“İyidir beraber olmamız”
HAYDAR ERGÜLEN HAYDAR ERGÜLEN
Behçet Necatigil de bitmez Turgut Uyar da Nâzım Hikmet de. Onlarla bizim, hepimizin “iyidir beraber olmamız.”

Şimdi tam zamanı deriz sık sık. Bunu sık sık söylediğimizi unutur, yine söyleriz. Şimdi tam zamanıdır çünkü, üstelik sık sık. Sonra da ‘edebiyatın yeri değil’ deriz, şakanın sırasıysa hiç değildir. İyi de... diye düşüncesini belirtecek olur biri. O kadarla da kalır. O kadarla kalmak da iyidir.

Edebiyatı bilmem ama, şiirin hem tam zamanı hem de tam yeridir. Bakınız: “İçerde Yatacak Olana Bazı Öğütler” şiirini ezber etmiş olan şair İlhan Çomak. 22 yıldır yattığı yetmiyormuş gibi 8 yılcık daha yatacak. “Kararmasın yeter ki sol memenin altındaki cevahir”, güzel dizedir, dediği hepimizedir, lakin...

Sonumuz şiir olsun. Bu demektir ki, şu dünyadan iyi gidelim, merhametle ayrılalım, cömert bilinelim, kalender olduğumuz söylensin ve dahi sayıları pek azdı, ama insan tarafları çoktu denilsin. Bunu artık bir ada halkı kadar birbirini tanıyan, sayısı da neredeyse o kadar olan, şiirin tam zamanı diyenler için söylüyorum. Sık sık bir-iki küçük gazetede ‘yüreklere gömülen’ler için. Eskiden ‘güneşe gömülür’dük, sonraları ‘yüreklere gömülür’ olduk. Güneştir, yürektir, iyidir, zira sonumuz şiirdir.

Sonumuza gelmeden, daha buralardayken, aza çoğa bakmadan yani, üstelik şimdi tam sırasıyken...

Neyin? Şiir gibi az ve özel şeylerin demini sürelim. 100. yılında Necatigil’in bir dizesi gelip kendiliğinden yerleşivermişken yazının başına tam da. Başımızın üstünde de yeri var, başım, gözüm üstüne diyen de vardır. Azımız hepimizdir, öyledir, “iyidir beraber olmamız” diyesidir.

İyi şairlerin okuru birbirine çağırdığı gibi, kimi şiirler de sırasıyla gelir. Necatigil’in “Çok şey yarım hâlâ” deyişi de tam şimdiye özgüdür, tam yeridir. “Yarısı burdaysa kalbimin/yarısı Çin’dedir doktor /Sarınehre doğru akan/ordunun içindedir.” ‘Uzun Yürüyüş’ günleridir, yoksulların devrime ruhlarıyla, kalpleriyle nehirler gibi aktığı günlerdir, güzel günlerdir.

Kalbin tam olduğu günlerden kalbin yarım olduğu günlere. Bazen fazla geldiği olur çünkü kalbin insana. Yürekli olunduğundan değil o kalple. Fazla acıdığından, yorulduğundan, kırıldığından. Tam olacağına yarım olsun, yetsin, fazla da gelmesin. Dışarda da çalışsın, içerde de. “Kalbimiz içerdedir doktor” diyelim. Aslı’nın kaygılarında, Necmiye’nin sorularında, Murat’ın sakinliğindedir.

Şiirler mi eskimiyor yoksa memleket mi, bilmiyorum. Bilemeyince de, her şair aslında geleceğe yazar diye düşünüyorum. Cemal Süreya için düşünürüm bunu en çok. Turgut Uyar için de hayli düşündüm, bu şiiri de yıllardır her vesileyle andım yazılarımda. “Bir Süregen İlkbahar”da Turgut Uyar’ın sezdikleri, yazdıklarıdır: “hepsi solgundur evet, karanlıktadır şimdi hepsi/nerden biliyorum derseniz, işte ordan burdan/.../şimdi biz haberi nerden verelim derseniz/solgun ama aydınlık olanlardan”.

“Günler geçer ve çalışır şafağın değirmeni”, Turgut Uyar yine, o tuhaf bilicilerden, kim bilir belki de şiiri kadar biliciliğinden de sevdiğimiz için bu kadar çok seviyoruz onu ve arkadaşlarını. Günler geçti ve sevdiğim Ankara Garı gözlerini bir kez daha acıya açıyor 10 Ekim’de. Belki her şey daha çok acısın diye, yalnızca insanlar değil, hayvanlar, bitkiler, ağaçlar, oyuncaklar, trenler, taşlar, kuşlar, eşyalar, bavullar, denkler, lambalar, yollar, hanlar hamamlar oteller, okul taşıtları, “yerde insan gökte melek ağladı” dediği gibi Aşık Veysel’in herkesi ve her şeyi daha çok acıtmak için, hem göz önünde hem de işitmeye yakın yerlerde kıyılıyormuş cana.

Renklere, seslere de öyle kıyılıyor işte. Televizyonlar, radyolar, gazeteler kapatılıyor, renkler karartılıyor, sesler susturuluyor. Üstelik böyle bir ülkede, bu topraklarda, bu hâlâ sesleriyle, renkleriyle, şiirleri, ninnileri, şarkıları, türküleri, oyunları, yemekleri, lezzetleriyle, bir karnaval duygusuyla yaşanması mümkün olan, dağları, ovaları, yaylaları, nehirleri, denizleriyle herkese yetecek güzelliği, iyiliği olan bu bereketli topraklarda hayat tek renge, tek sese indirgenmeye, sığdırılmaya çalışılıyor.

Necatigil de bitmez Turgut Uyar da Nâzım Hikmet de. Onlarla bizim, hepimizin “iyidir beraber olmamız.” Yazıyı bitirirken aldığım haber bugünün iyiliği oldu, Murat Özyaşar serbest bırakıldı. Kahkahanın rengini sarıdan maviye çevirecek bir güzel adam işte. Mavi Lorin’in, Sibel’in gözü aydın diye bitirelim 500. sayı için yazıyı. 1000. sayıya da, ne olacak şunun şurasında 10 yıl var, ona mavi, aydınlık, pırıl pırıl sözcüklerle yazmayı dileyelim.

Yazarın Diğer Yazıları
Yorumlarınız