‘Kadın prodüktörlerin çağı başladı’
02.07.2018 17:30 KÜLTÜR SANAT
Bağımsız olarak piyasaya sürdüğü 4 parçalık “To Love” EP’si sonrasında SIRMA, ilk Türkçe şarkısı "Belki Bir Gün"ü 29 Haziran'da tüm dijital platformlarda müzikseverlerle paylaştı

BURAK ABATAY - @abatayburak

Müzik hayatını ABD’de sürdüren ve Berklee College of Music mezunu genç müzisyen SIRMA, "Belki Bir Gün” şarkısını dinleyicileriyle buluşturdu. Vokalist, şarkı ve söz yazarı, prodüktör ve aranjör kimliğiyle bağımsız olarak çalışan SIRMA ile müziğini konuştuk.

•Üstün yetenek vizesi, Berklee College of Music’te eğitim… Nasıl başladınız müziğe? Nasıl oldu tüm bunlar?

Üstün yetenek vizesiyle Berklee’ye gitmedim. Berklee’de okumak için öğrenci vizesi gerekiyor zaten, başka türlü bir vizeyle Amerika’nın hiçbir okulunda eğitim almak mümkün olmuyor… Üstün yetenek vizesine, Amerika’da müzik endüstrisinde çalışabilmek başvurdum Berklee’den mezun olduktan sonra. Yaklaşık 9 yıldır Amerika’da yaşıyorum. Robert Kolej’den mezun olduktan hemen sonra Berklee’de eğitim almak üzere Boston’a taşındım. Berklee’den mezun olur olmaz da, Berklee’den birçok arkadaşımın yaptığı gibi ben de New York’a taşındım.

•Bağımsız çalışıyor olmanın avantajları ve dezavantajları var mı? Bir plak şirketinin sanatçıya olan katkısı nedir?

Avantajlarından en büyüğü, kendi kendimin patronu olmam. Yani benim projemi bir start-up gibi görebilirsiniz aslında… Şimdi bir de büyük bir şirketin o start-up’ı satın aldığını ya da bir şekilde bünyesine kattığını düşünün… İşte plak şirketleriyle anlaşmak da bir sanatçı için böyle bir şey. Yelpazeniz, bütçeniz genişliyor, fakat kontrol alanınız daralıyor. Ben bu yolun başındayım, şimdilik kendi kendimin menajerliğini yaparak yoluma devam edebiliyorum… Ama işler açıldıkça elbette bir ekip kurmam gerekecek kendime. Şartlar uygun olduğu takdirde plak şirketlerine de kapım açık aslında. İnsan önüne gelen her türlü fırsatı iyi düşünerek değerlendirmeli bence.

•Amerika’da müzik yapmak, orada tutunmaya çalışmak daha mı kolay Türkiye’den?

Fark edilmek çok daha zor Amerika’da. Dünyanın dört bir yanından gelip New York’a yerleşmiş binlerce yetenekli müzisyen var. Ama ben bu ortamın havasını solumaktan memnunum zaten. Birlikte tökezliyor, birlikte yükseliyoruz. Ordaki müzisyen arkadaşlarımla bir nevi dert ortağıyız. Türkiye’de sanatçı tayfası genel olarak çok daha küçük. Hemen herkes bir şekilde ya tanıyor birbirini ya da ismini duyuyor çevreden… Bu, daha kolay fark edilmek açısından bir avantaj ama ulaşabileceğiniz sınırların darlığı açısından da bir dezavantaj. O yüzden ben bir ayağımın Amerika’da, bir ayağımın Türkiye’de olmasından memnunum. Her iki endüstrinin de karşıma çıkardığı fırsatları sonuna kadar değerlendirmeye çalışıyorum.

kadin-produktorlerin-cagi-basladi-482000-1.

•Türkiye’de, ABD’de yetişmiş bir müzisyen olarak tanınmak yeterince havalı bir şey mi? İtibar katıyor mu bu işlerinize?

Ben şarkı yazımı, aranje ve müzik prodüksiyonu üzerine eğitim veriyorum merkezi New York’ta olan bir müzik okulunda. Eminim Türkiye’de bu alanlarda iş baksam hem aldığım eğitimin, hem de ordaki iş tecrübelerimin bir artısı olur, özellikle de İngilizce eğitim veren kurumlarda… Aynı zamanda reklam dünyasında da aktifim, hem vokal yapıyorum Türkiye’deki reklamlara, hem de vokal prodüksiyonu… Özellikle İngilizce telaffuz gerektiren işlerde beni tercih ediyorlar. Böyle bir artısı da var. Ama solo projemin, benim şarkılarımın dinleyicileri neler düşünüyorlar bu konuda bilmiyorum… Herhalde donanımlı, altyapısı sağlam bir müzisyen olduğum için saygı duyuyorlardır.

•Bu biraz da Türkiye’deki müzik sektörünün özgüvensizliği ya da eksikliği olabilir mi?

Benim gözümde müzik kurallar ve şartlar içerisinde hapsolmuş bir kavram değil. Kendi kendinizi eğitirsiniz, ama çalışır, didinir, inanılmaz güzel şarkılar yazarsınız… Hele de internetin bu kadar yaygın olduğu bir çağda insanın kendi kendini geliştirmesi her alanda çok daha kolay. Yani sırf Türkiye’de ve Amerika’da en iyi okullarda okudum diye kimseye yukarıdan bakmıyorum ben. Öyle sektöre bakıp da kaliteli mi, eksiklik var mı diye de sorgulamıyorum… Bence herkes istediği gibi müzik yapmakta özgür olmalı. Gönlüne göre yazmalı, bestelemeli… Sanatın önü sonuna kadar açılmalı. Özgüven özgürlükten doğar.

•Alternatif pop ve elektronik olarak tanımlıyorsun müziğini. Nedir bunun çerçevesi?

Çok geniş. Ben de kendimi çok kısıtlamamak için bu şekilde tanımlıyorum müziğimi zaten. Hep birbirine benzeyen şarkılar üretmek bana göre değil… Ama elektronik alt yapılı parçalarım, prodüksiyonunu ben yapıyorum, ve şarkılarımın düzenlemesinde ses dizaynı, programlama teknikleri ön planda… Müzik yaparken vaktimin büyük çoğunluğunu bilgisayar başında geçiriyorum kısacası. Ama bestelerimin bir gitarla ya da piyanoyla, yani basit bir düzenekle çalıp söylenebilmesi de benim için önemli. Şarkı ve söz yazımında buna özen gösteriyorum. Alternatif pop olarak tanımlamamın sebebi de, biraz tarz olarak ana akım trend’lerini çok da kafaya takmamam… İçimden nasıl geliyorsa öyle yaratıyorum, ortaya çıkan şarkılara da ‘alternatif’ yorumu yapıyor dinleyenler… Ben de benimsedim bu tanımı.

•Müzik dünyasında şarkıcı, söz yazarı, prodüktör ve aranjör sıfatıyla yer alıyorsun. Björk’ün daha önce cinsiyet ayrımı üzerine açıklamaları olmuştu. Bu konu hakkında neler söylemek istersin?

Haksız değil. Özellikle kadın prodüktörlere hala şüpheyle yaklaşılıyor. ‘Kesin o yapmamıştır, teknolojiden anlamıyordur, kafası basmıyordur… Vardır arkasında bir adam!’ diye bakanlar oluyor hala, hem de dünyanın her yerinde… Ben de mesela New York’ta yaşadım bunu, ses mühendisi olarak çalışıyordum bir kayıt stüdyosunda, 8 kişilik ekipte tek kadın bendim ve hep bana iş verme konusunda bir güvensizlik vardı, üstelik çalışanlar arasında en eğitimli olan elemanlardan biri olmama rağmen! İlk işimdi New York’da ve inanılmaz cesaretim, kendime olan güvenim kırılmıştı o yıl. Bu yaklaşım ne yazık ki her yerde var, az ya da çok… Ama kendimi kanıtlamak konusunda hırslandırıyor beni, hem kendi yaşadıklarım, hem de diğer kadın müzisyen arkadaşlarımın yaşadıkları… Sinirlendikçe hırslanıyorum, hırslandıkça motive oluyorum, motive oldukça başarıyorum… Başarıyoruz! Kadın prodüktörlerin çağı başladı işte!

kadin-produktorlerin-cagi-basladi-482001-1.

•Teknoloji ve müziği nasıl ilişkilendiriyorsun?

Bilgisayar benim gözümde bir enstrüman. Hem de sınırları uçsuz bucaksız bir enstrüman. Tamamen keşfine bir ömür yetmez… Dünyada o kadar çok ses dizaynı üzerinde kendini geliştiren mühendis ve şirket var ki… Bilgisayarda müzik yapmanın heyecanı hiç eksik olmuyor bu yüzden. Teknoloji ilerledikçe, müzikte de yeni sesler duymaya devam edeceğiz.

•Daha önce İngilizce şarkılar yayınladın. Şimdi “Belki Bir Gün” ile ilk Türkçe şarkını paylaştın. Bundan sonraki yol haritan nasıl olacak?

Çoğunlukla İngilizce müzik yapmaya devam edeceğim ama arada Türkçe şarkılar da yayınlayacağım. Sırada önce “Belki Bir Gün”ün akustik versiyonu var… Gelmişken İstanbul’a, sadece piyano ve vokalden oluşan bir düzenlemesini yazıp kaydettim, hem çaldım, hem söyledim, daha önce stajyer olarak çalıştığım Babajim Stüdyo’sunda… Önümüzdeki hafta “Belki Bir Gün”e bir klip de çekeceğim Bodrum’da, o da yolda… Tüm bunların arkasından bir İngilizce single gelecek. Herhalde çıkışı sonbaharı bulur. İsmini de ilk buradan duyurmuş olayım: “Coming Undone”

•Var mıdır sırada bizleri bekleyen başka projelerin?

Henüz albüm projesi yok. Çünkü albüm yapmak demek, tanıtımına, mixing’ine, mastering’ine ciddi bir bütçe biriktirmek demek benim için, bağımsız çalıştığımdan dolayı… Bir plak şirketi olmadığı sürece arkamda, sanırım bir süre single’larla devam edeceğim yoluma. Belki bir ara yine bir EP çıkarabilirim önümüzdeki yıl.