Kafka’yı da Kropotkin’i de unutma!
RAHMİ ÖĞDÜL RAHMİ ÖĞDÜL
“6-7 Eylül olaylarını unutma! Sivas Madımak’ı unutma! Roboski’yi unutma! Suruç’u unutma!” Biz bu yaraları unutarak inşa ediyoruz sahte benliklerimizi

Çok çabuk unutuyoruz. Alışverişe çıkmadan önce hazırladığımız listenin bir benzerini mi yanımızda taşısak? Tüm olup bitenleri, başımıza gelenleri yazacağımız ve hep göz önünde tutacağımız. Ya da en iyisi, Akıl Defteri (Memento) filminin belleğini yitirmiş kahramanı gibi bedenimize yazmalıyız her şeyi, özellikle de yüzümüze; her narsistik selfie çekiminde iktidarın bedende, toplumsal bedende açtığı derin yaraları bize hatırlatsın diye: “6-7 Eylül olaylarını unutma! Sivas Madımak’ı unutma! Roboski’yi unutma! Suruç’u unutma!” Biz bu yaraları unutarak inşa ediyoruz sahte benliklerimizi.

Yüzleşmeden, iktidarla hesaplaşmadan makyajla kapatıyoruz derin yaralarımızı. Ve sonra hiçbir şey olmamış gibi sabun köpüğü (soap opera) rollerimizi sürdürüyoruz.

Her şey yolunda mı?
Biz unutuyoruz ama iktidar unutmuyor ya da unutturmuyor. Her şeyin yoluna girdiğini düşündüğümüzde, dostlukların, barışın filizlendiği, yaşamın daha keyifli hale geldiğini sandığımız anda o tanıdık senaryoyu tekrar devreye sokuyor ve biz de bize biçilen rolleri oynamaktan geri kalmıyoruz. Sonra bir dejavu hissi kaplıyor içimizi; biz bu oyunu daha önce oynamıştık sanki. Matrix filminde Neo aynı kara kediyi aynı şekilde hareket ederken ikinci kez gördüğünde “Dejavu” der; Matrix’in kodundaki bir değişimi yansıtıyordu dejavu; değiştiğimizi sandığımız an iktidar değiştiriveriyor kodu ve hep aynı kara kedi geçiyor aramızdan.

Dejavulara sarılmak
İktidar dejavularla iş görüyor; daha doğrusu belleğini yitirmiş topluma yinelemelerle çeki düzen veriyor durmadan. Kafka’nın “Ceza Sömürgesi”ndeki bedenlere suçlarını yazan makinenin hareketindeki yinelemeler gibi. “Tırmık” denilen makine, yasaları ihlal edenlerin çıplak bedenlerine iğneleriyle suçlarını bir nakış gibi işler. Sadece suçlarımızı değil, bizleri ayrıştıran etnik, dinsel, cinsiyetçi kimliklerimizi de. Ve tabii ki makine hiyerarşiye boyun eğmemizi isteyecektir bizden: “Hangi emre karşı gelmişse hükümlü, gövdesine Tırmık ile yazılır. Sözgelimi, bu hükümlünün gövdesine ‘Büyüklerine saygı göster!’ diye yazılacak.”

Yüzümüzle yüzleşmek
kafka-yi-da-kropotkin-i-de-unutma-74632-1.Kafka da hatırlamak için not düşmüş günlüğüne: “Kropotkin’i Unutma!” (bkz Michael Löwy, “Franz Kafka, Versus). Makineyi devre dışı bırakmak için gerekli bir not. Hayatta kalmak için birbirlerini öldürmeye programlanmış hayvanları/makineleri gösteren kapitalist doğa belgesellerine inandıkça toplumu da sosyal Darvincilik şemasına göre birbirleriyle savaşan varlıklar olarak meşrulaştırıyoruz. Oysa Kropotkin gençliğinde Sibirya’ya yaptığı yolculuklar sırasında tam tersini gözlemlemişti; doğal yıkımların karşısında dayanışarak yaşamlarını sürdüren canlılar: “Hayvan yaşamının bol olarak bulunduğu bu yok denecek kadar az noktada bile, ısrarla aramama rağmen, pek çok (sosyal) Darvincinin, yaşam mücadelesinin baskın özelliği ve evrimin ana faktörü olarak varsaydıkları, aynı türe ait hayvanlar arasında varoluş araçlarına yönelik keskin mücadeleye rastlamadım.” Sosyal Darvincilerin öldürmeye programlanmış makineleri gördüğü yerde, anarşist Kropotkin karşılıklı dayanışarak hayatlarını sürdüren canlıları görmüştü. İşte bu yüzden unutmamalıyız Kropotkin’i.

Boyun eğdirerek iş gören iktidarın makinesi, doğayı taklit ediyor ve korkunç yıkımlarla tehdit ediyor bizi. Tıpkı 19. yy’da Romantiklerinin doğa karşısında deneyimledikleri, boyun eğdirici yücelik duygusunu yaşatıyor bize. Ve tür içi, türler arası dostlukların, dayanışmanın filizlendiği anlarda bir yıkım makinesi olarak araya girerek doğal olanı, dayanışmacı yaşamı yeryüzünden siliyor. Aramızdan hep kara kedi geçiyor ve birbirimizin kurduna dönüşüyoruz. Ve her seferinde içimizde tuhaf bir dejavu hissi, “daha önce biz bu oyunu görmüştük” duygusu. İktidarın belleğimizin zayıflığından yararlanarak sahneye koyduğu bu yinelemeleri, makinenin bedenlerimizde açtığı derin yaraları hatırlamak için her aynaya baktığımızda ya da selfie çektirdiğimizde görebilelim diye yüzümüze not düşmeliyiz: “Unutma!”. Evet, yüzümüze, yüzleşmek için.