Kampanya!
L. DOĞAN TILIÇ L. DOĞAN TILIÇ

Referandum kampanyası medya tarihine de geçecek, hiç kuşku yok!

Bir ülkenin geleceğini belirleyecek önemde olduğu herkes tarafından kabul edilen, Evet ve Hayır konusunda vatandaşların yarı yarıya bölündüğü, önemli bir kararsızlar grubu olduğu ve anketlerin sağlıklı kestirimler yapamadığının söylendiği bir durumda, medyanın işini yapması -gazetecilik yapılabilmesi- yaşamsal öneme sahip.

Kendisini muhafazakâr saysa da, şimdiki iktidarın da içinde yer aldığı “liberal”, hem de bayağı liberal, hatta neo-liberal anlayış medyayı demokrasinin olmazsa olmazlarından sayar! Bugünün dünyasında, bir demokrasinin var olabilmesi ve sürdürülebilmesi ancak ve ancak vatandaşları doğru bilgilendiren bir medyanın varlığı ile mümkündür! Doğru bilgilendirmenin olmazsa olmazı da tartışmalı konularda taraflara adil söz hakkı tanınmasıdır.

Demokrat iktidarlar, medyanın taraflara adil söz hakkı tanımasını, taraflardan birinin kendileri olması durumunda bile garanti altına alır.

Medyanın ve hukukun nalıncı keseri gibi hep bir tarafa yonttuğu bir düzen her şey olabilir ama demokrasi olamaz.

Herhangi bir göz, tarafsız olması da şart değil göz olsun yeter, bugüne kadar yürütülen kampanyada medyanın durumuna baksın... Kimi HAYIRcıların hiç konuşturulmadığı, konuşturulanların ancak EVETçilerin yüzde biri kadar konuşturulduğu, gazetecilik adına “soru soranların” bir tarafı (Evet) sürekli onaylayıp, çanak sorular sorduğu, hatta “röportajlar” içine konuşanı destekleyip karşı tarafa vuran sesler ve görüntüler yerleştirdiği bir medya manzarası görecektir.

İçinde bir parça gazetecilik duygusu taşıyan herkes için utanç verici bir durum bu. Vatandaşlık bilinci taşıyan herkes için de şiddetle reddedilmesi gereken bir durum.

Referandum kampanyasının medyada verilişine bakınca, bir köşede elleri ve gözleri bağlanmış bir boksör ile karşı köşede eline ayrıca silahlar da verilmiş bir boksörün ringde kapışmasını görüyorsunuz!

Gelin görün ki, bu memlekette medyanın bu haline alışıldı ve olağan sayılmaya başlandı.

O kadar olağan sayılmaya başlandı ki, bu manzaranın sorumluları manzarayı sınır ötesine de taşımaya başladı!

Geçen gün, Kıbrıs’ta; Kıbrıs, Kıbrıs Postası, Star Kıbrıs ve Hakikat gazeteleri “EVET KIBRIS KAZANACAK” manşetleri ile çıktı. EVET’i kırmızı, KIBRIS KAZANACAK’ı da siyah ve büyük puntolarla yazarak okurun gözüne sokmaya çalıştılar. Hepsinde de, her gazetenin onuru olan gazete isminin hemen altında. Manşet olarak!

Biz burada 8-10 gazetenin aynı manşetle çıkmasına alışmıştık. Ama o manşetlerin altına “haber”e benzetilmeye çalışılan bir şeyler yazılıyordu. Kıbrıs’ta iş bir adım öteye taşınıp, gazetelerin asla reklam almadıkları, baş sayfalarında isimlerinin yazıldığı yerin hemen altı reklama ayırıldı. Haber gibi reklam! Daha önce herhangi bir yerde benzeri olduysa ben bilmiyorum; ama bu referandumda manşetlerin satılmasına da tanık oldu gazeteci1ik Kıbrıs’ta!

Tamam, her şeyin pazara sunulup satıldığı bir dünyada yaşıyoruz ama yine de her şeyin satılmayacağını söyleyip duruyoruz. Gazetecilikte o her şeyden biri manşetlerdi. Ve bu kampanya manşetleri de satılabilir hale getirdi.

Bakalım bundan kim kazanacak? Kıbrıslılar da olağan karşılayıp alışacaklar mı?

Öyle görülmüyor!

Ada’nın değişik kesimlerinden o manşetler atıldığından beri tepkiler yükseliyor. O gazetelerde çalışan gazeteciler rahatsız.

Kıbrıslı gazetecilerin sendikası Basın-Sen; “Bağımsız olduğu iddia edilen ülkenin, bağımsız olduğunu iddia eden gazetelerinin bu duruma düşürülmesi, basın açısından utanılması gereken bir durumdur. Medya kuruluşlarına reklam verilerek referandum propagandası yapılması ayrı şey, gazetelerin kurumsal kimliklerini kullanarak yayın yaptırmak ayrı şeydir!” diyerek protesto ediyor. Ve bu dört gazeteye dönük boykot çağrıları yapılıyor.

Bu referandum kampanyası çok şeyin kirlendiği, kirletildiği bir kampanya olarak da tarihe geçecek.

Kirlenmeye de HAYIR demek gerek!