Je Suis Charlie
FİKRİ SAĞLAR FİKRİ SAĞLAR

Paris’te üç gün içinde 19 kişi öldürüldü. Dünya ayağa kalktı... İslam teröristi iki kardeş “Yemen El Kaidesi” olarak ünlü karikatür dergisi Charlie Hebdo çizerlerine saldırdılar. 12 kişiyi katlettiler... Gerekçe Müslümanlığa hakaretti!..

•••

Kısaca; İslam terörizmi Avrupa’nın kalbini vurdu... Bu olayla Avrupa’nın özgüveninin bir çırpıda yıkılması, herkesi dehşete düşürdü!..Aslında “beklenen başlarına” geldi...

Toplumdan dışlanan farklılıklar... Entegrasyonu başarılamayan göçmenler... Yabancı düşmanlığını körükleyen ekonomik düzen...Nüfuzları hızla artan değişik inanç, dil ve ırktan insanlar!.. İnsanları yalnızlaştırarak sömüren kapitalizm... Yaşlanan Avrupalı... Dışlanan kökeni farklı ve değişik kültürler arasına sıkışmış genç yurttaşları... Üstelik 30 yaşın altındaki gençleri “sanal alemde şiddet oyunları ile büyüten” internet çılgınlığı...Ortadoğu’daki insanlık dramı olan katliamlara karşı ilgi... Ötekileştirilenlerin sığındığı yeni sosyal toplumlar... Sonunda bir yolla patlayacakdı!. Sinyalleri daha önce de verilmişti..

•••

Yaşanan sorunlar gerektiği gibi irdelenmeden olayları “salt İslam düşmanlığına bağlamak” yanlıştır... “İslam’a karşı oluşan fobi” diye kestirip atmak, gelecekte beklenen daha büyük katliamları, şimdiden çağırmak demektir... Tehlike büyüktür... Çünkü yapılan katliam, sadece insanları öldürmemiş,demokrasi,modernleşme,insan hakları gibi kavramları da yok etmeyi hedeflemiştir...

Gerekçesi ne olursa olsun sonunda yapılan, insanın doğduğu gün sahip olduğu “eşit ve özgür olma” ilkesini hayata geçiren bağımsız “düşünme ve ifade etme” değerlerine saldırmaktır... Bu nedenle bütün dünya pazar günü ayağa kalkmıştır...

Paris’teki olayları derinlemesine düşünenler, yönetimini dine dayayan bugünkü çağdışı anlayışın, Türkiye’yi de yakın gelecekte, kendi güvenliğini koruyamaz ve iç bütünlüğünü sağlayamaz hale getireceğini de göreceklerdir...

•••

Bulunduğumuz bölgenin ateşi, hırsızlık,yolsuzluk ve usulsüzlüklerin üzerine serilmiş olan örtüyü eritecektir... Evrensel hukuku bırakmış ve kişiye bağlanmış yargı, suç ve suçluların üzerine gidemez!.. Eriyen örtünün altından çıkacak olan yandaş kayırmaları ve halkın hazinesinin yağmalanması yurttaşların devlete olan güvenini yok edecektir...

Bu durum, ülkede suikastların,bombalamaların, farklılıkların çatıştırılmasının ve faili meçhul cinayetlerin yeniden başlamasına neden olacaktır...

İktidar yarattığı “paralel olgusuyla” şimdiden katliam ortamını ve faillerini belirlemiş durumdadır... Yani dün olduğu gibi bugünkü suçlu da hazırdır!.. Bu oyuna bilerek yada bilmeden ayak uyduranlar da var!..

•••

Emniyet İstihbarat eski Daire Başkanı Sabri Uzun yazdığı kitapta , 55. Hükümet’in düşürülmesini sağlayan Türkbank’ın özelleştirilmesiyle ilgili ses kasetini bana Cemaat’in ulaştırdığını söylüyor...

Türkbank yolsuzluğuyla ilgili Alaatin Çakıcı ve Korkmaz Yiğit arasında geçen bu ses kasetini ele geçirişimi hiç gizlemedim... “Kod adı Susurluk” kitabımda da, Yüce Divan’daki tanık ifademde de o kasetin bana nasıl teslim edildiğini ayrıntılarıyla açıkladım... Belgeler bana bir kamu görevlisi tarafından posta yoluyla gönderildi. Aslında kaynağın kim olduğu da önemli değil, önemli olan yapılan yolsuzluklardır!.. Sabri Uzun, bugün ile o günü karıştıran bir anlayışı sergiliyor.. Acaba neden?..

•••

Bir gerçek var; O da hırsızlık!... Yapılmak istenen; Hırsızlık belgelerinin kimden geldiği, nasıl elde edildiği, tartışılarak hırsızlıklar halktan saklanıyor. Bilerek yada bilmeyerek usulde kafa karıştıranlar bugünkü İktidarın değirmenine su taşıyorlar!.. Gerçekleri çarpıtmak, ya da benzer olayların muhataplarına fayda sağlayacak şekilde o günü düzenlemek, bugünkü hırsızları korumaktan öte bir iş değildir...

Türkbank yolsuzluğunu “paralelciler” söylemiyle küçültmek yanlıştır. O gün müthiş bir yolsuzluk vardı. Ortaya çıktı ve bir hükümet devrildi. Görevimi yaptım.Vicdanım rahat.

O belgeyi memur maaşıyla geçinen bir kamu görevlisi bana güvenerek göndermişti.

Bundan büyük bir onur duyuyorum!..

•••

Oysa bugün 4 Bakan’ın yaptığı yolsuzluklarla hükümet devrilmiyor. Aksine yapanlara kıdem veriliyor. Aradaki fark da bu.

O günlerde hükümet düşüyordu, bugün Sabri Uzun gibi insanların sayesinde hükümetler ayakta duruyorlar!..

Heyhat!..