John Wick 2: Yeraltı mitolojisi
TUĞÇE MADAYANTİ DİZİCİ TUĞÇE MADAYANTİ DİZİCİ
İlki kadar iyi, aynı zamanda ilkinden daha iyi olabilen John Wick 2 her açıdan muhteşem. Senenin bu en karizmatik kahramanlı, en kaliteli saf sinema sunan aksiyonunu kaçırmayın

Adrenalin yüklü saf keyif sineması sunan John Wick’in bu devam filminde olması gereken her şey yine var, bu ikinci bölüm daha aksiyon yüklü ve daha heyecan dolu. John Wick filmlerini bu kadar iyi yapan faktör kuşkusuz Keeanu Reeves’in doğuştan gelen karizması, olgun ve yalnız adam duruşu. Yoksa boğuk bir sesle ‘Onu öldüreceğim, onların hepsini öldüreceğim’ gibi cümleler söyleyen bir karakteri bu kadar iyi satabilecek başka bir aktör düşünemiyorum. Film ilk bölümün sonunda açık kalan eski hesabını tamamlayarak başlıyor. Emekli olup huzurlu bir hayat kurmak isteyen John Wick’e eski meslektaşları izin vermiyor. Bir patrona bir kan mührü sözü olan Wick bu antlaşmayı da sonlandırmak için işe koyulmak zorunda kalıyor.

Wick dünyasının mitolojisi
Kanı ile bir söz mührü vermenin ne demek olduğunu öğrenerek John Wick mitolojik dünyasının aslında ne kadar geniş olduğunu görüyoruz. İlk filmden öğrendiğimiz dokunulmazlık kazanılan kutsal Continental çevresinde kurulan bu mitolojik yeraltı dünyasının düzeni ve kuralları bu bölümde daha da açılıyor. Bu organizasyonun politik alt yapısı ile ağlarının sadece Amerika ile sınırlı olmayan devasa bir yeraltı suç dünyası olduğunu anlıyoruz. Gelişen bu dünya ile John Wick karakteri de genişliyor. Keanu Reeves’in The Matrix’teki rol arkadaşı Laurence Fishburne, Bowery King karakteri ile bu bölümde Wick dünyasına yeni bir boyut katıyor. Fantastik yeraltı dünyasının farklı tarzda bir patronu olan Bowery King evsizler gibi giyinen, onlar gibi yaşayan son derece entelektüel biri ve kendi tarzında insanlardan oluşan bir ekip ile büyük bir mühimmata sahip. Hâlâ gizemini koruyan bu karakteri ve var olanın alternatifi gibi duran bu farklı yeraltı dünyasını da serinin üçüncü bölümünde daha net anlayacağımıza eminim.

Wick’in motivasyonu
İlk filmde John Wick’in yaptıklarının motivasyonu çok netti ve bir o kadar da duygusaldı. Bu bölümde ise Wick’in motivasyonu mecburen birazcık zorlanmış gibi, duygusal açıdan orada oluşunun etkisi ilk filmdeki kadar güçlü değil. İlk filmde John Wick’in karısının ölümü ve köpeğinin öldürülmesi üzerine, peşine düştüğü intikam, karakter yaratma sürecinde o kadar işlevseldi ki tüm film boyunca köpeği uğruna kötü adamları öldürmesinde bu karakterin kayıtsızca yanında durmanızı sağlamıştı. Daha doğrusu intikamını şiddetle almasından dolayı mutlu olmuştuk. Bu filmde artık sakin bir hayata geçmek isteyen John Wick’in kendisine kurulan tuzağı aşması ve uğradığı ihaneti bertaraf etmesi için, motivasyonu ilk filmdeki kadar net bulmasak da, kendisine yine yeşil kart veriyoruz. Ve bu sayede artan aksiyona doyuyoruz.

Dublörlere saygı
Filmin profesyonel koreografi ile kurgulanan dövüş ve iç mekan silahlı çatışma sahneleri insanda hayranlık uyandırıyor. Son derece fazla şiddet içerse de harika olduğunu düşündürtüyor. Dövüşlerde Keanu Reeves’in bazı hareketlerini tekrarladığını görmek o sahneye inanılmaz gerçeklik katıyor. İlk filmden sonra oyuncunun internete düşen dövüş eğitim videolarını izlerseniz bu role kendini nasıl adadığını anlarsınız. Evet, filmde o çatıdan bu çatıya zıplayan insanlar, helikopterden atlayan, havada uçan insanlar yok. Savaş dövüşleri eğitmeni ve eski dövüş dublörü olan Chad Stahelski’nin yönetmen oluşunun etkisi bu noktada kendini gösteriyor ve kamera önünde onlarca dublör ve aktörle gerçekleşen kol kola el ele boğaz boğaza dövüş sahneleri bu sayede bu kadar başarılı oluyor.

Büyük taştan surat
İkinci bölümün Buster Keaton (1895-1966) filminden siyah beyaz akrobatik aksiyon görüntüleriyle açılması rastlantısal değil. Filmin, tehlikeli sahneler dublörlerine olan hayranlığını göstermenin etkileyici bir yolu. Amerikalı sessiz film oyuncusu, yönetmeni, senaristi olan Keaton hayatını tehlikeye attığı sahneler ile çok ünlü. Hatta rol arkadaşları yerine tehlikeli sahnelerde rol almışlığı bile var. Sherlock Jr. filminde su kulesinden düşmüş ve boynunu kırmış oyuncunun bu gerçeği bu olaydan 10 yıl sonra fark etmiş olması ve senelerce şiddetli baş ağrıları içinde yaşamış olması dilden dile dolaşan bir hikâyedir. Hiç değişmeyen ifadesiz yüzü sebebiyle Büyük Taştan Surat lakabıyla anılmaktadır. John Wick’in taştan suratı gibi... İlki kadar iyi, aynı zamanda ilkinden daha iyi olabilen John Wick 2 her açıdan muhteşem. Senenin bu en karizmatik kahramanlı, en kaliteli saf sinema sunan aksiyonunu kaçırmayın.