Karanlıkla yüzleşmek hukuk devletiyle olur!
FİKRİ SAĞLAR FİKRİ SAĞLAR
Önceleri demokratları çok sevindiren, karanlık bir dönemle yüzleşme ve hesaplaşma umudunu doğuran, vahşi bir sürecin en önemli sembollerinden biri olarak kabul edilen, “faili meçhul siyasi cinayetlerle” ilgili davanın ikinci duruşması, önceki gün yapıldı ve beklenen oldu.
Önceleri demokratları çok sevindiren, karanlık bir dönemle yüzleşme ve hesaplaşma umudunu doğuran, vahşi bir sürecin en önemli sembollerinden biri olarak kabul edilen, “faili meçhul siyasi cinayetlerle” ilgili davanın ikinci duruşması, önceki gün yapıldı ve beklenen oldu. Ankara 1. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen dava, hayli gergin geçti.

1990’lı yıllarda işlenen 19 faili meçhul cinayetle ilgili davada Ayhan Çarkın, Korkut Eken, Ayhan Akça, Ercan Ersoy, Ahmet Demirel, Lokman Külünk, Ayhan Özkan, Seyfettin Lap, Uğur Şahin, Abbas Semih Sueri, Yusuf Yüksel, Enver Ulu, Muhsin Korman ve Nurettin Güven sanıktılar. Duruşma sonrasında Mahkeme, davanın tek tutuklu sanığı Ayhan Çarkın’ın tahliyesine karar vermekle kalmadı, aynı zamanda sanıkların duruşmalardan vareste tutulmasına da karar verdi.
• • •
Görülen o ki; Türkiye için yüz karası olan bu cinayetler, derin devletin gizli eli tarafından kollanmaya devam ediyor. Susurluk sırasında tespit ettiğimiz koruma kalkanları yine öne çıktı. Bir kez daha anladık ki; ülkemizde sistematik bir şekilde yapılan bu ‘faili meçhul cinayetler’in açığa çıkması istenmiyor.
• • •
2010 Referandumu sonrası AKP iktidarının göstermelik olarak toplumu oyalama adına başlattığı bir dizi dava, giderek geçmişi yargılama yerine, o günleri aklama projesine dönüşüyor. AKP ne kadar yeni Türkiye’den bahsederse bahsetsin, onun için yeni, devletin derin güçlerini şimdi eline geçiren kadrolar oluyor. Dün Cemaat ile birlikteydi. Şimdi kendi kadrosuyla yola devam etmeye çalışıyor.
• • •
12 Eylül davasına bakın! Milyonlarca insanın geleceğini yok eden, gencecik çocukları asan, zindanlarda, işkencehanelerde öldüren, demokrasiyi katleden, faşist bir dönemi temsilen sadece 2 kişi yargılanıyor. O günkü vahşet, tekrar dile getirilmeden, gerçeklerle yüzleşmeden, 2 kişiyle iş bitirilmeye çalışılıyor. Sonra “Darbeyle hesaplaştık” diyerek, yeni bir zafer kazanılacağı zannediliyor. Hoş! Akıl tutulması yaşayan bizler, çok değil 15 yıldan beri Susurluk gerçeklerini dinliyoruz ama her defasında bu olayları sanki yeni duyuyormuş gibi davranıyoruz.
• • •
Bu vesileyle 3 önemli hatırlatmada bulunmak isterim.

1-Ayhan Çarkın: 20 Mart 2011’de İstanbul’da düzenlenen Newroz kutlamalarına katılan ve faili meçhullerle ilgili itiraflarda bulunan eski özel harekât polisi Ayhan Çarkın, önemli açıklamalar yapmıştı. Çarkın, 90’lı yıllarda devletin en üst kademesinde kararlaştırılan bir katliam planını uyguladıklarını itiraf etmişti. Her operasyon sonrası öldürdüğü kişiler için Çatladıkapı’daki parka bir fidan diktiğini belirtmiş, sayının bine yaklaştığını söylemişti. Bu itiraflara rağmen İstanbul Özel Yetkili Savcısı Hakan Karaali tarafından sorgulanmasının ardından serbest bırakılmıştı. Çünkü savcı “somut bir delil” olmadığı sonucuna varmıştı.

Oysa Çarkın daha ileri giderek müthiş itiraflarda bulunuyordu. Diyordu ki;

“İşkencelerle hayatını kaybedenlerin hesabı adalet önünde görülsün. Şimdi yüzleşmenin tam zamanı. Bu kanlar neden aktı, bu canlar neden gitti? Ben bir gerçeğim, korkmadan gerçekleri anlatıyorum. Vatan, millet, bayrak adına yola çıkıp da yoldan sapanları, bu yolu rant kapısı yapanları görelim. O dönem devletin makamlarını işgal eden bu kişiler hesap versin. Çünkü o dönem vampirlerin can çanağına çok kan akıttık.”
• • •
2-Nuran Yorulmaz: 2005 yılında öldürülen Susurluk sanığı özel harekat polisi Oğuz Yorulmaz’ın annesi Nuran Yorulmaz herkesi şok eden iddialarda bulunmuştu. Anne Yorulmaz; “Ben evladımı devlete memur verdim, çeteci vermedim. Ortalama 93-94 kişiyi öldürmüşler. Bazı Kürt işadamlarını başta Ömer Lütfi Topal, Savaş Buldan, Behçet Cantürk gibi insanları PKK’ye destek oluyorlar diyerek devlet adına öldürdüler. Oğlum, özel harekat, vurucu tim, nereye gönderirlerse oraya gidiyor. Devlet çete yaptı. Veli Küçük Paşa bunların başıydı. Emirleri ondan alıyorlardı. Ben büyük bir ihtimalle oğlumun öldürülmesini onlardan biliyorum. Sadece Veli Küçük’le bitmez bu iş, Tansu Çiller Hanım, Mehmet Ağar, İbrahim Şahin de bu işin içinde. Alpaslan Peylivanlı’nın da katilini benim oğlum arkadaşlarıyla birlikte öldürdü.”
Anne Yorulmaz ilave etmişti... “Devlet bize sahip çıkmadı. Oysa Tansu Çiller ‘Bu devlet için kurşun atan da kurşun yiyen de şereflidir’ diyordu. Hani nerde o sözler? Hepsi unutuldu. Maşa gibi kullandılar evladımı sonra attılar bir kenara ve çekildiler işin içinden.”
• • •
3-İbrahim Şahin: Susurluk kazası sonrası çıkan fırtınada, İbrahim Şahin TBMM Susurluk Komisyonu’nda Ömer Lütfü Topal’ın öldürülmesiyle ilgili sorduğum soruya şöyle cevap vermişti: Şahin, Topal’ı öldürmediklerini, bu vahşeti yapanların olay yerine Uzi şarjörü bırakarak, “özel harekatçılara komplo kurduklarını” iddia ediyordu. Uzi silahlarının Türkiye’de (o zaman) sadece Özel Harekat polislerinde olduğunu, bu nedenle, olayın failleri olarak Özel Harekatçıları işaret ettiklerini iddia ediyordu. Bu açıklama sonrası benim, “Avukat Yusuf Ekinci’nin de Oran’da Uzi ile öldürüldüğünü” söylemem üzerine şaşırıp kendi sözleriyle yakalanmış, müthiş bir itirafta bulunduğunu anlamıştı.
• • •
İbrahim Şahin ve Mehmet Ağar’ın, Susurluk kazası sonrası kendilerini savunmak ve devletin ali menfaatlerini korumak adına, övünerek söyledikleri “Bin operasyonda 4 bin kişi öldürdük” sözleri başka bir ikrardır.
• • •
AKP derin devlet ve karanlık geçmişle yüzleşemez. Çünkü onların da sinsice yürüttükleri karanlık tarafları var. Hukuk devleti olunmadan karanlıkla yüzleşmek ve hesaplaşmak mümkün olamaz.