Kadim bilmece
Murat Müfettişoğlu Murat Müfettişoğlu
Temsilciler üzerinden hedeflenen özgürlükler de temsili olur. İktidarla yapılan ittifaklarsa yıpratır. İktidarın niyeti ve denizle kucaklaşmanın yolu yordamı belliyken benzer yanlışları yaparak muhalefeti baltalamanın kime ne faydası var

MURAT MÜFETTİŞOĞLU / [email protected]

Avrupa’nın basık şehirlerinden birini bölen nehrin kıyısında üç düşünür yürümektedir: Biri sermayeye ve sömürüye takmıştır, öteki sürü ahlakına, sonuncusu da otoriteye ve iktidara. İçlerinden biri nehri göstererek, “oysa şu su gibi aynı yöne akmak istiyoruz” der. Diğer ikisi itiraz etmezler. Akan suyun çeperlerini aşındırması gibi, ‘zaman’ da düşünürler arasındaki ‘farkı’ törpülemiş gibidir. İnsanlık biterse ‘zaman’ da bitecektir çünkü.

Toplumları bölerek yönetmenin çabasında olanlara ‘muktedir’, parçalanmış beşerden beslenen sistemik yapılara da ‘iktidar’ denir. Bu duruma itiraz edenler, beşerin bütünlüğünü sağlamanın derdindedirler... Özgürlük tutkunu düşünürleri anlamaya çalışırken, nehirlerin aktığı yön konusundaki tereddütlerim zamanla azaldı diyebilirim. Karmaşık bir mesele değil aslında. Kendinizi, başkalarını, zamanı ve doğayı gözlemlemek çoğu zaman yeterli oluyor. Misal, sivrisinek ısırdığında kaşınmamızın nedeni ilginçtir: Deriye kanın pıhtılaşmasını önleyen bir enzim enjekte ediyormuş. Vücut da enzimin etkisini azaltmak için ısırılan noktaya antikor gönderiyormuş; o da kaşıntıya neden oluyormuş. Minicik bir böcek tarafından da olsa, bedensel bütünlüğümüzü tehdit eden durumlara verilecek tepkilere içkin varlıklarız. İyi güzel de, toplumun siyasi bütünlüğünü tehdit eden durumlar karşısında benzer tepkileri verebiliyor muyuz?

Geçen gün eşim ‘önemli’ ve ‘değerli’ kavramları arasındaki farkı sordu. Biraz düşünüp şöyle dedim: “Çıkardığı yasalar vatandaşı etkilediği için parlamentonun önemi tartışılmaz. Ancak bu durum değerli olduğu anlamına da gelmez.” Sonra aklıma ‘devrimciler, çar ve çocuk’ anekdotu geldi. Daha önce yazmıştım, affınıza sığınarak tekrar paylaşayım: ‘Çar’ın arabası köprüye girmek üzeredir. Devrimciler köprünün ayaklarına yerleştirdikleri dinamiti patlatmak için pusuda beklemektedirler. Araba köprüye girdiği anda bir çocuk da girer. Devrimciler ikilemde kalmıştır: Çar ölürse milyonlarca insan kurtulacak; ölmezse çocuk da yaşayacaktır.’

‘Önemli’ saydığımız bir varlığın yok oluşu acı vermeyebilir, hatta bizi mutlu da edebilir. ‘Değer’ atfettiğimiz bir varlığın yok oluşu ise acı verirken, varlığı sevinç ve mutluluk demektir. Sanırım kıstas buydu. Peki, türdeş iki varlık arasında ‘değer’ farkından söz edebilir mi? Aydınlanma etiği, yukarıdaki anekdotla da ilişkili olarak, ‘bir değer başka bir değer için yok edilemez’ diyerek bu soruyu cevaplar. Dolayısıyla, tekil bir varlık olarak ‘çocukla’, içinde yüz binlerce çocuğu barındıran ‘halk’ arasında ‘değer’ farkı yoktur. Halkın bütünlüğünü korumak adına bir çocuğu ondan koparmak çelişkili bir durumdur. Kaldı ki (gerçek) devrimciler, eşitlik ve özgürlük kadar bütünlük için de mücadele ederler. Reel siyasette ‘iyi politikayla’ ‘kötü politika’ ayrımı da benzer bir nedene dayanır. ‘Muhalif iradenin’ ‘muktedir iradeye’ karşı bütünlüğünü korumak ‘iyi politikanın’ temel normudur.

Muhalefet ettiğimiz ‘muktedir’, hepimizi aynı kefeye koyuyor ve “hepiniz çapulcusunuz, bazılarınız hem çapulcu hem terörist!” diye höykürüyorsa, bize düşen çapulculuğun gereklerini yerine getirmektir. Terörizmin küreklerini kullanarak ters yöne akmaya çalışanları deşifre etmek öncelikli görevimizdir. İyi niyetli düşünürlere ve siyasetçilere gelince; onları takip ya da taklit etmek zorunda değiliz. Lakin baskıda sınır tanımayan bir Tiran’ın ağırlığını karşılayabilmemiz için kimi düşünürlerin ve siyasetçilerin zihinsel kütlesinden faydalanmak durumundayız. Bazılarının doktrinleri ve yöntemleri, tiranların dalgalı denizinde birer liman gibidir.

Sistemik iktidar habis bir organizmadır; kitlelerin adamakıllı bölündüğü bir dünyada her bireyi ya da grubu farklı biçimde ısırabilir. Kimimiz kapitalist sömürüye takarız; kimimiz sürü “ahlakına”; kimimiz otoriteye ve iktidara. Her hassasiyet, (olası) birleşik muhalefetin enerji kaynaklarıdır; bir araya geldiklerindeyse kurucu vasfa dönüşürler. ‘İyi politikanın’ temel normu ortadayken, taktik de olsa iktidarın habis iradesiyle ilişkiye girmek, ‘bir değeri başka bir değer için yok etmek’ demektir ki, bunun adı ‘kötü politikadır.’

Bağlayalım: Gerekçeleri ne olursa olsun, Kürt Özgürlük Hareketi ile siyasal iktidar arasındaki ittifaka hiçbir zaman inanmadım. Benzer yapısallıklara sahip ‘merkez-çevre’ ilişkisinde ‘ilk ve son sözü’ daima merkez söylerken, farklı hedeflere sahip bir ‘muktedir merkez-mağdur merkez’ ilişkisinden ne umuluyordu ki! İktidar avantajlıdır; bir verip iki almak ister. Alamadığında, “devletin kutsallığına”, “milli iradenin meşruiyetine” yaslanarak dilediğini suçlar ve saldırır. Bu yüzden çatışmaların ve karşılıklı ölümlerin sorumlusu siyasal iktidardır. “Bizden üç ama onlardan on üç kişi öldü!” diyerek övünmek insanlık suçudur. Nehirlerin denize kavuşmak istemesi gibi, gerçek özgürlüğe akmanın koşuluna gelince; Kürt Özgürlük Hareketi’nin hangi noktalarda yanlışa ortak olduğunu anlamaktan geçer.

“Dokunulmazlıkların kaldırılması” konusunda benzer filmin kısa metrajlısı ana muhalefet partisi tarafından çekilmek isteniyor. Geçtiğimiz Pazar Fatih Yaşlı BirGün’de sordu: ‘Fiilen kuvvetler ayrılığının ve yargı bağımsızlığının ortadan kaldırıldığı bir rejimde, “dokunulmazlıklar kalksın” diye muhalefet yaparak iktidarı sıkıştıracağını sanmak, nasıl bir aklın, nasıl bir mantığın ünüdür?’ Ayrıntılara girmeye gerek yok. Ancak, altı çizilmesi gereken bir nokta var: Temsilciler üzerinden hedeflenen özgürlükler de temsili olur. İktidarla yapılan ittifaklarsa yıpratır. İktidarın niyeti ve denizle kucaklaşmanın yolu yordamı belliyken benzer yanlışları yaparak muhalefeti baltalamanın kime ne faydası var. “Basiretli bir yönetim, içerde de dışarda da, söylem ve eylemleriyle muhalif ve muarızlarını bir araya gelmeye teşvik etmez.” Ben demiyorum; iktidarın eski bakanı Hüseyin Çelik diyor.

Parlamenter-popüler siyasette dengeler değişir durur, bu yazının derdi tasası o değil aslında. Nehir kıyısındaki üç düşünürün kimler olduklarını tahmin ettiyseniz, aktığınız yöne inanabilirsiniz.

Yazarın Diğer Yazıları
Yorumlarınız