Kamyon Cumhuriyeti: Devrildi devriliyor
ERK ACARER ERK ACARER

Daha da ilerisini anlatıyor. Bir yol haritası. Kimse sesini çıkarmasın, çatlak ses duyulmasın, ‘tam mutabakatla’ milli, yerli bir çizgide ilerlensin diye temizlik tamamlanıyor. Tek millet, tek sesle, tek adama yürünecek. Bir asır önce yıkılan monarşilerin aksine Türkiye’de rejim ‘tahrif’ edilerek krallık kuruluyor.

•••

675 ve 676 sayılı KHK’ler dibin dibinin de göründüğünün müjdesi. ‘Tek adam’ olacak şanlı kişi, başkomutan ‘efendimi’ level atlayarak, ‘basın’, ‘üniversite’, ‘biat etmeyen personel’ görmek istemediğini ilan ediyor.
Tek tek ele almakta yarar var. Neden-sonuç ilişkisiyle yapılacak değerlendirme, Türkiye’nin yakın geleceği konusunda da fikir verebilir.

•••

676 sayılı KHK ile aralarında DİHA, JİNHA, Özgür Gündem, Azadiya Welat, Evrensel Kültür’ün de bulunduğu toplam 15 ajans, gazete ve derginin kapatılması iki yıldır kan revan içerisinde olan Bölge’den yetersiz bilgi alınması, olayların ‘tek taraflı’ analizinin derinleşmesi demek. Öte yandan basına yapılan bu ağır darbe savaşın daha da yükseleceğini anlatıyor. ‘Başkanlık ve savaş’ konsepti sanki ‘hiç denenmemiş’, ‘müthiş cinfikirli’ bir kurgu üzerine oturtuluyor. Önünde engel mi? ‘Terörist’ der geçersin! Cizre’de bodrumlarda yakılanlar, evleri yıkılıp sokakta bırakılan üstüne çadırları sökülenler, parasıyla puluyla interneti kesilenler külliyen terörist! Kim ne diyecek? 676 sayılı KHK’de yer alan madde, iktidar vekillerinin ‘darbeyi araştırma komisyonunda’ itiraf ettiklerinin ifşası: Çözüm Sri Lanka Modeli’nde! Yıkarak, öldürerek, yakarak, HDP vekillerini tutuklayıp parti kapatarak yürünecek ama bunları ‘bu haliyle’ yazabilen olmayacak! Bölünme derken, kopma yaşanacak!

•••

Yine 676 sayılı KHK’nin içeriğindeki maddeler başka bir darbeyi de anlatıyor. Adı, ‘özerk’ olup kör topal olsa da işlevini sürdürmeye çalışan üniversitelerin ölüm fermanları imzalanıyor. Bilimi, laik eğitimin kırıntılarını bulmak zorlaşıyor. Bin 267 öğretim görevlisinin kapı dışarı edildiği üniversiteye de rektörleri 3 kişi arasından ‘efendimis’ atayacak. Rektörün tepeden atanması; fişlemenin, öğrenciye eziyetin, okuldan uzaklaştırma ve atılmanın da çoğalacağı anlamını taşıyor. ‘Okumuşların’ değil ‘okunmuşların’ ağırlığı bir fetva kültürüne yolculuğun da göstergesi. Üniversitelerin, ‘efendimis’in iki dudağı arasında olması, ilgili başka kurum ve olayları da sarsıp etkileyecek. Bilirkişiyle, zeytin ağaçlarının ortasına termik santral dikilmesi, bilirkişiyle, madende kalanın, inşaattan düşüp ölenin ‘kusurlu’ sayılması kolaylaşacak!

•••

İki görüntü var. İkisi de 29 Ekim gününe ait. Biri, tören alanında rütbeli bir askerin diğer rütbeli bir asker tarafından aranması.
Diğeri dağda. Kimi sosyal paylaşım hesapları görüntüyü bilinçli olarak yayıyor. Operasyonda yakalananlar, savcılığa değil ölüme teslim ediliyor. İnfaz görüntüleri! Üst üste binen resimler; ‘güvensizlik’ ve ‘şiddet’in yanı sıra ve ‘başka bir hukuk anlayışı’nı ifade ediyor İki hikâye de 675 sayılı KHK ile yakından ilgili. Kamudaki atılmalar sürerken, söz konusu KHK bir kez daha emniyeti vurdu. 82 personelin rütbesi sökülürken, bin 82 polis de görevden alındı. Asker ve polis kadrosundaki boşalmaya bir çözüm bulunur ama! TSK’yi ÖSO ile destekleyen, emniyeti de biçimlendirir. Beterin beteri var yani. Güvensizlik ve şiddet resimlerinin bir yansıması olacak. Güvenlikteki boşluk cihatçı zihniyetle, cihatçıyla doldurulacak! Daha önce ilan edilen 667 ve 688 sayılı KHK’ler ile güvenlik güçlerine adeta dokunulmazlık getirilmiş, bu kapsamla emniyete idari ve mali soruşturma açılmasının önüne geçilmişti. Polisin “OHAL var istediğimizi yaparız” sözleri bu türden bir güveni ortaya çıkardı. Şimdi emniyetteki boşluğun ‘nasıl doldurulacağı’ meselesinin üzerine polise verilen bu teminatı ekleyip değerlendirin!
Resim... ‘Efendimis’in güvenliği, ‘efendimis’in ordusu...

•••

‘Karakoldaki ayna’yı atlayıp hapse düşme şansını yakaladınız diyelim. Öyle kolay değil o işler. 675’inci KHK, ‘düzeni sağlamaya’ yeminli. Çünkü artık cezaevinde bulunanların avukatlarıyla görüşmeleri savcı tarafından kaydedilebiliyor. Savcıya itiraz, cezaevinde ‘istenmeyen’ davranış mı... 7. fıkra yapmışlar. Buna göre; “Hükümlü hakkında tutanak tutulması halinde, cumhuriyet başsavcılığının istemiyle, hükümlünün avukatlarıyla görüşmesi infaz hakimince altı ay süreyle yasaklanabilir.”

•••

Mesele ciddi.

Son iki KHK, işin suyunun çıktığının bir özeti. FETÖ’yle başlayan kâbus, OHAL filan hikâye. Durum tam olarak totaliter sisteme geçiş pratiği. Ötesi; toplumun daha da kutuplaşmasına neden olacak bir masaj!
Saray ve iktidar diyor ki:

“Ya reisin yanında yürüyen yerli ve milli bir vatandaşsın ya da teröristsin!”

Bu kadar net, bu kadar açık!

•••

Faşizmin ilelebet sürmeyeceğini bilmek için az buçuk mürekkep yalamış olmak ve tarih bilmek yetiyor. Medyum olmaya gerek yok. Bu çağda, ‘biraz demokrasi geleneği olan yerde’ totaliter rejimlerin tutmayacağı kesin. Sancılı ve ağrılı bir dönem. Ancak Türkiye’de daha tatsız bir risk var. 15 yıl gibi kısa sürede altüst edilen tel tel dökülmeye mahkûm bırakılan kurumların, yüz yıl geçse bile kendini yenileyemeyeceği ve bocalayacağı kesin.

•••

Yine Cumhuriyet Bayramı’na ait bir başka fotoğraf. 109 kamyon ile 29 Ekim koreografisi. Akla, zekâya ziyan. Ölümüne çirkin. Tıpkı giderken bırakacakları resim gibi. Kamyon Cumhuriyeti...
Devrildi devriliyor!

***

Bozuk Pusula: Felsefi bir roman

kamyon-cumhuriyeti-devrildi-devriliyor-203079-1.

Resmi olarak ‘ilk kitabı’ deniyor da değil aslında. Biraz Kafka gibi... Yazdıklarını kurtarmaya çalışıyoruz. Yakın dostumuz, oradan biliyoruz. ‘Bozuk Pusula’ hayatı dibinden başlayarak yaşamış, kimi suçu kimi asaleti içselleştirmiş, her biri baba figürüyle farklı farklı hesaplaşmalar içinde olan erkekleri anlatan felsefi bir roman.

Ayrı ayrı filizlenen hikâyeler ilginç bir biçimde toparlanıyor. ‘Tek adam’, ‘tek kadın’, ‘tek baskın kişi’ yok. Anti-kahramanlara sırtını veren Bozuk Pusula, bir tarafıyla suçu diğer tarafıyla asaleti ve bilgeliği sorguluyor. Ali Bahtiyari, büyülü cümleleri sırandan bir şeymiş gibi kitabın ortasına bırakıyor. Hiç tereddüt etmeden müthiş keyifli bir yolculuğa çıkacağınızı, kimi zaman kaybolsanız da hiç ummadığınız bir zamanda yolunuzu bulacağınızı söyleyebiliriz. Ali Bahtiyari’nin, 19 Kasım Cumartesi günü Koton Kitap standında ‘Bozuk Pusula’yı imzalayacağını da belirtelim.

***

‘Haklıyız kazanacağız’

Başkalarının yerine utanmak nedir bilir misin Abidin? Adettendir, ilgili muhtelif zamanlarda, ‘hepiniz oradaydınız ulan’ tayfası baştan izlenip anımsanır. Ahmet Kaya’nın başını yiyenler.

Rezillik, namussuzluk... ‘Affedilmeyecek olanlar’ listesi. Sanki biraz bu şarkıya uygundur. “Diyarbakırlıymış adı Bahtiyar, suçu saz çalmakmış öğrendiğim kadar...”

Ahmet Kaya ilk gençlik yıllarımızın ve sonrasının en kadim dokunulmazlığıdır. Tıpkı Grup Yorum gibi. Kaya’nın doğum gününe denk gelen bir çalışma.

Hüzünlü desen hüzünlü, coşkulu desen coşkulu.

İdil Kültür Merkezi’ne yapılan polis baskını, kırılan enstrümanlar... Onlarla koronun çaldığı parça. Acıdan, baskıdan, trajediden çıkan umut. ‘Her şeye rağmen’ duygusu... Umut, bu kadar mı güzel anlatılır?
Ahmet Kaya da Grup Yorum da kırmızı çizgimiz. Kırık piyanonun tuşlarından şehre yayılan bir ezgi:
“Haklıyız kazanacağız...”

***

Bana var size yok!

kamyon-cumhuriyeti-devrildi-devriliyor-203080-1.

Propaganda, haberleşme, bilgi verme, kamuoyu oluşturma faaliyetlerini camide ‘sala erişimi’ne kadar yükselten iktidar tek kale maç yapmayı seviyor. “Bana var size yok! Tek sese alışacaksınız, gerekirse internetinizi de keseriz!”

Sadece bölgede günlerdir internet erişiminin ‘sağlanmaması’, iktidarın ‘alışmayacağımız’ yöntemlerini ortaya koyuyor. Aynı zamanda büyük bir hukuksuzluk da ortaya çıkıyor. İnternet erişimi sağlamakla yükümlü 6 firma ödenen bedele rağmen halkın hakkını gasp ediyor. Sadece bilgi değil, Urfa’dan Hakkari’ye, Şırnak ve Diyarbakır’a kadar olan bölgede sağlık, eğitim, bankacılık hizmetleri de kesintiye uğruyor. Yıllarca “Kürtler bedava elektrik kullanıyor’ dendi ya... Gerçek başka bir şekilde tezahür ediyor; bölge halkı parasını ödediği halde internete giremiyor. Haydi biraz da... Ama yeni Türkiye bunları konuşmanın yeri değildi değil mi?