alpertasbeyoglu

Kâğıdın kesiği, fotoğrafın arabı…

“Renkleri tek tek alırsan hepsi tarikat.”
Cemal Süreya

Önce bir temas duyarsınız, hiç fark ettirmeyen, kuşkulu, anlık bir temas. Bunu giderek yayılan bir sıcaklık izler. Sonra acı. Gitgide artan bir acı…
İnsanın en çok canını yakanlar, hiç beklemedikleridir. Kâğıt kesikleri gibi.
Bu yumuşacık şeyin, en sert, en kuytu yerlerinize, nasıl olup da bu kadar işlediğine ve kanattığına şaşarak kıvranırsınız.
Aslımay’ın sanatı,  tam da kâğıt kesiğinin etkisine  ve yakıcılığına  sahiptir. Bu tek başına bir hüner sayılmaz kuşkusuz. Hüner; dünyanın en yumuşak nesnesiyle bu etkiyi yaratabilmektedir. İşte Aslımay’ın başardığı da tam olarak budur.
Dünyayı yorumlamak için aracı kıldığınız nesneler karakterinizi ele veriyorsa eğer, koca Akdeniz’i bir portakal kabuğuyla anlatmak tam da Aslımay’ın harcıdır.  Nesne yumuşak, etkisi ıtırlı,  ortaya çıkan tılsımlı…
Ben onu ilk tanıdığımda, sadece çok meraklı ve bir o kadar da güzel bir çift gözden ibaret bir  ilkokul kızıydı Aslımay.
Sözün gani olduğu bir coğrafyada, hayata sorular sorarak sözün hükmünü yere sermekle meşguldu.
ASLIMAY YENİ SORULAR ARMAĞAN EDİYOR
Aradan yıllar geçti, artık sorularını nesnelere yükleyip yolculadığı atölyesine ilkokul öğrencisi kızımla gittiğimizde kızımın nesne algısı değişmişti.
Bir kâğıtla yazıdan başka işler de yapılabileceği, bir kumaştan sanat da biçilebileceğini öğrenmiştik.
“Arkası Var” işlerini ilk işittiğimde bir “süreklilik”  metaforu üzerine Aslımayca dokunuşlar göreceğimizi düşünmüştüm önce. Yapılan işleri görünce bundan çok daha fazlasını buldum.
Bizi insan yapan “ikilik”lerimiz, ancak üzerine ışık düşünce ortaya çıkan kontrastlarımız ve tonlarımız üzerine, cevabı içinde barındıran yeni sorular armağan etmiş bize.
Bunu yaparken,  başımıza  kakılmamış bilge bir hikâye anlatıcılığını da iliştirmiş sanatına. Bu bağlamda sanatın “artakalan” olmadığını, tersine düşlerimize, hayatlarımıza esastan ve usulden dahil olduğunu fısıldamış kulaklarımıza.
Fotoğraf filmi gümüş nitratla kaplanır. Güneşi gördüğünde kararan bu elementin sayesinde ışığın çok parladığı yerler çok kararır. Halkımız buna “fotoğrafın arabı”  deyip çıkmıştır işin içinden. Aynı ‘arabın’ nasıl beyaza dönüştüğünü ve renklerin gerçek hayattaki karşılıklarını nasıl aldığını görerek teknolojik bir diyalektik algısı da kazanmıştır. Her gözükenin tersine dönüşebileceğine bir pay tanımışsa insanımız, bunu biraz da ‘fotoğrafın arabı’na borçludur.
“Arkası Var”da en kadim öykülerimizi, kesiklerle, lekelerle ve bir ‘fotoğrafın arabı’ diyalektiğinde anlatıyor Aslımay.
Biz onu nasıl anlatmalıyız?
Yazının başında Cemal Süreya ile başlamıştık. Sonunda da ondan el alabiliriz. Şimdilerde dünya deryasına dalan Aslımay’a en uygun söz onda çünkü…
“Dağ görgüsü kazanır Ağrı’yı bir kez görse de kişi
Marmara’dan yirmi yılda çıkaramayacağı gerçeği
Okyanusu beş dakika seyretmekle kavrar”

BİZİ TAKİP EDİN

359,930BeğenilerBeğen
55,851TakipçiTakip Et
1,086,886TakipçiTakip Et
7,847AbonelerAbone

BİRGÜN ÖZEL