Jean-Marc Bosman’dan Neymar’a, başkalaşmış zamanlar…
ZİYA ADNAN ZİYA ADNAN

Wayne Rooney şimdilerde haftada 200 bin Sterlin kazanıyorsa bunu bana borçludur!”

1995 senesinde European Court Of Justice’nın (Avrupa Adalet Divanı) verdiği karar Avrupa futbolunun o güne kadar alıştığı transfer kurallarını yerle bir ediyordu. Adalet Divanı, evrensel insan haklarını esas alarak bulundukları takımda sözleşmesi biten futbolcuların bonservis bedeli olmaksızın başka bir takıma transfer olmasına imkân sağlayan ‘Bosman Kuralı’nı getiriyor, futbolcunun kendi geleceğinde söz sahibi olmasını sağlıyordu.

O karara neden olan Belçikalı futbolcuyu yâd edelim bu yazıda, bir transfer sezonunda daha mantık sınırlarını zorlayan transfer haberleri düşerken manşetlere, (Neymar’a selam olsun!) anlatalım hazin hikâyesini.

Jean-Marc Bosman, 30 Ekim 1964’te Belçika’da dünyaya gelmiş. Futbol kariyerine 1983’te Standard de Liège takımında başlamış, 1988-1990 arasında Belçika 1. Lig takımlarından RFC Liège’nin formasını giymiş. O yıllarda Belçika genç milli takımında da top koşturuyor, ancak yeterli para kazanmıyormuş. Sözleşmesinin bitimine yakın, kulübüyle yeni bir kontrat pazarlığına girişmiş. Önerilen rakam günümüz piyasasına göre komik! Futbolcuya 1 yıllık kontrat karşılığı aylık 750 avro önerilmiş. Teklifi kabul etmeyen Bosman kendisine daha fazla para verecek bir kulüp arayışına girmiş haliyle. 1990’ın yaz aylarında takımıyla olan sözleşmesi sona erdiğinde Fransa’nın Dunkerque takımından aldığı transfer teklifine olumlu yanıt vermiş. Ancak Liege kulübü bu transferin gerçekleşmesi için bonservis bedeli talep ediyor, Dunkerque kulübü de istenen parayı vermemekte diretiyormuş. Neticede bu transfer gerçekleşmemiş, futbolcunun maaşı ilk on birde yer almadığı için aylık 750 avroya düşürülmüş.

Bu durumu kabullenmeyen topçu konuyu Liege mahkemelerine taşıyarak Liege kulübü, Belçika Futbol Federasyonu ve UEFA’ya karşı dava açtı. Dava ‘restraint of trade’ (ticaret hakkının kısıtlanması) üzerine kurulmuş, Avrupa’daki transfer sisteminin geçerliliğini sorguluyordu. Yerel mahkeme futbolcunun dava konusunda haklılığını vurgulayarak, lehte karar verdi ve davayı bir üst mahkemeye, Avrupa Adalet Divanı’na havale etti. Dava Lüksemburg’da Avrupa Adalet Divanı’nda bir kez daha tartışıldı. 15 Aralık 1995’te futboldaki transfer sistemini altüst edecek karar çıktı ve mahkeme sonrası karar açıklandı.

Kararda; günümüzde futbolun bir ekonomik sektör olduğu ve Avrupa Birliği vatandaşı futbolcuların, kontratlarının bitiminin ardından bonservis gibi kısıtlamalarla transferlerinin engellenmesinin hiçbir hukuki dayanağı olmadığı vurgulanıyor, futbolculara kontratlarının bitimi ardından serbest kalma hakkını tanınıyordu.

Jean-Marc Bosman uzun süren hukuki sürecin sonunda davayı kazanmıştı.

•••

Ancak futbolcu adına işler hiç de beklendiği gibi gitmedi. 26 yaşında başlattığı hukuki süreç 31 yaşında tamamlanmıştı. Dava sürerken Belçika’nın alt liglerinde sürdürdü futbol yaşantısını, kısa bir süre Hint Okyanusu adası Reunion’da şansını denedi. Futbol kariyerinin sonlarına doğru Belçika takımı Charleroi onu kadrosuna dahil etti. Ancak geçmişte yaşananlardan dolayı kulüpler onu yüksek risk kategorisinde bir futbolcu olarak görüyorlardı. Futbolun problemli çocuğu! Hangi kulüp futbolu mahkemelere taşımış bir futbolcuyu kadrosunda görmek isterdi ki!

Bir süre ayda 700 avro karşılığında takımda forma giyen Bosman, maddi sorunlar yüzünden eşinden ayrılmıştı. Charleroi’daki evinin kirasını ödeyemeyecek duruma geldiğinde ailesinin evinin garajında yaşamaya başladı. Davayı kazandığında elde avuçtakini kârlı yatırım olarak gördüğü marka işine yatırmış, kazandığı davaya ithafen binlerce “Who’s the Boz” (soyadından esinlenerek patron kim? anlamında) yazılı tişört bastırmış. Ancak sadece bir tanesini, onu da avukatının oğluna satabilmiş.

Futbolseverler arasındaki genel kanı, dava sonunda çok para kazandığı, evlere, lüks arabalara sahip olduğu yönündeydi. Oysa tam tersine, giderek sefalete düştü; alkol illetine bulaşmış, ailesinden uzaklaşmıştı. 2013’te kız arkadaşını darp ettiği gerekçesiyle bir sene hapse mahkûm oldu. Yalnızlık ve depresyonla geçen berbat zamanlarda bir süre alkol tedavisi gördü. Hastaneden çıktığında en büyük zaferinin ‘Bosman Kuralı’ değil, alkol iletini yenmek olduğunu dile getirdi.

•••

Günümüzde 52 yaşında Jean-Marc Bosman. Devletin verdiği 720 avro aylık ile hayatını idame ettirmeye çalışıyor. “Belçika’nın yetiştirdiği en önemli futbolcu muhtemelen benim, ama kimseler beni tanımıyor!” cümlesiyle özetiliyor yaşamını ve şöyle devam ediyor:

“Wayne Rooney şimdilerde haftada 200 bin Sterlin kazanıyorsa bunu bana borçludur!”

Onu en çok üzen şey ise, son 15 senesini birlikte geçirdiği, ‘Özgürlük savaşçısı’ adını verdiği siyah labrador köpeğinin yakın geçmişteki ölümü. “Beni hiçbir zaman terk etmeyen, en sadık arkadaşımdı, onu çok özlüyorum” demiş 2015’te The Telegraph’a verdiği söyleşide.

Velhasıl günümüz futbolunda devrim yaratan, kendisinden sonra gelecek futbol nesillerinin önünü açan, zamanın futbolcularının geçmiş zamanlarda hayal edemeyecekleri servetlere sahip olmasını sağlayan futbol sevdalısı yoksulluk içinde hayata tutunmaya çalışıyor. Bir transfer sezonunda daha dudak uçuklatan paralar karşılığında bir kulüpten diğerinin saflarına dahil olurken topçular, dünyanın en zengin sekiz adamının dünya nüfusunun yüzde 50’sinin servetinden daha fazlasına sahip olduğu başkalaşmış zamanlarda Neymar’ın Barça’da 220 milyon avro karşılığında PSG’nin saflarına katıldığını yazarken gazeteler, hatırlayın Avrupa futbolunu değiştiren futbolcu Jean-Marc Bosman’ı...