Kadrajın içinde kaybolmak
ALKAN AVCIOĞLU ALKAN AVCIOĞLU

Haftaya başlayacak 35. İstanbul Film Festivali'nin en dikkate değer bölümü, ölümünün 30. yıldönümündeki usta yönetmen Otto Preminger seçkisi. Avusturya kökenli Amerikalı yönetmen Preminger sinema tarihinde iz bırakmış, öncü yönetmenlerden biri ve hiç kuşku yok ki Bir Yönetmenin Anatomisi adı altında gösterilecek 10 filmi sinemaseverler için kaçırılmaması gereken bir fırsat. 'Kanlı Gölge'den (Laura) 'Bir Cinayetin Anatomisi'ne (Anatomy of a Murder) kadar uzanan bu 10 filmlik seçki arasında bir film var ki ona özellikle dikkat çekmek istiyoruz. Preminger'in filmografisinde kötü eleştiriler almış ve yönetmen tarafından bile hor görülen 1965 tarihli 'Küçük Kız Kayboldu' (Bunny Lake is Missing). Preminger'in Londra'da çektiği, bilmecelerle dolu psikolojik gerilim filmi 'Küçük Kız Kayboldu', sinemada yönetmenliğe özel bir önem atfeden sinemaseverler tarafından ıskalanmamalı.
"Önemli olan kadraj değil içine ne koyduğunuzdur" der Otto Preminger. Oyuncuları aşağılamasıyla ve her fırsatta yönetmenlik sanatının önemine dikkat çekmesiyle bilinen yönetmen, mizansene olan hakimiyetiyle tanınıyordu. Eleştirmenlerin -özellikle de ilk çıktığı dönem- pek sevmediği, yönetmenin kendisinin de filmden "küçük" ve "başarısız" diye bahsettiği 'Küçük Kız Kayboldu', aslında Preminger'in yönetmenlik tarzının en has örneklerini içeren bir film.

kadrajin-icinde-kaybolmak-125147-1.

4 yaşındaki kızı Bunny Lake ile Amerika'dan Londra'ya gelen bir annenin etrafına kurulan filmin hikayesi, Bunny Lake'in kaybolmasının ardından polisin böyle bir kızın hiç var olmadığından şüphelenmesini ve ardından gelişen olayları anlatır. Sığ bir senaryoya sahip olmakla eleştirilen filmde Preminger kadrajın içine muammalarla dolu bir evren koyar. Marryam Modell'in Evelyn Piper lakabı altında yazdığı 1957 tarihli aynı adlı romandan uyarlanan filmde, Preminger'in yaptığı ilk devrim, hikayeyi Londra'ya taşıması ve adeta başkarakterler kadar önem vermesidir. Preminger, kızı arayan iki başkarakterin tamamen kendilerine yabancı bir çevrede olmalarının, gerilimi daha iyi kuracağını söyler. Hem bu tercihin hem de Londra'daki çekim mekanlarının filmin atmosferine olumlu yönde katkıda bulunduğu tartışılmaz.

Bir yönetmenlik gösterisi
'Günaydın Hüzün' (Bonjour Tristesse) ile beraber Otto Preminger'in geleneksel anlatı sinemasından en fazla ayrıldığı film diyebiliriz 'Küçük Kız Kayboldu' için. Avangart kamera açıları, detaylı mizansenleri, Ernst Lubitsch'i aratmayan ışık çalışması, uzun plan sekansları, sahnede gezinmeyi seven kamerası ve kurguya mümkün olmadıkça başvurmayan tarzıyla Otto Preminger'in sinemada düşkün olduğu her şeyin kusursuz bir özeti gibidir. Filmin 'ortalama plan uzunluğu' 21 saniyedir. Günümüzün ultra hızlı standartları bir yana, 1960'lar için bile çok yüksek bir uzunluktur bu. Bu rakam bile başlı başına kurguyu ne kadar minimal derecede kullanmaya çalıştığını gösterir Preminger'in. Nitekim yönetmenin asıl meramı hikayedeki sırların mekanlarla iç içe geçtiği bir muamma oluşturmaktır ve hızlı kurgu hikayenin atmosferine zarar vermektedir.

Filmin en meşhur sahnesi Londra'da bir pub'ta geçen sahnesidir. Televizyona The Zombies grubu çıktığı an, kamera karakterlerini unuturcasına bırakıp TV ekranına doğru yönelir. Filmin hikâyesinde makul bir yeri olmayan bu sahne aslında Preminger'in filmin başından sonuna kurduğu -ve bunu genellikle görsel olarak elde etmeye çalıştığı- muammalarla dolu gerilim atmosferiyle uyumludur. Kamera ve izleyicinin gözü sürekli arayıştadır; ancak bu göz, çoğu kez sonradan edinilen yeni bir bilgiyle önemsiz hale gelen detaylarla boşa kürek çeker. İzleyici, nihayetinde kadrajın içindeki evrende kaybolur.
Film, kâğıt üzerinde göründüğünden çok daha fazlasını vaat edebilmesinin sırrını, neredeyse tamamen yönetmenlik tercihlerine borçlu. Yönetmenin imzasını her karede hissettiğiniz, bir 'yönetmen filmi' olarak anılması gereken bir klasik 'Küçük Kız Kayboldu'. Tam da bu yüzden, ustanın görsel yetkinliğine tanık olmak için perdede görülmesi gereken filmlerden biri. Tüm bunlara ek olarak, filmin efsanevi tasarımcı Saul Bass imzalı açılış ve kapanış jeneriklerini perdede izleme fırsatını da kaçırmamak gerek.