Kadın özgürleşmeden özgürlük olmaz
MÜSLÜM GÜLHAN MÜSLÜM GÜLHAN

Varlığımızın lideri olan Homa Sapiensler sayesinde bu günlere kadar geldik.

İnsanlık türünü koruyup, varlığını sürdürmek için verilen mücadele sürecinde, kişilere düşen görevler ortaya çıktı ve bu görevler yaşamın varlığını korumak üzerine kurgulanmıştı.

En önemlisi, beslenecek ortam ve barınacak ortamın sağlanmasıydı. Diğer bir husus, varlığın devamını sağlayacak ve daha fazla sayıya ulaşarak yaşam kaygılarını paylaşacak kitleye ulaşmaktı.

Doğurganlık biyolojik olarak rahmi olan kadın cinsinin olmuştu. Çocuğun anne karnındaki dokuz aylık serüveni, kadın için kendini koruyacak bir ortamın teminine ihtiyaç duymaktaydı.

Erkeğin kadını hamile bırakma saldırganlığı ile kas gücüne dayalı avlanma ve barınma ihtiyacını sağlama fonksiyonları onu fiziksel olarak kadına göre farklı kılmıştı.

Ama bu bir ayrıcalık değildi. Çünkü yaşamın devamı için cinsiyet özelliklerine göre avantajlarını kullanmaktaydılar.

Erkeklerin ve kadınların rolleri bu biyolojik farklılıklara göre belirlenmişti. Fakat bu zaruri görev ve iş bölümü, ‘erkeklik’ ve ‘kadınlık’ kavramlarının ortaya çıkmasına neden olmuştu. Bu durumun günümüze kadar gelmesi biyolojik ayrılıklardan çok, mitler ve hayal gücünün kodlanmasıyla olmuştur.

Bu mitlerin tarihsel süreç içerisindeki mesaisi, maalesef kadın için dezavantajlı bir durumun oluşmasına neden olmuştur.
İnsanın yerleşik düzene geçmesiyle beraber, inançlar da yerleşik düzene geçmiştir. Mitler ve inançlardaki kudret, feodal yönetim anlayışının tamamen erkek formatında şekil olmasını sağlamıştır.

Cinsler arasındaki toplumsal eşitsizliğin yerleşik düzene geçmesi ve hayat bulması bu sayede oluştu. Ve kadının mücadelesi de bu dönemden sonra başladı ve hâlâ da devam ediyor.

İnançların ve yönetim anlayışlarının yöresel farklılıklar göstermesiyle beraber, ortaya çıkan kültürel farklılıklar, kadının rollerinde çok büyük değişkenliklere neden olmakla beraber, kadının verdiği mücadelesinin karşılık bulmasında da ayrıcalıklara neden olmuştur.

Erkeğin iktidar hırsı, mağaradaki işbirliğinden, yataktaki iktidar olma hırsı ile kadını araçsallaştırarak, diğer rakipleri ile maço mücadele ortamını yaratarak, kendi egoları üzerine mücadelede avantaj yaratmıştır.

Savaşlar, vahşet ve şiddet bu ortamda bu sayede kimlik bulmuştur.

Kadının şeytanlaştırılarak günah keçisi haline getirilmesi, erkek egemen anlayışın pekiştirilmesi için izlenen bir stratejiydi.

Kadının doğurganlığının kudreti karşısında hiçbir şey sunamayan erkek egemen yapı, ancak onu günah keçisi haline getirerek algı manipülasyonu sayesinde iktidarını pekiştirmektedir.

Yaşamın içinden çıkartılmaya çalışılan ‘kadın’, sahip olduğu tüm naifliği ancak kendi etrafında kullanma olanağını bulmuştur.

Erkeğe sadece savaş alanları ve vahşet kalmıştır.

Her erkek egemen iktidar ve inanç yapısı içinde, kadın ölümleri farklılık gösterir. Tek ortak yan ise kadının özgürlüğünün kabullenilmemesidir.

Kadının toplumsal cinsiyet eşitsizliğine karşı verdiği mücadele ile toplumdaki üretim sürecinin içerisinde yer bulması, erkeğin kendisiyle ve kadınla yüzleşmesine neden olmuştur.

Gerçek olan ise kadın özgürleştikçe erkeğin özgürleşmesidir ve toplumsal eşitlik ancak bu sayede oluşur. Bunu kabullenmek erkeğe verilen roller ve iktidar hırsı nedeniyle eninde sonunda zaaflarını açığa çıkarmaktadır.

Tarihte, modern olimpiyatların kurucusu sayılan ve büyük saygınlık kazanmış, hatta ders kitaplarına giren Baron De Coubertin, erkek egemen yapı söz konusu olduğunda aldığı tavır ibretliktir. Dünya sporunun gelişmesinde ve yaygınlaşmasında önemli bir yeri olan Coubertin konuşmalarında: “Kadınların rolü, erkeklerin galibiyetini takdir etmektir” diyerek, modern olimpiyatların kurucusu bu zat kadının olimpiyatlara katılmasını kabullenememiştir.

Kadınların olimpiyatlara kabulünde bir ‘lütuf’muş gibi davranılarak süreç işletilmeye çalışılmıştır. Bugün gelinen noktada bile, ayırımcılık kodları sürecin içinde saklı tutulmaktadır. Kadınların narin yapıları çerçevesinde branşlar önerilerek yönlendirme yapılmaktadır. Narin ve estetik spor olmalı beklentisi, sporun özgür ve bağımsız içeriğinin, kadına gelince nasıl değiştiğinin ispatıdır. Çoğunluk bilincinde yatan, kadının erkeklere has davranış kodları olan branşlarda varlığının garipsenmesidir.
Her değişim ve devrim kadının eşit şekilde mücadelesiyle başarılmıştır. Yaşam kadınlara erkekler tarafından sunulan armağan değildir.
Yaşam; kadınlar tarafından erkeklere sunulan sevgidir, aşktır.