Kanarya’daki Suriye
AYÇA SÖYLEMEZ AYÇA SÖYLEMEZ

Suriyelilere maaş bağlandı, hastanelerde bedava muayene oluyorlar, hayatları bizden rahat…”

Mültecilerin sayısı arttıkça, onlara karşı bu tür düşmanlık içeren söylentiler de artıyor. Yukarıdaki gibi birçok yalan ya da çarpıtma içeren haber veya açıklama, bazen de siyasiler eliyle dolaşıma sokuluyor.

Meclis Mülteci Hakları Alt Komisyonu, ‘TBMM Göç ve Uyum Raporu’ geçen hafta tamamladı. Rapora göre, ‘geçici koruma’ statüsünde, yani kayıtlı 3,4 milyon Suriyeli mülteci var. Peki 3,4 milyon insan nerede çalışıyor, ne yiyip içiyor, nasıl yaşıyor?

Söylentilerin ötesindeki gerçek ne?

Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Mimarlık Fakültesi Şehir ve Bölge Planlama Bölümü’nden Papatya Bostancı’nın ‘Suriyeli Mülteci Kadınların İşçileşmesi, Kanarya Mahallesi Tekstil Sektörü Örneği’ başlıklı lisans bitirme tezinden:

“Türkiye’ye üç sene önce geldim. Ablamın kocasının kardeşleri daha önce Kanarya Mahallesi’ne yerleştiğinden biz de buraya geldik. İki kız kardeşimle birlikte ablam ve eniştemle aynı evde yaşıyoruz. Suriye’deyken Şam’da hukuk 3. sınıf öğrencisiydim. Şu an beraber tekstilde çalıştığım benden bir yaş küçük kız kardeşim de Fransızca Öğretmenliği 1. sınıftaydı. Hukuk okuyordum ama adaletle ilgili bize öğretilenlerin hiçbirinin gerçek hayatta karşılık bulmadığını anladım. Suriye’de iken çok rahat yaşıyordum burayla kıyasladığın zaman, hayatımız şu an gerçekten feci bir durumda. Gördüğün bu kutu gibi evde 8 kişi kalıyoruz. Burada üniversiteye devam etmek isterdim ama hiçbir gelirimiz olmadığı için çalışmak zorundayım. Bir an önce savaşın bitmesini umut ediyorum ve ülkeme dönüp okuluma devam etmek istiyorum.”

“13 yaşındayım. Beş sene önce ailemle birlikte Türkiye’ye geldik. Babam bizden birkaç ay önce geldiği için biz de direkt onun yanına, Kanarya Mahallesi’ne geldik. Annem hasta olduğundan dolayı çalışamıyor, babam ise şu an işsiz. Beş senedir buradayım ve Türkçe biliyorum artık. Suriye’de iken sadece babam çalışıyordu ve hepimiz okula gidiyorduk. Üç kardeşiz ve şu an hiçbirimiz okula gidemiyoruz. 10 yaşında olan kız kardeşimi okul göndermek istedik ama yakındaki okul kaydetmedi. Daha uzak bir okula da servis parasını veremeyeceğimiz için gönderemedik.”

“Biz 2012 yılının ortalarında Suriye’nin Halep bölgesinden Türkiye’ye geldik. Eşim, iki çocuğum, kaynanam ve iki görümcemle birlikte üç saatlik bir yürüyüşten sonra Türkiye sınırından kaçak olarak girdik. O zaman ben hamileydim ve çok zorlandım. Daha sonra Hatay’dan bir otobüsle 24 saatlik bir yolculuktan sonra İstanbul’a geldik. Eşimin arkadaşları daha önce Kanarya Mahallesi’ne gelip yerleştiğinden dolayı bizi onlar karşıladılar. İki ay onların kaldığı iki göz bir evde biz de misafir olarak kaldık. Toplamda 15 kişi kalıyorduk bu evde. Daha sonra eşim iş bulunca taşınmak için ev aradık. Bu süreçte çok sıkıntı yaşadık. Başlarda ‘Siz Suriyelisiniz size ev yok’ dediler. Daha sonra şu an kalmakta olduğumuz evi bulduk. Aslında burası ev değildi, plastik ve kâğıt toplayıcılığı yapan biri depo olarak kullanıyormuş, biz burayı 500 TL’ye kiraladık. Bir ay boyunca duvarlarındaki, yerlerdeki pislikleri temizlemeye çalıştım. Zaten hava almıyor, yerler beton ve çok rutubet oluyor. Çocuklarımın ikisi astım hastası, şimdi durumları daha kötü oldu. Önceden görsen bu evde hayvan bile yaşayamaz derdin. Biz şimdi daha iyi bir eve geçmek istiyoruz ama kiralar çok fazla, ödeyebileceğimiz paralara da ancak bunun gibi evlerde oturabiliyoruz.”

Papatya Bostancı, tezinde, “Bu piyasanın ucuz ama uzun ve yorucu mesaisi, güvencesiz ve ağır çalışma koşulları çok pervasız bir şekilde mülteci kadınlara yansıtılmakta, zaten düşük olan ücretler daha da düşük verilerek -hatta bazen hiç verilmeyerek- Suriyeli mülteci kadınlar tamamen bir sömürü unsuru olarak görülmektedirler” diyor.

Emek sömürüsünün en ağırını yaşayan mültecilere, Türkiye’ye ‘tatile gelmişler’ gibi bakılmaya devam ettikçe de bu sömürünün duyulması zor görünüyor.