Karaman suçluları
SELÇUK CANDANSAYAR SELÇUK CANDANSAYAR

Sonuncusunu BirGün’ün ortaya çıkarıp, üzerinin örtülmesini engellediği çocuk istismarı ve tecavüzlerindeki korkunç artışı nasıl açıklamalıyız?

TÜİK verisine göre cinsel suça maruz kalan çocuk sayısı, 2009 yılında 562 iken 2014 yılında 11.095’e çıkmış. Tıpkı kadına yönelik şiddetteki artışın nedeni olarak gerekçelendirilen yasal düzenlemelerin katkısı ve gelişen toplumsal duyarlılıkla görünürlük mü arttı? Yoksa on yılı aşan AKP iktidarının yarattığı ‘Yeni Türkiye’, çocuk istismar ve tecavüzlerinin önünü mü açıyor?

Karaman suçuna ve verilen tepkilere yakından bakmak bu ikilem hakkında bize fikir verebilir.

Çocuk istismarı ve tecavüzü hemen her toplumda en ağır suçlardan biri olarak görülüyor. Yapılan çalışmalar bu suçun kamuoyunca cinayetten daha ağır olarak değerlendirildiğini gösteriyor. Üstelik sadece habere tanık olmanın bile genel olarak utanma, tiksinme, öfke ve suçluluk duygularına neden olduğu da biliniyor.

Bu yüzden üzerine soğukkanlılıkla konuşup, tartışmanın zor ama zorunlu olduğu bir durum.

Öncelikle genele yayılan ve suçun artmasına yol açan bir yanlış bilginin düzeltilmesi gerekli. Çocuklara yönelik cinsel istismar ve tecavüz suçunu işleyen herkes ‘pedofili’ hastası değil. Bu yanlış kavramsallaştırma suçun bireysel olduğu yanılgısını artıyor, sorumlulukları azaltıyor ve mücadele olanaklarını engelliyor.

Çocuğa yönelik cinsel eylem antik Yunan’dan bu yana erkeklere tanınan bir ‘hak’ ve ‘ayrıcalık’. Roma’da, Bizans’ta ve Osmanlı’da da erkek olana kız, oğlan, büyük, küçük herkese cinsel eylemde bulunma hakkı tanınmış. Bu ‘hak ve ayrıcalık’ sadece kölelere ve kullara verilmiyor. Demem o ki yönetici sınıftan erkeklere verilen bir ‘ayrıcalık’.

Çoğu insanın canını acıtacak bu gerçek çocuğa yönelik cinsel eylemin Antik Yunan’dan bu yana, Roma, Bizans, Osmanlı boyunca varolması ve güncel sınırlarının çizilip, suç kapsamına alınmasının Aydınlanma ve sekülarizmle koşut olması.

Bugün Hıristiyan ve Müslüman din görevlileri, papazlar, tarikat yurtları gibi ortamlarda daha çok görülmesine karşın, her iki din de başlangıçlarında çocuğa yönelik cinsel eylemi günah olarak düzenlemeye gayret etmişler. Bu paradoksun kökeni ‘kime çocuk denir’ tanımının sınırlarıyla ilgili.

Her iki din de çocukluğun sınırını ergenliğin başlangıcına koymuşlar. Bazı Müslümanların kız çocuklarının başını ilk adet gördüğünde kapatmaları bu kuralla ilgili. ECPAT’ın 2015 Türkiye raporunda her beş gelinden birinin 18 yaş altında evlendirilmiş olması, 2013 yılına kadar kayıtlı olan evliliklerden 600.138’inin 18 yaş altında evlendirilmiş kız çocukları olması da bu yüzden. Mezopotamya ve Ortadoğu’ da ‘oğlan’ çocuklarının ‘bıyıkları terleyene’ kadar, büyük erkeklerin cinsel eylemlerine maruz kalmaları ‘doğal’ olarak görülüyor. Bu eylemi gerçekleştiren erkekler kendilerini eşcinsel olarak değerlendirmiyor, tersine erkekliğin şanı olarak görüyor ve cinsel yönelimi eşcinsel olanlardan da nefret ediyorlar!

Şimdi baştaki soruya geri dönebiliriz. Aile Bakanı’nın ‘bize!’ vicdansız ve izansız gelen yorumunun ardında yatan zihniyeti anlamaya başlayabiliriz. Serbay’ın (Mansuroğlu) haberindeki ilçe milli eğitim müdürünün nasıl olup da KAİMDER yurdunda, saldırganla birlikte çektirdiği fotoğrafı sosyal medyadan yayımlamasına karşın, ilçemizde böyle bir yurt yoktur diye yazılı beyan verebildiği de anlaşılabilir. Cumhurbaşkanı’nın tanımladığı karanlık ve alçak profesörlerden biri olmadığına emin olabileceğimiz profesör Milli Eğitim Bakanı’nın kendisi istifa etmese bile, Karaman Milli Eğitim Müdürü’nü neden anında görevden almadığını da anlayabiliriz.

Yine, Ahmet Hakan’ın bayraktarlığını yaptığı suç şahsidir, koskoca vakfı suçlamayın korosunun aculluğunun kaynaklarını da. Hakan gibilerin ve iktidarın aman dinimize bir zarar gelmesin diye kendilerini koruyacaklarından emin olduklarından, bu yasadışı yurtlardaki çocukların üzerine çörekleniyor bu erkek failler. Hepsi de dindarlığın koruyucu kollayıcı ve meşrulaştırıcı şemsiyesi altında çocuklarımıza musallat oluyorlar. Çünkü onlarla 3 yaşındaki kız çocuğu amcasının yanında külotla dolaşmasın diyenler arasında niteliksel bir fark yok. Böylece hiçbir denetimin olmadığı, çocukların zorbalıkla korkutulup sindirildiği, ailelerin dini yurt burası çocuklarınız dinimize emanet diye kandırılıp, susturulduğu karanlık çukurları daha da rahat açabiliyorlar.

Yeni Türkiye aynı zamanda acayip errkek de bir Türkiye. Aman errkekliklerinden kaynaklanan hak ve ayrıcalıklarına dokunulmasın. Laik eğitim zaten Kemalist zorbalıktı, en azından kadim geleneklerine uygun erkekliklerine dönerek eski medeniyetlerini yeniden inşa etmiş oluyorlar, değil mi?