Kadın politikacıdan 'öpüşerek selamlaşmaya' karşı kampanya: Picard-Wolff sadece selamlaşmak istiyor
MUSTAFA K. ERDEMOL MUSTAFA K. ERDEMOL
“İnsani temasın” cinsellikten arındırılmış hali olmaktan çok uzaklaştı “öpüşerek selamlaşma”. Özellikle bir kadın söz konusu olduğunda bu artık en hafifiyle “pasif taciz” tanımına girebiliyor

Fransa’da bir kasabanın Aude Picard-Wolff adlı kadın belediye başkanının, selamlaşma sırasında kadınların karşıdaki kişiyi öpmesi geleneğinin sonlandırması konusundaki kampanyası nasıl sonuçlandı doğrusu takip edemedik. Oysa Fransa’da bir hayli tartışmaya yol açmış bir öneriydi Picard-Wolff’un yaptığı.

Aude Picard-Wolff, Fransa’nın Grenoble bölgesindeki belediye başkanlarına elektronik posta ile mesaj yollayarak bu tür selam öpücüklerinden kaçınılması gerektiğini söylemişti. Gerekçesi de “öpücüklü selamlaşmanın” kadınlara karşı küçük de olsa bir ayrımcılık anlamına geldiğini düşünmesi. Bu yüzden, öpücük yerine el sıkışmayı öneriyor.

Haklılık payı var. Sonuçta bir kadın ya da erkek, kendisi için “özel” olmayan kişileri neden öpmek zorunda kalsın? Dolayısıyla Picard-Wolff’un isteği son derece yerinde. Önerisine kim karşı çıkmış olabilir, neden bu konuda bir tartışma çıkmış olsun, şaşırıyor insan.

Fransa da diğer Batı toplumları gibi Hıristiyan değerlerinden beslenen bir toplum olarak, “dokunmayı” bile neredeyse günah sayardı bir zamanlar. Selamlama çerçevesinde bile olsa “öpüşme”yi kabul edecek noktaya gelmek için ne mesafeler kat etti şu Batı. Richard Sennet, Ten ve Taş’ta tarihçi Sander Gilman’dan şu alıntıyı yapar: “Adem’e dokunan Havva’dan, Batşeba’nın baştan çıkartılmasına ya da İsa’nın Magdalalı Meryem’i arıtan dokunuşuna kadar, dokunma imgesi İncil’deki bütün cinsellik temsillerine damgasını vurmuştur.” “Dokunma” tek başına cinsellik demek yani, düşünün.

Fransa’daki tartışma nasıl sonlanır, göreceğiz. Ama şu “öpüşme” nedir gerçekte? Bizim cinsellik konusundaki uzman(!) “ilahiyatçımız” Ali Rıza Demircan’a sorarsanız, “öpüşmek” herhalde çok ilahi bir şey olmalı.

Biliyorsunuz muhterem “sevişmeyi” bir tür “ibadet” gördüğünü açıklamıştı. (12 Ocak 2013, CNN Türk, Pelin Çift’in sunduğu Öteki Gündem programı).

Itırlı Bahçe, bilindiği gibi 15’inci yüzyılda Tunuslu Şeyh Muhammed El Nefzavi tarafından yazılmış bir cinsellik kitabı. Bu kitapta “ağzın, yanakların, boynun öpülmesi ve de taze dudakların emilmesi Allah’ın nimetleridir” denir. Yani Doğu’da mesele dini açıdan da pek bir “serbest” ele alınmış. Zaten, tutucu dönemi geride bıraktıktan sonra “öpüşmeyi biz icat ettik” diye ortaya çıkan Fransızların bu konuda doğru söylemediğini araştırmalar çürüttü. Öpüşme ne Batılı ne de modern bir buluş. Yüzyıllar öncesinde özellikle Doğu toplumlarında bugünkülerini aratmayacak derecede türevleri vardı “öpüşmenin”. Hatta bir ara İngilizler Fransızları geçmişler bile öpüşme konusunda. Büyük Erasmus bir arkadaşına yazdığı mektupta “İngiltere’ye gel. Herkes seni karşılarken de yolcu ederken de öpüyor. Çok güzel” der. 1992’deki bir araştırmaya göre de 168 farklı kültürde rastlanan bir olgudur öpüşmek. Yani Fransızlar bu alanda iddialarını çoktan yitirdiler.

Yahudilik ile İslamiyet, cinsellik konusunda daha serbestler, Hıristiyanlık’ta ise cinsellik de kadın da lanetlenmiştir. Ama yine de Aude Picard-Wolff herhalde Hıristiyanlık’ın da kabul edeceği bir selamlaşma öpüşmesi olduğunu biliyordur. Hıristiyanlık’ta Pax, yani Barış öpüşmesi denen bir öpüşme türü vardır. Bazı ayinlerde dudak dudağa da öpüşülürdü, bazen de yanaklar hafifçe birbirine değdirilirdi.

Her zaman cinsel anlam yüklü değil tabii bu selamlaşma öpüşmeleri. Örneğin Persler birbirlerini öperek selamlaşırlardı. Sadece konumları eşit olanlar dudaktan öpüşürlerdi ki, bugün bile kimi toplumlarda selamlaşma amacıyla erkeklerin dudaklarından öpüştükleri bilinir. Eski Yunan’da yüksek sınıftan olanların elini, dizi ya da göğsünü öperlerdi. Bizdeki el etek öpme gibi bir şey yani.


“İnsani temasın” cinsellikten arındırılmış hali olmaktan elbette çok uzaklaştı “öpüşerek selamlaşma”. Özellikle bir kadın söz konusu olduğunda bu artık en hafifiyle “pasif taciz” tanımına girebiliyor. Aude Picard-Wolff “her gün işe gelirken 73 erkeği öperek selamlaşmak zorunda değilim” derken içinde bulunduğu zorluğun anlaşılmasını istiyor.
Dünyanın en önemli sorunu değilmiş gibi görünebilir ama eğer kadın politikacının bu önerisi kabul edilirse belki de Fransa’da aynı sorunla karşı karşıya kalan çok sayıda kadın politikacı için de iyi bir gelişme olacak bu. “Öpmeyi versin ne var?” denebilir ama unutmayalım ki bulundukları göreve seçimle gelen insanlar politikacılar. Aude Picard-Wolff da öyle. “Öpüşerek selamlaşma”yı istememesini “tek bir kişiye” yönelik bir tutum olmadığını, bunun “ilkesel bir tavır” olduğunu anlatmak zorunda Aude Picard-Wolff. Bu nedenle “selamlayarak öpüşmeyi” bir “mesele” yaparak kampanyaya dönüştürdü.