Kağıttan imparatorlar
MÜSLÜM GÜLHAN MÜSLÜM GÜLHAN

Dünyadaki az gelişmişliğin sosyolojik sendromunu yaşayan tüm ülkelerde, yönetim mekanizması, toplumsal topraklamayı tolere edecek sahte argümanlara ihtiyaç duyar.

Bu argümanları kullanmak için de sembollere ihtiyaç duyulur. Bu sembollerin yaratılması, ancak elde avuçta ne varsa ile ortaya çıkartılır. Çünkü gerçekte öyle bir olgunun oluşmasını sağlayacak dinamiklerin hiçbiri, o yalanlar üzerine kurgulanmış toplumun içinde çıkması mümkün değildir.

Gerçek anlamda, toplumsal yaşamın ve gelişmişliğin tüm donanımlarını sağlayan toplumlar, bu tip sanal argümanlara ihtiyaç duymaz. Eleştirel bakış ve özgürlüklerin demokratik bir hak olarak kullanılması, bu tip oluşumların ortay çıkmasını engeller. Bu aynı zamanda ahlaki bir reflekstir.

Bu süreci oluşturamamış veya kaybetmiş toplumların, bu süreç içinde en çok kullandıkları argüman, özel donanımlara sahip olamayan, fakat öyleymişçesine pazarlanan sanal modellerdir.

Böyle büyük kayıplar içinde yaşayan toplumlar, yaratılan algı manipülasyonuyla bu tip insanlara ihtiyaç duyar.

Bu modellerdeki amaç, kurgulanan azınlık çıkarlarını koruyan sisteme adapte olmak ve bunun rantından yararlanmaktır. Yapılan iş ise amaç değil araçtır. Uzlaşma sağlandıktan sonra gerisinin gelmesi anlık süreçlerdi.

Donanım ve yetenek olarak nelere sahip olduğu belli olmayan bu modeller, sözdeki başarıların (!) doğa üstü liderlik özelliklerle elde edildiği izlemini yaratılarak, kişiye ilahi bir boyut takılır.

Mühim olan, sendrom içindeki topluma bunu satıp kabullendirilmesini sağlamaktır. Bunun için en önemli rant paydaşı olarak medya kullanılır ve ortaklık boyutunda bu sürece dahil olur. Toplumdaki duygusal tatminsizlik açığı bu kabullenmeyi kolay kabul eder ve tüm insanların gerçeklikle bağı kopartılır.

Bu süreçteki başarısızlıklarda ise, ki başarısızlıklar kaçınılmazdır, birtakım talihsizlikler ve şansızlıkların yakalarını bırakmadığı izlenimleri yaratılarak, toplum zaten duygusal açlığın yarattığı arsızlıktan dolayı buna hazırlanmış olduğundan, bir mağdur edebiyatı çerçevesinde olay kapatılır.

Bu mağduriyet ve kurgu, ne yapıp edip kendine imparatorlar yaratır!

Bunlardan biri de Fatih Terim!

Başarıda doğa üstü yeteneklere ve başarısızlıkta talihsizliğe sahip bir imparator.

Hiçbir donanım ihtiyacı duymayan bir imparator.

Bilgiyi ihtiyaç olarak hissetmeyen, kültürel yapıyı kendi donanımları üzerine oturtan ve “dünyada da bu böyle” diye, ikna-işbirliği süreci yaşatan bir imparator.

Yetersizlikleri onun sorunu olmayan bir imparator.

En önemli özellik de, imparatorluğa rağmen (!) hiç kimselerde olmayan liyakatlerin verilmesidir. Başlık olarak her şeyi kapsadığı zannedilen, fakat içerik olarak hiçbir şey ifade etmeyen liyakatler.

‘Türkiye Futbol Direktörü’ gibi, verilen liyakat.

Buda imparatorluğun alt başlığıdır.

İş buralara gelince, süreci artık çıkmazlardan dolayı egolar yürütür ki; egoları süsleyen özellik dayanaksız cesarette saklıdır.

Konuşmalardaki hâkir görüş… Davranışların abartılımı… Tatmin edilemeyen kompleksler… ‘Tek’ olduğu dürtüsü… Bu sözde kazanımlar (!), iç işleyişte çıkar kavgalarını içinde sakladığından, zaman zaman çatışmaların açığa çıkmasına neden olur.

Hiç umulmayan çatışmalar ve kavgaların yaşanması, her şeyin sanal kurgu üzerine oturtulmasından kaynaklanır.

Tek amaç olan çıkar ve bundan kaynaklanan kavgalar, seviye bakımından son derece cesaret dolu (!) ve stratejik olur.

Tüm bu toplumsal açmazların oluşumunu, toplumsal sendromun içeriğindeki kabullenme dürtüsü sağlar. Sorun gerçekle bağın koparılmasıdır.

İşte, Fatih Terim ve Arda Turan’ın girdiği kıyasıya çatışma. Ve Arda Turan’ın Yıldırım Demirören ile girdiği çatışma…

Milli Takım düzeyinde böyle bir kutuplaşmanın ve çatışmanın kabulü mümkün değildir. Her kim sorumluysa, bunun bedelini öder ve görevine son verilir ya da istifa eder. Aksi, bu dayanaksız cesaretin zaman içinde nereye varacağı belli olmaz ve dışsal etkiye geçerse ‘şiddet’ kaçınılmaz olur.

Fatih Terim’in kebapçıya yaptığı baskın ile Arda Turan’ın Yıldırım Demirören’in arkadaşıyla yumruklaşması buna en iyi örneklerdir.

Bir ülkede kurumsal özerklik kaybolduğu zaman, donanımsız elitlerin çıkarları yönetimde kabul görür.

Sistemin nimetlerinden yaratılan bu imparatorların tamamı kağıttan imparatorlardır.

Güçleri ise sadece bir rüzgâr gülü kadardır.

Unutmayalım, İmparatorlukların devamının sürmesi için yapılan her şey bir algı operasyonundan ibarettir.