Kaçak iktidar ve hazır kıtalar
GÜVEN GÜRKAN ÖZTAN GÜVEN GÜRKAN ÖZTAN
Haziran’ın ve barış arzulayanların çağrısına kulak verelim. Sosyalistlere ve Kürt hareketine yönelik operasyonların durdurulması, ateşkes ilanı, İslamcı çetelere verilen tüm desteğin kesilmesi, iç güvenlik yasasının kaldırılması gibi somut taleplerimizi hem parlamentoda hem de sokakta yaygınlaştıralım.

Erdoğan’ın çözüm sürecinin bittiğini ve HDP’nin bedel ödemesi gerektiğini ileri süren son çıkışından bu yana AKP ile HDP arasındaki çatışmaya odaklandık. Erdoğan ve AKP sözcüleri, HDP ile sürtüşmeyi gündemin asli unsuru kılarak ve Kürt siyasetini şeytanlaştırarak birden çok hedefe aynı anda ulaşmayı amaçlıyor. Kaçak iktidarın oynadığı bu tehlikeli oyunun siyasal ve toplumsal maliyeti ise çok yüksek. Aşağıdaki satırlarda hem Erdoğan’ın yaptığı hesaplara hem de bu süreçte aktive olan faşist kitlelerin yarattığı tehlikeye işaret etmek niyetindeyim.

I.
Erdoğan’ın HDP’ye bedel ödettirme arzusunun arkasında yalnızca partinin kendisini de hedef alarak seçim zaferi kazanması ve böylece AKP’yi geriletmesi yatmıyor. Erdoğan, HDP’nin siyasi arenada görünürlüğünü silikleştirmedikçe ve aldığı desteğin kaynaklarını kurutmadıkça AKP’nin tek başına siyasete yön veremeyeceğinin farkında. Müzakere sürecini bitirme tehdidi ve operasyonlar, PKK’nin silahlı eyleme geçmesini sağlayarak hem HDP ile Öcalan ve PKK arasındaki ilişkileri gerginleştirmeye hem de HDP’ye oy veren Kürt seçmen dışındakileri korkutmaya yönelik bir hamle. AKP, Kürt siyasetinin farklı unsurlarını birbirine karşı oynayabileceği yanılgısına kapılmış durumda. Bir yandan HDP heyeti ile Öcalan arasındaki görüşmeleri durdurarak tansiyonu arttırmak diğer yandan da HDP ile PKK arasında yapay bir gerilim yaratmak peşinde. Bu doğrultuda atılan adımların AKP’nin istediği sonuçları doğurması ise çok zor. Çünkü Kürt siyasetinin dinamikleri, kaçak iktidar tarafından üretilen taktikleri geçersiz kılacak tecrübeyi içinde barındırıyor.

II.
Çözüm sürecini bitirme tehdidi ve torba gözaltılar, Erdoğan’ın AKP’ye yönelik planlarına da zemin hazırlıyor. Erdoğan, parti üzerindeki vesayetini sürdürecek ve Davutoğlu dahil partiden kendisine yönelebilecek “artık dur” ihtarlarını boşa çıkaracak bir süreci başlattı. Savaş ikliminde kısa vadede parti içinden çatlak ses çıkma ihtimali sıfıra yakın. Sonrasında Erdoğan muhtemeldir ki partinin yönetimini yeniden dizayn etme işine girişecek. Erdoğan, Kürtlere ve sosyalistlere saldırarak, MHP’yi yedekte tutma ve hatta orta vadede AKP-MHP işbirliğini resmileştirme taktiği de güdüyor olabilir. Davutoğlu HDP’yi “bilgilendirme” toplantılarından dışlayarak MHP’nin istediği tutumu takındı. Bahçeli’nin HDP için Yargıtay’ı göreve çağırmasının karşılık bulması o yüzden de sürpriz değil. CHP ile AKP arasında koalisyon görüşmeleri sürerken bir yandan da çok cepheli savaş açmak olsa olsa MHP ile yola devam etmenin ya da olası erken seçimde MHP’den oy çalmanın ve CHP’yi sol muhalefetten ve Kürt siyasetinden koparmak istemenin bir ürünü.

III.
“Terörle mücadele” adına oluşturulan atmosfer, AKP’ye seçimler öncesinde çoktan kaybettiği anlaşılan “siyasi meşruiyeti” yeniden sağlamak için fonksiyonel kılındı. Kaçak iktidarın, hem TSK hem de merkez medya ile gerilimli olan ilişkisi bu süreçte tam bir “işbirliğine” dönüştü. Çözüm sürecinde PKK’nin güçlendiğini düşünen TSK, örgüte yönelik saldırı izninin çıkmasıyla kendi içinde yükselen sesleri dindirdiği gibi epeydir yaşadığı imaj erozyonunu da toplumsal tabanda tamir etme fırsatı yakaladı. İstihbarat ve polis, “iç güvenlik yasasının” kendisine bahşettiği yetkileri kullanarak iktidarın arzu ettiği baskı rejiminin asli unsurlarından biri olduğunu kanıtladı. Bağcılar’daki operasyonda Günay Özarslan’ı 16 kurşunla infaz ettiği yetmediği gibi Gazi mahallesinde Özarslan’ın cenazesini engellemek için Cemevini kuşattı. ‘Merkez medya’ Cemevine atılan bombaları değil de polise direnenleri kriminalize etti. Bu noktada AKP’ye mesafeli duran ‘merkez medya’nın “terörle mücadelede” tam da istenildiği gibi iktidar diliyle haber yaptığını gözlemliyoruz. IŞİD, PKK ve sol örgütlere yapılan operasyonlar aynı çerçeve içinde yorumlanıp “güçlü devlet ihtiyacına” bağlanıyor. Penguen medyası, muhalif haber portallarına, internet sitelerine getirilen erişim yasaklarını da görmezden gelerek “milli mutabakat rejimi”nin enstrümanı olduğunu hatırlatıyor.

IV.
AKP medyası ve ‘merkez medya’ elbirliği ile toplumdaki tüm fay hatlarının harekete geçmesini sağladı. Yandaş medya savaş çığlıkları eşliğinde kaçak iktidarın operasyonlarını, AKP’nin bu ülkeyi yönetmeye “ehil” olduğunun kanıtı olarak sunma telaşında. Daha dün İslam kardeşliği, Türklerin ve Kürtlerin ortak kaderi diyenler bugün Kürtleri “sürece ihanet etmekle” suçluyor. Hatta aralarından bazıları Kürtleri sınırdışına göndermenin hesaplarını yapıyor. ‘Merkez medya’nın güdümlü habercilik yapması, sosyalistlere ve Kürtlere karşı saldırıları hep kolaylaştırdı şimdi de durum benzer. Bu çerçevede AKP ve MHP tabanının beraber hareket ettiği saldırı örnekleri çoğalacak gibi. Son olarak Erzurum Aşkale’de PKK’li olduğu iddiasıyla Kürt işçiler linç edilmek istendi. İki bin kişilik bir grup, inşaatta çalışan yüz elli kadar işçiye saldırdı, işçiler canlarını zor kurtardı. Suriyeli göçmenlere karşı biriktirilen öfke de bu linç dalgasıyla birleşebiliyor. Beypazarı’nda Suriyeli bir Kürt, Kürdistan yazdığı iddia edilen tshirtü nedeniyle linç ediliyordu. 1990’ların sonlarında ve 2000’lerin bir bölümünde yaşadığımız bu linç manzaraları yaygın ve çok aktörlü olarak geri gelebilir. Yalnızca Kürtlere değil Alevilere, sosyalistlere ve tüm muhalif kesimlere uzanan linç kampanyalarına şahit olabiliriz. Savaş ortamı bu organizasyonlara zemin hazırlayacak bir karaktere sahip. Üstelik kaçak iktidar bilinçli bir biçimde terör tehdidini sıcak tutarak ve saldırıların gündelik yaşamı vuracağı konusunda haber yayarak toplumsal gerginliği artırıyor.

V.
AKP, yargı, TSK ve medya arasında ilişkilerin konsolide edilmesi, eğer süreğen bir ittifaka dönüşürse ülke içinde meşru yollardan siyaset yapmanın zemini kalmaz. İlk hedef iktidarın kanlı oyununa karşı çıkardığımız sesi yükseltmek ve somut taleplerde ortaklaşmaktır. Haziran’ın ve barış arzulayanların çağrısına kulak verelim. Sosyalistlere ve Kürt hareketine yönelik operasyonların durdurulması, ateşkes ilanı, İslamcı çetelere verilen tüm desteğin kesilmesi, iç güvenlik yasasının kaldırılması gibi somut taleplerimizi hem parlamentoda hem de sokakta yaygınlaştıralım. Bizler AKP’nin bir parçası olduğu herhangi bir koalisyon seçeneğinin barış getirmeyeceğini anlatmaya mecburuz. İktidar işine geldiği müddetçe savaşı sürdürmek isteyecek, biz ise bu oyunu hep birlikte boşa çıkaracağız.