Kaf Dağı'nın ardı
SABRİ KUŞKONMAZ SABRİ KUŞKONMAZ

Kaf Dağı bir yok ülkeyi ve gerçek olmayan bir coğrafyayı ifade eder. Anlam katmanları içinde belki bir ütopya ve karşı ütopya da yer bulabilir. Bir yanıyla da umudu çağrıştırır. Orada Simurg vardır örneğin.

Toplumların beslendiği bir bellek deposudur. Kaf Dağı, dünyada pek çok toplumun kültüründe ve mitolojisinde yer almaktadır.

Bu uzak mekân bir yanıyla bir mesafe demektir. İstenmeyen olayların, anlatıların atıldığı, uzak tutulmak için sürgüne gönderildiği bir geniş depo/mekân. Öyle bir depo ki, istenildiği zaman dilsel araçlarla oraya ulaşılır ve istenenler alınıp, kullanılır. Bir yandan, oluşturulan anlamsal coğrafi mesafe, oraya bırakılan kötülerden, kötülüklerden bizi korur. Bizim adımıza ve bizim için koruma kararını veren ise hegemonik iradedir.

Batı dünyası modern zamanların başlangıcında Yunan mitolojisini, kendi kültürel geçmişinin zemini olarak inşa etmiştir. Kültürel bir “veri tabanı” olarak yararlanmıştır mitlerden. Çünkü şimdiki zamanın gerisindeki toplumsal, dilsel, kültürel tabakalanma ne denli çeşitli ve derinse, şimdinin “modern” zenginliği de o denli kendine güvenli ve üstün profilli olacaktır. Arkeolojik verilerin yerinden alınıp götürülerek, kendi müzelerinde hâlâ büyük bir meşruiyetle sergilenmesinin ardındaki psikolojik dayanaklardan biri de burada yatmaktadır.

Yunan kültürü ve bu kültür içindeki Yunan mitolojisine, kurucu ideoloji olarak, Batı dünyası bütünüyle sahiplenirken, ortaya bazı görünmez sınırlar da çizilir. Şimdiki zamanda Kaf Dağı’nın ardı, Batı sınırları dışındadır. Kültürel ve siyasal pragmatizm koşulları içinde bu sonuç ortaya çıkar.

Tüm kötü yaratıklar, masallardaki öcüler, zebaniler o dağın ardına atılırken, bir de bakıyoruz ki, o dağ ile bizim toplumsal zeminimiz arasında bir mesafe yok! Sözgelimi dünya tarihinde Hitler faşizmi çok uzak bir zamanda yaşanmamıştır. Evrenin uzun tarihinde Hitler faşizmi üzerinden daha yüz yıl bile geçmemişken, Batı’nın çok boyutlu kültür makinesi faşizmi Kaf Dağı’nın ardına yollamıştır. Oysa Hitler gökten zembille inmedi. Sistemin bir ürünüdür. O büyük “kötülük” dağın arkasına gönderilmelidir. Bunun için çekilen sayısız filmi izleriz. Sayısız romanı, öyküyü okuruz. Hepsinde kötünün kötüsü Naziler vardı. Böylelikle hem bir vicdan temizliği yapılır, hem de işte o mesafe oluşturulur. Ama bizim hâlâ bir faşizmimiz vardır.

Dünyanın egemen sistemi, sadece faşizmi değil, kirli sanayisini da Kaf Dağı’nın ardına yollamıştır. Yani geri bıraktırılmış ülkelere. Kendisi bu kir ile değil, üretilen mal ile malzeme ile ilgilenir. Enerji politikaları da bu proje içindedir.

Biz, şimdi masallardaki değil, gerçekliğin Kaf Dağı’nın ardındayız. Tepemizde büyük bir kötülük bulutu gibi duran muktedirler; dünyanın bütün masallarındaki bütün kötülüklerden daha fazla bir güçle kötülük siyaseti yapıyorlar. Açılan her kapı, yaşanan her gün, bu kötülüğün doğrudan ürünü olan ölümlere açılıyor. Burada yaşadığı varsayılan Simurg çoktan hayallerimizin sınırları dışına uçmuş…Kaf Dağı’nın ardına hoş geldik!

Haftaya dize; “bildiğimden fazlasını unuttum” (Enver Topaloğlu, Aşk Kayıtları, Yitikülke)