‘Kapitalizmin krizi’ başlıklı kitap üzerine bir değerlendirme
Aziz Konukman Aziz Konukman
Başlıkta adını kısaltılmış olarak verdiğimiz kitabın uzun açılımı şöyle : “Kapitalizmin Krizi: 2008 Krizinin Eleştirel Bir Çözümlemesi ’’. Gazi Üniversitesi Maliye Bölümü öğretim üyesi...

Başlıkta adını kısaltılmış olarak verdiğimiz kitabın uzun açılımı şöyle : “Kapitalizmin Krizi: 2008 Krizinin Eleştirel Bir Çözümlemesi ’’. Gazi Üniversitesi Maliye Bölümü öğretim üyesi Doç. Dr. Mustafa Durmuş imzasını taşıyan kitap , Mayıs 2009 ‘da Tan Yayınları tarafından yayımlanmış.
Kapitalist üretim tarzının uzlaşmaz çelişkileri ile finansallaşma arasındaki bağ üzerinden kurgulanan kitap , 7 bölümden (225 sayfa) oluşuyor. “Tarihsel Süreçte Kapitalizmin Krizleri” başlıklı birinci bölümde; yazar kapitalist krizlerin geçmişinin 1845 tarihine kadar gittiğini, o tarihten bu yana yerel, bölgesel ve küresel nitelikte olmak üzere üç tür krizlere rastlandığını tarihsel süreç içinde anlatıyor. Örneğin ilk küresel nitelikteki krizin sanıldığı gibi 1929–1933 krizi olmayıp, 1873-1898 ABD ve Avrupa krizi olduğunun altını çiziyor. “2008 Küresel kapitalist krizinin kapsamının ve derinliği”nin analiz edildiği ikinci bölümde bu krizin genel iktisadi etkileri başta olmak üzere sermaye birikimi, emek ve kamu maliyesi üzerindeki etkileri anlatılıyor. 2008 krizinin nasıl bir sermaye yitimine, mülksüzleşmeye, işsizlik ve yoksulluğa ve bütçe açıkları ve borç stoku artışına yol açtığı açıklanıyor.
“2008 Küresel Kapitalist Krizin Gelişi” başlıklı üçüncü bölümde, yazar kriz öncesindeki 1990-1997 ABD canlanma dönemi ve 2001-2006 dünya büyük moderasyon/ ılımlılık döneminin iktisadi bir analizini yaparken, yaklaşmakta olan krizi öteleme mekanizması olarak eşik altı konut kredilerinin nasıl hayata geçirildiğini (2000-2007) böylece yaklaşan krizin nasıl balon ya da köpükler yaratılarak ötelenmeye çalışıldığını anlatıyor. Yazar bu bölümde aynı zamanda bu balonun nasıl patladığını bütün ayrıntılarıyla açıklıyor.
Neo-liberalizmin ve finansallaşmanın 2008 krizindeki özgün rolünün anlatıldığı dördüncü bölümde ise yazar 1990’ların ortalarından itibaren ortaya çıkan türev piyasaların ve beraberindeki menkul kıymetleştirmenin büyüklüğü, yarattığı riskler ve ortaya çıkan spekülasyonlar bağlamında krizin nasıl tetiklendiğini ve sadece 3 hafta içinde bütün dünyaya yayıldığını açıklıyor ve günümüz finansal piyasalarının krizler çıkartmadaki özgün rolünü tartışıyor.
Anti-kriz devlet müdahalelerinin hem etkinlik hem de adalet açısından tartışıldığı beşinci bölümde yazar, şu ana kadar uygulanan para politikaları ve Keynesyen maliye politikaların neden gerçekte çözüm olmadığını açıklarken, aynı zamanda da bu politikaların krizin faturasını emekçilere çıkartarak, karların özelleştirilirken zararın sosyalleştirilmesi biçimindeki burjuva politikalarına nasıl hizmet ettiğini çarpıcı bir biçimde ortaya koyuyor.
2008 Krizinin Türkiye yansımalarının anlatıldığı altıncı bölümde, artan işsizlik ve yoksullaşma, düşen kapasite kullanımı oranları, daralan ihracat, yükselen döviz kuru, ekonomik küçülme ve diğer birçok makro gösterge üzerinden bu krizin Türkiye’ye teğet geçmediği, tam tersine özellikle emekçilerin hayatını çok derinden etkilediği rakamlarla açıklanıyor.
2008 Krizinin Eleştirel Bir Çözümlemesi ve Çözüm Üzerine başlıklı son bölümde yazar, finansal krizin aslında bir semptom olduğunu, kriz yaratan asıl mekanizmanın kapitalist üretim tarzı olduğunu anlatıyor. Bu bağlamda da krizlerden kurtulmak için kısa vadeli bir emek programı açıklarken, uzun vadeli olarak mevcut üretim tarzının değiştirilmesi gerekliliğinin altını çiziyor ve emekçilere sömürüsüz, krizsiz, barış içinde yaşanılabilecek, emeğin en yüce değer olarak kabul edildiği bir toplum, bir Türkiye ve bir dünya kurmanın mümkün ve gerekli olduğunu müjdeliyor.
Dünyadaki sol iktisatçı ve akademisyenlerin 2008 krizine ilişkin olarak tartışmalarının da yansıtıldığı kitap, oldukça faydalı, kısa bir kriz sözlüğü ile tamamlanıyor.
Kitabın, adı kriz olup da içinde gerçekten krizin anlatıldığı nadir örneklerden biri olduğunun altını çizmek gerekiyor. Ayrıca, kitabın çok sayıda iktisadi ve siyasi analiz içermiş olması, çok yoğun bir araştırma ve emek ürünü olduğunu gösteriyor. Kitap, yazarın ithaf ettiği “krizin gerçek mağdurları” emekçilerin kapitalizmi daha iyi tanımaları ve onunla yüzleşmeleri için de iyi bir kaynak niteliğinde.
Kitabın tek eksikliği, kapitalizmin uzlaşmaz çelişkileriyle finansallaşma arasındaki bağa yoğunlaşması nedeniyle reel sektördeki krize doğrudan bir şekilde yeterince eğilememiş olmasıdır. Bundan sonraki baskısında doğal olarak yazardan, reel sektördeki krize ilişkin
(örneğin GM, Chrysler gibi otomotiv devlerinin krizi ve kurtarılmalarıyla ilgili) bir analiz yapması beklenmektedir.
Emekten yana güçlerin krizle ilgili değerlendirme yaparken, sevgili dostum Durmuş’un kaleme aldığı bu değerli çalışmadan yararlanacağını umuyorum. Bu değerli katkısından dolayı kendisini kutluyorum.