Kadınların dayak yeme özgürlüğü...
MELİH PEKDEMİR MELİH PEKDEMİR
Başbakan önce Mısır’da laiklik konusunda bir nutuk verdi. Ardından...
Başbakan önce Mısır’da laiklik konusunda bir nutuk verdi. Ardından Tuna Kiremitçi “TV dizilerinde neden türbanlı kadınlar başrolde filan değil?” şeklinde bir soru attı ortaya. Bu iki konu tartışılırken devreye Bursa Müftülüğü de girdi.

Başbakan’ın laiklik üzerine söyledikleri ise hem şaşırtıcı hem değil. Çünkü bu nutuk tam anlamıyla bir politik marketing [pazarlama] gereğidir ve geçmişte pazarlamacılık yapmış bir “usta”dan bundan başkası da beklenmezdi. Olayı “ını nı nıııın” diye tartışmak yerine çıplak gerçeği görmek yeterli.

Bir yanda İsrail’e “vururken” öbür yandan da ayarı tutturmak lazımdı. Ortadoğu ve Kuzey Afrika’da esen “Arap baharı” rüzgârının Batı emperyalizmine dönük fırtınaya dönüşmemesi için, siyasi İslam’a karşı kırmızıçizgiler de çizilmeliydi. Çünkü Arap sokaklarında güçlü bir laiklik rüzgârı filan yerine tam tersi bir rüzgâr esiyor. Çubuğu tersine bükme işi de elbette Obama’ya değil Erdoğan’a düşüyor. Ilımlı İslam kavramının cılkı çıktığından, şimdi pekâlâ  “ılımlı laiklik” sayesinde bu işin üstesinden gelinebilir. Yeter ki neo-Osmanlıcılık misyonuna halel gelmesin.

Öte yandan Erdoğan’ın laiklik kavramının tanımını değiştirerek yaptığı, kelimenin tam anlamıyla bir takiyye var ki, evlere şenlik. AKP’nin öncelikli hedefi “laik devlet”ten daha çok “seküler toplum”dur. Yani bir yanıyla kitle mobilizasyonunu aktif tutabilmek için toplumun önce tamamen muhafazakârlaşması ve böylece daha fazla dindarlaşması lazım... Açıkçası, toplumun yüzde 50’sinin “rızasını” almakla yetinmeyip geri kalan yüzde 50’nin “arıza” çıkarmasını önleyecek şekilde sindirilmesi şart. Yoksa, devlet dediğin kurum, bir iki anayasa değişikliğiyle zaten hale yola getirilir. İşte bu yüzden Başbakan ikide bir “kişiler laik olmaz devlet laik olur” diyor. Yani mesela? Şimdi bir de devlette demokrasi olsun yeter, Başbakan’ın demokrat olması şart değilmiş mi diyeceğiz?

Ayrıca TV dizilerinde öpüşen, sevişen, kocasına ihanet eden türbanlı kadınların olmayışının sebebi toplumun muhafazakârlaşmasındaki strateji ve taktikler bağlamında aranabilir. Mesela TV dizilerinde yok ama gazetelerin üçüncü sayfa haberlerinde gözü bantlı birçok türbanlı kadın var. Çünkü bu ülkede kadınların yüzde 65’inin başı örtülü de ve onlar da pekâlâ bu tür olaylara karışıyorlar. Ama türbanlı bir kadına toplumsal aktör olarak böyle rol biçmek şu iktidar koşullarında hiçbir TV senaristinin harcı değil elbette... Yani türbanlı kadınlara, sırf türbanlı olduklarından, “kötü kadın” rolü zinhar biçilemiyor. (Kaldı ki Mehmet Tezkan’ın da işaret ettiği gibi türbanın kadınları özgürleştirmesinin bir masal olduğu en azından Müslüman kesimlerin cirit attığı iş hayatında ispatlanıyor. Buralarda hiçbir kademede türbanlı yönetici kadının öne çıkamadığı kesin bir olgu. Çünkü kadının “işi” evinde oturmak.)

Ama işin asıl encamı Başbakan’ın laiklik nutkundan, TV dizilerinde türbanlı kadın tartışmasından sonra Bursa Müftülüğü’nün kadın ve dayakla ilgili açıklamasıyla gözler önüne serilmiş oldu. Yurdun dört bir yanındaki hanelerde kadınların sopadan geçirildiği, kadın cinayetlerinin tarihin en yoğun olarak yaşandığı bir dönemde, ne beklerdiniz? “Yahu yazıktır günahtır, kadınlara eziyet etmeyin” gibi sözler mi? Yok daha neler...

Bursa Müftülüğü internet sitesinde aynen şöyle deniliyor: “Bir insanın her zaman neşeli, mutlu olması hoş olurdu. Ama, bu mümkün değildir. Eşinizin sinirli olmasının nedeni sizinle hiç ilgili olmayabilir. Ona saldırı hakkı tanımak gibi güzel bir armağan verirseniz fırtınaya fırsat vermezsiniz. Fırtınalara fırsat verin. ‘Bu adam beni deli etti’ diyorsanız, bırakın fırtına essin, arkasından sağanak yağış gelsin, sonradan çiçekler açacaktır.”

Yani? Ey kadınlar, dayak yeme özgürlüğünüzü kullanın. Sadece varlığınız değil, yediğiniz dayak da kocanıza bir armağan olsun! Kocanızın her yumruğunda yüzünüzde güller açsın!

Ve fakat kadınların yüzde 65’i türbandan yana ve yine kadınların yüzde 60’tan fazlası AKP’ye oy ve müftülük fetvasına kulak veriyor. Kadınlar bu coğrafyada ancak böyle mi “özgürleşiyor”? Yoksa bu coğrafyada özellikle kadınlar için insan hakları, sadece “kul hakları” mı?

Biliyorum, bu konuda en son söz ve asıl cevap hakkı elbette rıza gösteren değil, arıza çıkaran kadınlarındır.

Ancak şunu söylemeden de edemeyeceğim: Cici beyler, cici hanımlar, yani cici liberaller. Özgürlükçüyüz filan diyorsunuz ama kesinlikle özgürlükçü değilsiniz. Üstelik Bursa Müftülüğü’nün fetvasına bile sessiz kaldığınız sürece şu sözü de hep işiteceksiniz:

Özgürlükçü değilsiniz üstelik düpedüz salaksınız!