Kadim evimiz: Mor Gabriel
GÖZDE BEDELOĞLU GÖZDE BEDELOĞLU

Süryaniler’in anayurdu olarak bilinen; Midyat, Nusaybin, Cizre ve Dicle Nehri arasındaki bölge olarak tanımlanabilecek Turabdin’in kalbinden, bütün ihtişamıyla bana bakıyor Mor Gabriel. Mardin’in, o seyrine doyamadığım kesme taşlarıyla yapılmış bu büyüleyici manastır, insanı bulunduğu andan koparıp telaşsız bir huzura bırakacak kadar zamansız. 1600 yıllık tarihiyle, dünyanın faal durumdaki en eski Süryani Ortadoks manastırı ve Süryaniler için ikinci Kudüs. Dolayısıyla Mor Gabriel sadece Türkiye’nin değil, dünya kültür mirasının da en değerli yapılarından biri.

“Türkiye’nin kültür miraslarıyla imtihanı” başlığı altında değerlendirilebilecek diğer yerler arasında ilk aklıma gelen, Hasankeyf ve Allianoi. Dünyanın en iyi korunan kaplıcası olduğu bilinen Allianoi, Yortanlı Barajı’nın suları altında kalırken, yine binlerce yıllık tarihiyle memleketin gözbebeği olması gereken Hasankeyf, Ilısu Barajı’nın suları altında kalarak yok olma tehlikesiyle karşı karşıya. Her yıl on binlerce insanın ziyeret ettiği Mor Gabriel Manastırı ise 2008 yılından beri, komşu köylerin sınırları içerisindeki arazileri işgal ettiği gerekçesiyle, hakkında açılan davalarla boğuşuyor. Kültür mirasları, rant peşinde koşan bir hükümet için ayağa dolanan büyük bir sorun ne de olsa...  5000 yıldır bu topraklarda yaşayan Süryaniler’i, 1600 yıldır sahip oldukları manastırda işgalci ilan edebilmenin başka bir açıklaması yok çünkü.

Manastırı gezip, tarihi hakkında bilgi aldıktan sonra; Mor Gabriel’in gönüllü çalışanlarıyla 5 yıllık dava süreci hakkında sohbet ettik. Her aşamasıyla siyasi olduğu açık olan davayla ilgili konuştuğum kişilerin ismi bende saklı; kendi evlerinde onlara yaşatılan bu huzursuzluğun üzüntüsü ve utancıyla birlikte...

***

1936 yılında çıkarılan Vakıf Beyannamesi’yle Mor Gabriel Manastırı Süryaniler’e verilmiş. O yıldan beri ödedikleri vergiler de kayıt altında. Sonraki yıllarda, idari sınırları belirlemek için her köyün krokisi çizilmiş ve manastıra, topraklarını işgal ettiği gerekçesiyle dava açan Yayvantepe, Eğlence ve Çandarlı köyleri, duvar çekerek bu sınırları kabul etmiş. Tıpkı manastırın ödediği vergiler gibi bu kabul de belgeli. Ancak yıllar sonra ne hikmetse, bu üç köy, manastırın kendilerine ait olduğunu iddia ettiği 276 dönümlük araziyi işgal ettiğini savunarak Hazine’ye başvurmuş. Hazine de bu arazilerin kendilerine tescil edilmesi için Midyat Kadastro Mahkemesi’ne...

Mahkeme, manastırın 1937’den beri ödediği vergileri göz önünde bulundurarak, arazilerin kadimden, yani başlangıcı bilinemeyecek kadar eski zamanlardan beri kilisenin malı olduğunu belirterek davayı reddetmiş. Buraya kadar hukuktan bahsettik, sıra siyasette: Yargıtay’a giden dava dosyasının içinden, nasıl olduysa manastırın vergi kayıtları kaybolmuş! Buna reğmen Yargıtay, yerel mahkemeden davanın reddine gerekçe gösterilen en önemli kanıt olan vergi kayıtlarını istememiş. Yargıtay kararı bozmuş ama yerel mahkeme direnmiş. Böylece dava Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’na gitmiş.

***

Kuruldan çıkan karar da, ne yazık ki kimse için şaşırtıcı değil. Gerekçeli kararda, 1600 yıllık manastır işgalci ilan edilmekle birlikte, bilirkişilerin kiliseye ait arazileri bilemeyecek kadar genç oldukları belirtiliyor. Acı acı güldüren bu karşılaştırma karşısında insan sormak istiyor; “5000 yıldır bu topraklarda yaşayan insanlara, asıl siz kaç yıllık varlığınızla burası senin değil diyebiliyorsunuz?”

İşte bu, eskiden 300 binden fazla Süryani’nin yaşadığı Turabdin’de bugün neden sadece 4 bin Süryani’nin kaldığını açıklayan zihniyet. Her aşamasıyla siyaset kokan bu davadan çıkan sonuç, bir yandan topraklarına dönmek isteyen bir yandan da tüm zorluklara rağmen yaşamaya çalışan o 4 bin Süryani’ye “gelme, git” demek. İnançları ve dillerini ayakta tuttukları Mor Gabriel’e gözü gibi bakan Süryaniler üzgün. Arazilerin Hazine’ye geçince satılabilir olacağını, bunun da manastırın ruhani kimliğine zarar vereceğini söylüyorlar. Sadece bağışlar ve sahip oldukları toprağı ekip biçerek ayakta kalıyor olmaları da, nasıl bir sıkıntıya sürüklenmek istendiklerinin kanıtı.

Dünyanın dört bir yanına yayılmış Süryaniler’e “dönüp evinize toprağınıza sahip çıkın” çağrısı yaparken, bu davayla derin bir umutsuzluğa kapılmışlar. Kırgınlar ve çok haklılar. Seslerini duyurmak için, bir arada ve barış içinde yaşamayı isteyen bizlerin desteğine ihtiyaçları var. Gidin, kapıları herkese açık. Göreceğiniz şey, insanı büyüleyen bir mimariden çok daha fazlası. Orada, hangi dine inanırsanız inanın, hangi dili konuşursanız konuşun; herkese bırakılmış büyük bir miras var. Bu hırsızlık, hepimizi utandırmalı.