Kapitalizmin hayalet şehirleri: Modern hayalet şehirler
Anıl Aba Anıl Aba
Kapitalizm sürekli kriz üreten bir sistemdir. Her krizin sonunda büyük bedeller ödenir. 1973 ve 1979 yıllarındaki petrol fiyatlarının artmasıyla tetiklenen ekonomik krizlerin en çok etkilediği şehirlerden biri, haliyle, Detroit olmuştu

ANIL ABA
Yrd. Doç. Dr., İktisat

Kaldırımlarda çimler ve yabani otlar bitmeye, gökdelenlerin tepelerinde devasa ağaçlar boy göstermeye başlamış. Binaların güney cepheleri sarmaşıklarla sarılmış. Fareler metruk apartman dairelerini istila etmiş. İnsanların yokluğunu fırsat bilen rakun, sülün ve sincap gibi yabani hayvanlar şehre geri dönmüşler. Boş caddelerde ise köpek sürüleri cirit atıyor…

En düşük işsizlik ve en yüksek ev sahibi olma oranlarıyla vaktiyle Amerika’nın en müreffeh şehirlerinden olan, nam-ı diğer Motor Şehri, Detroit doğa tarafından ıslah ediliyor. Doğa kapitalizmden intikamını alırken Amerikan rüyasının başkenti de siluetini yavaş yavaş kaybediyor.

Kapitalizmin altın çağını yaşadığı 1950’li yıllarda nüfusu 1,8 milyonu aşan Detroit’te bugün sadece 670 bin kişi yaşıyor. Şehir genelinde yüzde 20-30 bandında olan adreslerin boşluk oranı bazı bölgelerde yüzde 50’nin üzerine çıkıyor. Medyan ev fiyatı 40 bin dolara kadar düşmüş durumda. Şehrin kenar mahallelerinde 1000 dolara bile satılık evler var. Yanlış okumadınız; sıfırlar eksik değil, bin dolar.

Sadece Detroit’le kalsa yine iyi; başta Oklahoma, Illinois, Texas, New Jersey, Missisippi ve Indiana olmak üzere birçok eyalette boşluk oranları yüzde 10 ilâ 30 arasında değişen böyle sayısız şehir var.

Kapitalist şehirleşme ve biyopolitika

Otomobilin icadından önce Detroit küçük ve mütevazi bir Amerikan şehri iken 1927 senesinde Ford’un 90 bin kişilik fabrikasını açmasıyla birlikte dünyanın en önemli modern sanayi kentlerinden biri haline gelmişti. Michigan’daki otomobil fabrikaları cam, alüminyum, bakır, çelik, deri, lastik, elektrik ve elektronik gibi çeşitli sanayi kollarının da büyümesini tetikledi. Çarpan etkisiyle birlikte, tüm bu fabrikaların üretim bantlarında çalışacak yüzbinlerce işçi ve yedek bir işçi ordusuna ihtiyaç olduğundan alt sınıftan beyaz Amerikalılarla birlikte güney eyaletlerdeki siyahlar ve Meksikalılar Michigan’a göç etmeye başladılar. Buraya gelen ailelerin bankacılık, berber, sinema, restoran, tamirat, bakkal ve çakkal gibi ihtiyaçlarının karşılanması gerektiğinden, hızla artan sanayi işçisi talebi hizmetler sektörünün de hızla genişlemesine sebep oldu. Ve tabii inşaat sektörü… Ford nerdeyse bütün Amerika’yı araba sahibi yaparken 25-30 yıllık ekonomik genişleme süresince Detroit şehrinin nüfusu tam dört katına çıktı.

Kapitalizm sürekli kriz üreten bir sistemdir. Her krizin sonunda büyük bedeller ödenir. 1973 ve 1979 yıllarındaki petrol fiyatlarının artmasıyla tetiklenen ekonomik krizlerin en çok etkilediği şehirlerden biri, haliyle, Detroit olmuştu. Artan benzin fiyatlarıyla birlikte büyük kasalı ve yüksek motorlu Amerikan arabalarını kullanmak pahalılaşmaya başlamış, talep daha ziyade küçük kasa ve düşük motorlu İtalyan, Japon ve Fransız (bkz. Renault Le Car) yapımı otomobillere kaymıştı. Fordist seri üretim, değişen talebe cevap verebilecek esnekliğe sahip olmadığı için pazar payı giderek küçülmüştü.

Motor City’deki fabrikaların üretimi azaldıkça işsizlik hızla artmaya başladı. Sanayi istihdamı birkaç sene içinde yüzde 80-90 oranında azaldı. Uzun süre iş bulamayan fabrika çalışanları başka eyaletlere göç ettiler. Sanayide çalışan nüfus diğer eyaletlere kaçtıkça müşterilerini kaybeden berberler, tesisatçılar, bakkallar ve diğer hizmet firmaları da zincirleme bir şekilde kepenk indirdiler. Bu toz dumandan geriye artık terkedilmiş bir şehir kaldı.

Dünyada da artıyor

Kapitalizmin gelmesiyle birlikte Rusya ve Çin’de de hayalet şehirler mantar gibi türedi. Ama farklı sebeplerle… Rusya’da hali hazırda var olan sosyalist şehirler terkedilirken Çin’de yeni inşa edilen kapitalist şehirler bomboş bekliyor.

Bazı Rusların “komünizmin gerçekten işlediği tek yer” dediği Pyramiden, Sovyetlerin madencilik kentlerinden olan Kadykchan, Finlandiya sınırındaki Kirovsk kapitalizm geldikten sonra kaderine terkedilen Sovyet şehirlerinden sadece birkaçı. Sosyalist dönemlerde devletin hizmet götürdüğü bu küçük şehirler, kapitalist dönemde hem fabrikalar kapandığı hem de müşteri tabanı yetersizliğinden ötürü hizmet gelmediği için zamanla hayalet şehir haline geldiler. Doksanlı yılların kapitalizminde insanların yemek için sokak köpeklerini vurduğu anlatılır.

Çin’de ise durum tam tersi. Tıpkı bizde olduğu gibi, ekonomik büyümeyi sürdürmek için devlet emlak sektörünü körüklüyor. Fakat Çin ekonomisi, yeni inşa edilen bu siteleri, AVM’leri, şehirleri dolduracak efektif talep üretemiyor. Dünyanın en büyük hayalet şehri olan Ordos Kangbashi’de iki milyon nüfus kapasitesine karşın sadece 100 bin kişi yaşıyor. Bu durum emlâk piyasasında bir şişmeye işaret ediyor.

Brezilya 2014 Dünya Kupası için 12 yeni stadyum inşa etmişti. Üst liglerde takımı dahi olmayan 500 bin nüfuslu şehirlere 40-50 bin kişilik stadyumlar yaptılar. Sadece üç-dört maç oynanan bu stadyumların çoğu metruk durumda. Yetkililer Manaus’taki Arena da Amazonia’yı, boş durmasın diye, hapishaneye çevirmeyi düşünüyor. Bizde de Olimpiyat Stadı ve İstanbul Park pistinin ne halde oldukları ortada.

Tıpkı gökdelenler gibi (bkz. gökdelen laneti) hayalet şehirler de kapitalizmin canlanma ve çökme çevrimlerinin sembolü haline geldi. Opera binaları, iş merkezleri, müstakil evler ve köprüler için harcanan onca emek, zaman ve kaynağı düşünün. Bunca evsiz ve yoksul insan varken sistemin yarattığı şu israfa bakın. Ama sorsanız serbest piyasalar çok verimli…

Yazarın Diğer Yazıları
Yorumlarınız