#JeSuisCharlie
GÖZDE BEDELOĞLU GÖZDE BEDELOĞLU

Kaleme silah çeken, hicve kan döken, çağa karanlık saçanlara karşı söylenecek ilk şey bu olmalı; ben Charlie’yim… “Ama” demeden, mazeret üretmeden, lafı evirip çevirmeden… Paris’te, Allahü ekber diye bağırarak, mizah dergisi Charlie Hebdo’yu basan; on dergi çalışanı ve karikatüristlerle birlikte iki güvenlik görevlisini öldüren saldırganları; kışkırtılmış, neredeyse katlettiklerinden daha mağdur bir pozisyona taşımaya çalışmanın, başta Müslümanlar olmak üzere kimseye faydası olmadığı gibi, acıyı ortak kılmayı gerektiren samimiyetten de fena halde yoksun bırakan bir yanı var.

• • •

Eğer İslamofobi’ den konuşacaksak - ki bu alenen, düşünce özgürlüğüne karşı gerçekleştirilmiş bir katliam- karşısında durduğumuz Müslüman ve İslam dinine karşı duyulan düşmanlık ve nefreti dile getirmenin en kısa yolu yine, siyasal İslamcıların gerçekleştirdiği katliamlar karşısında ‘amasız’ açıklama yapabilmektir. Allahın adını ağzına alarak, elinde kalem kâğıttan başka bir şey olmayan insanların üzerine büyük bir soğukkanlılıkla kurşun yağdıran katillerin gerçek İslam’la ilgisi olmadığını düşünenlerin yapması gereken ilk şey güçlü bir şekilde itiraz etmek ve bu acıya karşı inananı, inanmayanıyla omuz omuza mücadele dirayeti gösterebilmektir.

• • •

Charlie Hebdo, sunulmak istendiği gibi sadece İslam karşıtı değil, başta Hıristiyanlık olmak üzere her tür dogma ve fanatizmin, faşist sağ siyaset ve temsilsilerinin eleştirildiği haftalık bir mizah dergisi. Evet sert, evet iğneleyici! Beğenmeyen almayabilir. İncinen gösteri yapabilir. Hakarete uğradığını düşünen dava açabilir. Söze fikirle, fikre sözle karşı çıkabilir. Ancak, kendinden başka kimseye nefes aldırmayan tahakkümcü yapısıyla siyasal İslam, demokrasiyle sorununu çözemeyerek; inanç ve düşünce gibi ancak laik sistemler içinde var olabilen özgürlükleri de ölümle cezalandırarak toplumsal barışa mayın döşüyor. Haliyle de ifade özgürlüğünün kişi hassasiyetlerine indirgendiği bir sığlıkta nefes almak hızla imkânsız hale geliyor.

• • •

Tepkisizlikleri nedeniyle, kendimi giderek aptallığa varan bir saflık içinde görsem de; Allahı yüceltmek için söylenen Allahü ekber’i, bir katliam motivasyonu haline getirenler yüzünden acı çeken dindarların, iktidar ve yanaşmalarının yapamadığı şekilde, bu ve benzeri katliamlara karşı sesini yükselteceğine inanmak istiyorum. Bu tavır, etrafta dolaşan ‘gerçek İslam bu değil’ itirazlarını anlamlandırabileceği gibi, öldürülen insanların acısını da, araya ‘ama’ sokmadan paylaşabilmeyi sağlar. İnsani olan, insana yakışan da budur. İktidarın yaptığı gibi “terörün dini, milleti yoktur” gibi yuvarlak laflar yaraya merhem olmaz, artan nefreti, büyüyen korkuyu azaltmaz. Meseleyi, düşünce özgürlüğünden sıyırıp inanç özgürlüğüyle sınırlı tutarak, onu da yandaş basına “Peygamberimize hakaret eden dergiye saldırı” başlığıyla haberleştirip, “hak ettiler” imasıyla soslamak, İslamofobiden şikâyet ederken yapılacak şey değildir.

• • •

Charlie Hebdo, başta ülkelerindeki hâkim inanış olan Hıristiyanlık olmak üzere, tüm tabu ve fanatizme karşı savaş açmış ve tam da karşı oldukları kişiler tarafından hedef tahtasına oturtulmuş, tek işi mizah olan, ifade özgürlüğü kapsamında yayın yapan bir dergi. Önceki gün siyasal İslam teröristleri tarafından basıldı. Çalışanları katledildi. İnsanlık tarihine yeni bir utanç olarak kaydedildi. Göçmen karşıtı faşist sağın güçlendiği bir dönemde bu katliamın ciddi sonuçlar doğuracağı aşikâr. Başta, İslami referanslarla hareket eden siyasetçiler ve kendini dindar Müslüman olarak tanımlayanlar olmak üzere herkesin katliamı yüksek sesle kınayıp tavrını özgürlükten ve toplumsal barıştan yana koyması elzemdir. Zaman, muhabbetine doyduğumuz o güzel ahlakla buluşma zamanı.