Kaptan Fantastik: Esas ekstrem ‘normal hayat’ denilen
TUĞÇE MADAYANTİ DİZİCİ TUĞÇE MADAYANTİ DİZİCİ
‘Kültür, medeniyet dediğimiz şey bu mu? Peki sen bu konuda ne düşünüyorsun?’ sorularını ezberden kaçarak cevaplamamız için uğraşan Kaptan Fantastik, basmakalıp olandan kurtulmayı başarıyor

Bu yılın en sevdiğim filmlerinden biri Kaptan Fantastik. Bir süper kahraman değil, süper bir insan filmi. Filozof krallar ve kraliçeler gibi yetiştirdiği altı çocuğu ile, modern toplumun zehirli dünyasını reddederek ormanın derinliklerinde yaşayan bir babanın provokatif ve düşündürücü masalını anlatan bir film. Alternatif düşünme ve yaşama biçimleri sunarak bildiğinizi iddia ettiğiniz ama hiçbir zaman uygulamaya koymadığınız hikâyenizin filmi. ‘Bizim kültür, medeniyet dediğimiz şey bu mu? Peki sen bu konuda ne düşünüyorsun?’ sorularını ezberden kaçarak cevaplamamız için uğraşan Kaptan Fantastik basmakalıp olandan kurtulmayı başararak seyirciye ilham kaynağı olan bir film. Kısacası bir umut.

Ciddi eleştiriler
Matt Ross’un yönetip aynı zamanda kaleme aldığı senaryosu yer yer tökezlese de, finali filmin genel derinliğine ayak uyduramamış olsa da sahici ve dokunaklı hikâyesi ile tüm bu eksiklikler rahatlıkla unutuluyor. Kapitalizmin ekonomi, politik sistemler ve sosyokültürel yaşam üzerinde kurduğu baskı ve kontrole tümden karşı duruşlarının ilhamını Noam Chomsky’den alan aile, böylece entelektüelliklerinin temelini de sağlamlaştırmış oluyor. Eğitim sistemine, sistemli dinlerden olan Hıristiyanlığa karşı duruşları ile özellikle devlet kapitalizmi yorumuyla ABD`deki sektörlere ciddi bir eleştiride bulunuyorlar.

Ben iyi bir baba mı?
Filmde baba Ben’in (Viggo Mortensen) söylediği, temsil ettiği ve desteklediği her şeye ben de inanıyorum. Ben rolünde izlediğimiz Mortensen’in performansı o kadar doğal duruyor ki aktörün gerçek hayatında da filmin felsefesini benimsemiş biri olduğunu hemen hissedebiliyorsunuz. Maskülen ama aynı zamanda da hassas görünebilen Mortensen zaten son derece sofistike bir aktör, kendisi aynı zamanda şair, ressam ve fotoğrafçı. Peki Ben iyi bir baba mı? Hiç şüphe yok ki, Ben çocuklarını çok seven bir baba. Natüralist olan babanın çocuklarına bireyler olarak tanıdığı alan pek çok kişi özellikle de ebeveynler tarafından fazla radikal gözükebilir. Örneğin çocukların bıçak kullanmaları, dik yamaç tırmanışları yapmaları, fazlasıyla dürüst olmaları ve hırsızlık yapmaları gibi. Ama modern hayatın tehlikeleri, ikiyüzlülükleri, kapitalizm söz konusu olduğunda tüm bunlar makul karşılanabilir. Filmde en çok rahatsızlık duyduğum şey aileden kimsenin vejetaryen olmaması. Bu fazlasıyla göze batıyor ve bir şeyleri eksik bırakıyor. Sanırım yönetmen etobur. Bu arada filmde kimse mükemmel değil ve kimse kahraman değil ve kimse kötü adam değil. Hollywood filmlerinin saçma sapan mutlu sonlarının yerine bu film seyirciye bir umut ve ilham vererek bitiyor.

Neden çok sevdim?
Bu filmi içselleştirmeyen negatif yazıları bence hiç kaile almayın. İçinde böyle bir dünya barındırmayan kimse bu filmi tam anlamıyla beğenmeyecektir. Gidin ve kendinizle soru cevap oynayın. Filmi bu kadar çok sevmemin nedenlerinden biri, izlerken film hem kendime sövmeme sebep oldu hem de dayatılan hayata ses çıkaran karakterleri izledikçe keyiflenmeme sebep oldu. Tembellik kanımıza işlemiş, yapamadıklarımızı bile film karakterlerine yaptırıp kendimizi rahatlatıyoruz, diye düşünüp bir kez daha kendime kızdım. Kısacası film algılarınız açık, önyargılarınız kapalıysa kendinizle uğraşmanızı sağlıyor. Bu çok önemli bir misyon. En son bu duyguyu Into the Wild filminde yaşamıştım. O duyguyu yaşadın da ne oldu? Bir şey değişti mi? derseniz, lanet olsun ki, hayır. Son olarak, sistemi yıkmaktan ziyade sistemi kimin yıktığı ve neden yıktığı önemli benim için. Yani sistemi yıkmak için yola çıkanların fanatik olmadan önce Kaptan Fantastik olmaları gerekiyor.