştirmiyor. Bunların hepsinin ortak paydası neoliberal politikalardır. Hatırlanacak olursa, Fransa’da bir sermaye programıyla hareket ettiği bilinen Macron da benzer söylemler kullanmıştı.

Gerçekte “Yeni sağ” tanımlaması da mevcut olguya karşılık düşmüyor. Eskiden bu tür tanımlamalar için programa bakılırdı. Şimdi ise başkanın kimliği, cinsiyeti vb. etkili olabiliyor. Halbuki bu, yıllardır bildiğimiz ve çeşitli versiyonlarıyla karşı karşıya olduğumuz sağcılıktır, neoliberal politikalardır.

İYİ Parti’nin gericilik, piyasacılık ve Amerikancılık konusunda AKP’den bir farkı yoktur. Kimse kendini kandırmasın. Ve AKP’nin tüm çözülme/zorlanma emarelerine rağmen alternatif doğru örgütlenemediğinde, mesele basitçe seçimde aritmetik hesaplara veya biçimsel ittifaklara kaldığında, unutmamak gerekir ki onlar bu işi bizden daha iyi biliyor; çünkü hem imkânları daha fazla hem de hırsızlık, yalan ve hile sınıfsal kimliklerinde var.

Kimi konularda net/ayrıntılı tanımlar yapılmamış olması bir şeyi değiştirmiyor. Burjuva/sağ bir partinin mevcut koşullarda ne yapıp yapmayacağı, sınıf ilişki ve çelişmelerinin gereği olarak kimlerle, nerede, nasıl, duracağı; hele ki seçimleri kazanması halinde kimlerin iktidarı olacağı, meseleye sınıfsal bir perspektifle bakanlar için bilinmez değildir.

Bilinir ki sınıflar mücadelesinde piyasaya çıkarken makyaj amaçlı yapılan rötuşların veya biçimsel olarak öne çıkarılan vitrin malzemesinin belirleyiciliği olamaz. Sınıfsal duruşu, kadrolarının ve programının niteliği gereği, seçildiğinde tekellerin dönemsel ihtiyacına göre politika üretip saf tutacak olan, dolayısıyla da neoliberalizmden emperyalist/popüler kültüre kadar hemen her kesitte kapitalizmin sömürü ilişkilerini yeniden üreterek sistemin devamını sağlayacak olan bir parti olsa olsa AKP’nin alternatifi değil muadili olur.

Belki çeşitli biçimlerde reel politik gereği geliştirilen rakamsal/günübirlik hesaplar, AKP’nin sandıkta zayıf düşürülebileceği izlenimini verebilir. Bu, en ilkesiz ittifakları da göze alarak uygun bir konjonktürde mümkün de olabilir; ancak böyle bir oluşumun son tahlilde neden AKP’den daha ileri bir sonuç doğuramayacağını bilmek, sınıflar mücadelesinin yasalarını bilmekle doğrudan ilintilidir.

Eğer hafızasız davranılmayacaksa, bugün İYİ Parti ile çizilmeye çalışılan, ideolojik katılıktan uzak geniş zemine basan parti imajının, daha önce ANAP ve AKP tarafından da çizildiği, bunun “bir burjuva partinin başarısının kendi programını bütün bir halkın programıymış gibi gösterme başarısından geçtiği” genel doğrusu ile de örtüştüğü anımsanmalıdır.

Unutmamak gerekir ki OHAL, kim egemense onun için vardır. Bu nedenle tekellerin ihtiyacının azami boyutta gözetildiği koşullarda nasıl hak, hukuk, adalet olmuyorsa ve laiklik boy hedefi yapılıyorsa, AKP sonrasında nöbeti devralacak düzen partisinden beklenenler de bu çerçevede olacaktır. İYİ Parti’nin bunun tersine tercihlerle sermayenin karşısına dikilmesini beklemek saflık olur.

Birleşik mücadelenin önemi
Evet, bugün AKP’ye “dur” demek, alternatif oluşturmak, 15 yıllık yıkım ve yokluk gidişatını ters çevirecek bir toplumsal güç/irade oluşturmak hiç olmadığı denli önemlidir. Bunun için asgari bir program etrafında azami buluşmayı amaçlamak doğru ve gereklidir. Ancak bu, “AKP bir şekilde oy kaybetsin de nasıl olursa olsun” duruşu ile karıştırılmamalıdır. Bu konuda ne yapılması; kimlerle, nerede, nasıl bir araya gelinebileceği Gezi sürecinden, referandumdaki “Hayır” çalışmasından ve Adalet Yürüyüşü’nden (ama Adalet Kurultayı’ndan değil) edinilen dersler üzerinden değerlendirilebilir.

Bir kez daha birleşik mücadelenin öneminin kavranması ve gereklerinin yerine getirilmesi sorumluluğuyla karşı karşıyayız. Birleşik Haziran Hareketi bu konuda tek oluşum, yürünmesi gereken yolu ve istikameti gösteren tek seçenek değildir. Ancak tüm içsel ayak bağlarına, eksik ve yetersizliklerine rağmen, bugünün koşullarında önemi ve hatta olmazsa olmaz işlevi artan birleşik mücadelenin somutlanarak gerçekleşebilmesi için, nerede ve nasıl durulması gerektiğinin örneklerinden biridir.

Tam da bu bağlamda bugün yapılması gereken, Gezi’den veya “Hayır” çalışmasından kalan değerleri sağa bükmek, o kesitlerde yoğunlaşan enerjiyi neoliberal sağ politikaların güncellenmesinde bir kaldıraç olarak kullanmak değil, tersine o politikaların karşısına dikilecek bir toplumsal hareket oluşturmaktır.

Görevler, barikatlar, alternatif zeminler
Böyle bir süreçte öne çıkan Akşener tartışması, kimi sol-demokrat çevreler ve kişiler adına vahim ipuçları veriyor. Hatta “Hayır” zemininde oluşan yüzde ellinin neden kalıcı/istikrarlı olmadığını gösteriyor.

Sanıldığının aksine İYİ Parti’nin, AKP’den çok, aynı şeyleri yapıp farklı sonuçlar beklemekle malul CHP’den oy çalma, onu yıpratma ve hatta belki “Hayır”ın potansiyel gücünü zayıf düşürme ihtimali daha yüksek görünüyor.

Bilinmek durumundadır ki ne denli sarsılsa da iktidarlar kendiliğinden düşmüyor. 16 Nisan’da görüldüğü gibi AKP’nin bu konudaki manevra alanı tükenmiş değil. Ayrıca, AKP’nin bugünkü saldırı hızı/kapasitesi dikkate alındığında, 2019’un neden yakın bir tarih olmadığı, hemen bugünden yarına yerine getirilmesi gereken görevlerin, yükseltilmesi gereken barikatların olduğu görülür.

Bugün, 2019’u bekleyip şansımızı o günün dengeleri/koşulları içinde deneme dışında bir seçeneğimizin olmadığı fikri, hiçbir gerekçeyle açıklanamaz/savunulamaz. Bu, deyim yerindeyse Haziran’ın üzerine bina edildiği anlayışın ve öngörülen çalışma tarzının inkârıdır.

Bugüne kadarki deneyimler gösteriyor ki yaşam alanlarında örgütlü alternatif zeminler oluşturulamadığında, bir seçim zaferi kazanılsa dahi bu yeterli olmayacak; gericiliğin, karanlığın ve piyasacılığın temsilcileri, kurumsallaşmış ve kök salmış örgütlü ilişkileri ile daha avantajlı durumda olacaktır.

Tam da bu nedenle, bırakalım 2019’a odaklanıp 1,5 yılı yok saymayı, bir gün hatta bir saat bile kaybetme lüksümüz yok. Bugün muhalif kesimlerin önemli bir kısmı 2019 için aday arama egzersiziyle oyalanırken, iktidar her anı, her saati değerlendiriyor.
Bunun karşısında Haziran Hareketi’nin sokakta dayak yiyen kadına, işini yitiren ve intihar noktasına gelen gence, kazanılmış hakları çalınan emekçilere, giderek kapsam büyüten gerici kuşatmanın içinde kalıp boğulma noktasına gelen halk kesimlerine somut, gerçekçi, uygulanabilir çözüm önerileri olmalıdır. Hareket, küçükten büyüğe her türlü eylemiyle, örgütlü varlığı ve üretimleriyle güven veren, inandırıcı bir duruş geliştirmelidir.