Kahpe kaldı, şahan gitti
HAKAN DEMİR HAKAN DEMİR

Büyük hata yapıyorlar. Hatalarını fark ettikleri zaman her şey için çok geç olacak. Adeta dünyanın şah damarları kesilmişçesine oluk oluk kanları akacak. Nehirler dolusu kanları aktıkları zaman anlayacaklar.

Geçen Ekim ayında, seçimlerden hemen önce Sedat Peker AKP’ye destek için düzenlediği mitingde kullandığı bu ifadelerle gündeme oturmuştu.

Konumuz değil ama belirtmeden geçmeyeyim. Aklınızda bulunsun. Tehditle tahsilat yapmak, adam kaçırmak, zorla alıkoymak, adam öldürmeye azmettirmek, çıkar amaçlı örgüt kurmak, tehdit, işyeri kurşunlama, yaralama, hürriyeti tehdit, yağma, sahte kimlik gibi tescillenmiş suçlarınız varsa AKP’ye destek mitingiyle tamamından arınıp muteber bir kanaat önderi haline gelebiliyorsunuz. Geçtim.
Peker hakkında bu sözleri nedeniyle suç duyurusunda bulunanlardan biri Diyarbakır’da katledilen Tahir Elçi’ydi. Elçi, tüm hayatı bir insan hakları savunucusunun nasıl yaşaması gerektiğine örnek olacak şekilde geçmiş bir insan. Birileri ‘nehirler dolusu kan akıtmak ’tan bahsediyorsa tabii ki insan hakları savunucusu bir hukukçu olarak gereğini yapacaktı Elçi. Yaptı da.


kahpe-kaldi-sahan-gitti-92979-1.Aradan kısa süre geçti. Tahir Elçi, CNN Türk’te “PKK terör örgütü değildir” demesinin hemen ardından hedef tahtasına konmuştu. Bir yıl önceki çatışmasızlık ortamında söylemiş olsa gündem dahi olamayacak, normal karşılanacak bir söz yüzünden hayat kendisine zindan edilmeye çalışıldı. Çünkü devletin tepesine çökmüş çıkar şebekesi artık bir savaşa girmişti ve düşman radarına girmeniz için kendisi gibi bakmıyor olmanız yeterliydi. Ortama sosyolojik yaklaşamazdınız, evrensel hukuka uygun bakamazdınız, farklı düşünemezdiniz. Devlet monitörünü izleyip orada yazanları okuyanlar dışındaydı Elçi de. ‘Şeytanlaştırma’ kampanyası şarttı.

Ve Sedat Peker yine sahnede. Elçi’nin TV programındaki sözlerinin ardından sanki bir mafya başı değil de politik alanın, düşünsel ortamın bir figürüymüş gibi yine çıktı ortaya. Elçi hakkında suç duyurusunda bulunacağını açıkladı. Medyası, ordusu, bürokrasisiyle trilyon dolarlık mekanizmanın başlattığı ‘şeytanlaştırma’ kampanyasında mafyası neden eksik kalsındı…
Bu kesişmeyi neden anlattım? Değil karşılaştırma yapmak, aynı cümle içinde ikisinin adını birlikte kullanmak dahi utanç verici. Ancak hiçbir şey buradan gideceğimiz sonuç kadar utanç verici olamaz.
Sedat Peker ve Tahir Elçi.

Biri ‘oluk oluk kan akacak’ diyor ki, akıtmışlığı var.

Diğerinin son sözleri ‘Çatışmalar, savaş son bulsun” olarak biliniyor.

Biri canını sevenin iktidara kayıtsız şartsız biat etmesini istiyor.

Diğeri o mekanizmanın karşısında canı yanan, hakkı ihlal edilen masumların sesi olarak bir ömür geçiriyor.

Birine etrafındakiler ‘baba, reis, usta’ diyerek korkudan başını eğip bakıyor.

Diğerine cümle alem Barış Elçi’si diyor.

Ve biri Kültür Bakanlığı’nın ödül töreninden Türk Dünyası Hakanı diye şahsı için uydurulmuş bir unvan aldı. Diğeri kameralar önünde ensesine bir kurşun.

Ne denebilir? Yakınlarda yitirdiğimiz Gülten Akın’ın 40 yıl önce ODTÜ’de öldürülen Ertuğrul Karakaya için yazdığı ağıttan:

Töresi batası dünya
Kahpe kalır şahan gider.

Var olan ümitsizlik havasını perçinlemek için değil, başımıza çöken karanlığın ağırlığını, dağıtmanın ne kadar zorunlu olduğunu bir kez daha görelim diye yazdım.