Kanonik toplum
RAHMİ ÖĞDÜL RAHMİ ÖĞDÜL
Tek tek parçaları, tekil bedenleri birleştirerek inşa edilmiş bütünsel kanonik toplum, bedenin, bedenlerin düşmanıdır

Despotun eline düşmeye görün, elinde oyun hamuruna dönüşürsünüz. Ülkeyi kendi oyun alanı, toplumu ise kendi imgesine göre biçimlendireceği bir kil kütlesi olarak görecek ve bir heykeltıraş edasıyla imgelemindeki toplumsal bedeni yaratmaya koyulacaktır. İmgelemindeki toplumsal beden, Salisburyli John’un 12. yüzyılda tanımladığı organlı bedendir, bir organizma: ‘Devlet bir bedendir.’ Despot bu bedenin başıdır; gözler, kulaklar ve ağız despotun savcıları, yargıçları ve valileri. Kolları ise kolluk kuvvetleridir. Ayaklar halktır, ayak takımı; işçiler, köylüler, üretenler, beyaz yakalılar, mavi yakalılar ya da günümüzdeki tüm örgütsüz ve güvencesiz çalışanları tanımlayan prekarya.

Biçimi sadece sanatın, edebiyatın ya da mimarlığın konusu, bir estetik mesele olarak düşünmeyin. Biçim politiktir. Akışkan olan bir şeyi biçime sokmaya kalkıştığınızda politikanın, kanunların alanına giriyorsunuz demektir. Kanun sözcüğü Batı dillerinde ‘kanon’a dönüştüğünde, sadece yasaları vurgulamakla kalmadı, edebiyat ve sanattan tutun da hayatın her alanında ilke, kural ve sınırlarla akışkan olan bir şeye bir biçim dayatma meselesi haline gelmiştir. ‘Kanun’ ya da ‘kanon’ sözcüğünün, kamış anlamına gelen İbranice ‘kane’ ya da Yunanca ‘kanna’dan türediği ve ilk önceleri ölçüm sopası olarak kullanıldığı biliniyor. İngilizcedeki ‘ruler’ sözcüğünün hem cetvel hem de hükümdar anlamına gelmesi boşuna değil; hükümdar ölçüm sopasıdır. Gerektiğinde yeryüzünü ölçüp biçen, parsel parsel bölen emperyal bir sopadır, gerektiğinde kolluk kuvvetlerinin elinde kafamıza inen sopa. Ve finans-kapitalin en sömürücü, en ırkçı ve en emperyalist unsurları, yani ölçüm sopaları bir araya gelip diktatörlük kurduklarında bunun adı faşizmdir. Faşizm, kalın sopadır; sağlam olsun diye sıkı sıkı sarılmış çok sayıda çubuktan oluşan sopa anlamına gelen Latince ‘fascis’ten türemiştir. Sopa iktidardır. Heterojen unsurların yatay ilişkilerle kendi aralarında kurdukları toplumsal bedeni biçimsiz ilan edecek ve inşa edeceği kendi kanonik bedenini halka, yani ayaklara taşıtacaktır.

Sanat tarihinde ilk kanonik bedene İÖ 5. yüzyılda rastlıyoruz. Heykeltıraş Polikleitos ‘Mızrak Taşıyıcısı’ adını verdiği erkek heykelini biçimlendirmiş ve yapıtı üzerine ‘Kanon’ adını taşıyan bir de kitap yazmıştır. Günümüze ancak fragmanlar halinde gelen kitabında Polikleitos, güzelliğin sayılardan yavaş yavaş ortaya çıktığını söylüyordu. Kanonik beden sayıların bedenidir; bütün ile parçaları arasında kurulan sayısal bir simetriye dayanıyor. Parçalar tek başlarına güzel değillerdir, ancak bütün içinde yer aldıkları ölçüde güzelliğe katkıda bulunurlar. Platoncu anlayış da parçaların bütün içindeki orantısal ilişkileri sayesinde güzelliğin ortaya çıktığını, bütünün güzel olduğunu vurguluyor.

Tek tek parçaları, tekil bedenleri birleştirerek inşa edilmiş bütünsel kanonik toplum, bedenin, bedenlerin düşmanıdır. Kanonik bir toplumsal beden yaratmak için tekil bedenler zorla kanonun içinde hapsedilmiştir. Despotun baş olduğu ve bedenlerin başın organlarına dönüştüğü bir organlı bedendir bu, bir organizma. Antonin Artaud demişti: “Organizmalar bedenin düşmanları.” Ve eklemişti: “Beden bedendir yalnız başına, organa ihtiyacı yok, beden asla bir organizma değildir.” Artaud’nun keşfettiği organsız bedendir: “Esasında organsız beden organları olmayan bir beden değildir, sadece organizması, yani organların organizasyonu yoktur. O halde organsız beden belirsiz bir organ olarak tanımlanır, oysa organizma belirli organlarla tanımlanmaktadır” (Deleuze, Duyumsamanın Mantığı, Norgunk). Salisburyli John "devlet bir bedendir" dediğinde yeri ve işlevi tanımlı organlardan oluşan bir organizmadan söz ediyor, despotun baş olduğu bir organizma. Ve bu organizma içinde tekil bedenler yerleri ve işlevleri belirlenmiş organlara dönüşmüştür. Organsız beden yeri ve işlevi belirsiz bir organ olarak tanımladığına göre yerinden çıkmış bir organdır ve çıktığı an çok amaçlı hale gelmiştir. Gezi’de yerimizden çıkmış ve çok işlevli organsız bedenlere dönüşmüştük. Ama devlet, yerinden çıkmış organları yeniden yerine yerleştiren bir çıkıkçıdır. “Çok amaçlı bir organ olabilmek için organik olmayı bırakmak”, çıkmayı gerektiriyor. Kanonun dışına çıkıp açık havada gezmek. Yapabiliriz, despotun baş olduğu organizmadan kurtulmak için başka da çıkışımız yok. Despotun organı mı yoksa organsız beden mi? Başka bir dünya, organsız bedenlerin kendi aralarında kuracakları bağlantılarla yaratılabilir ancak, despotun organlarıyla değil.